17 Mart 2017 Cuma | By: Squaw

Birisi, ''Haberin olsun Squ, gray bir karakter var!'' dedi sanki; Takarajima (Treasure Island)




Treasure Island (Define Adası) isimli olan bu ünlü eseri bilmeyenimiz yoktur eminim, herkes biliyordur belki ama ben gibi okumayanlarımız da vardır. Seriye başlamadan önce belki okumuşumdur ve unutmuşumdur diye düşünüyordum ama seriyi izledikçe böylesi güzel ve heyecanlı bir yapımın unutulmayacağına karar verdim. Sonuç olarak okumadığım romanlardan biriymiş. Anime versiyonu 1996 yılında bizim kanallarımızda da gösterilmiş, ben o dönem izlememişim demek ki. Sonuçta izleyip de tamamladığım şahane yapımlardan birisi oldu. Wikipedia'da araştırırken adına en çok uyarlama gelen bir eser olduğunu okudum. Hatta en sadık uyarlaması 1989 yılında olan filmmiş ve Jim karakterini de Christian Bale oynuyormuş. İzlemek lazım. Neyse, anime diyorduk. Öncelikle karakterlerden gidesim var çünkü bana göre karakterlerin gelişimi ve karakterlerin arasındaki bağın gelişimini en güzel işleyen animelerden birisiydi Takarajima. Babasını kaybetmiş olan Jim'in babasından sonra en çok hayranlık beslediği kişi, yani Silver ile olan ilişkilerinin bir noktada ters köşe oluşu ve  sonrasında ise yine -eskisi gibi olamasa da- o sevgi bağına dönüşmesinin tanıklığı bu yapımın en güzel tarafıydı benim için. Elbette başka güzel tarafları da vardı, eh onlara da değinmeden geçip gitmek olmaz haliyle ama önce konusuna değinesi var bu bünyenin. ;)




Babasının ölümünden sonra annesi ile sahip oldukları hanı işleten Jim Hawkins'in tüm hayatı bir gece mekana kalmak için gelen Billy sayesinde değişir. Hayatı boyunca hayalini kurmayı bırak, bir anlık bile aklına gelmeyecek bir yolculuğunun kapısını açmayı sağlayan Billy sayesinde Jim de babası gibi denizlere açılmayı seçer. Elbette bunu başta sadece bir kereleğine çıkacağı bir yolculuk olarak düşünen Jim hayatının en büyük yanılgısını yaşamak üzeredir çünkü deniz havası ve o denizden gelen rüzgarı soluyarak büyümüş birinin deniz sevgisini asla içinden atamadığı bir gerçek vardır. Jim henüz bunun farkında değildir. Zira Jim de denizlere açılmış olan babasına karşı olan sevgisi ve denizin onu çağıran sesleri sayesinde, o da bu hikayeden kendi payına düşeni alma konusunda  geç kalmaz. Tüm bunların yanında, efsanevi korsanlardan biri olan  ''One-legged man pirate'' ile de tanışan Jim'in denizlere açılma hikayesi çok da uzun süre beklemez. Elbette bu bir korsanlık hikayesi değildir  çünkü ne Jim korsanlara özenmektedir ne de o dönemde korsanlara tölerans gösterilmektedir. O dönemlerde korsan adını bile üstlenmiş biri yasalar karşısında ağır cezalara mahsur kalmaktadır ve masumluğu kanıtlanamazsa direk idama mahkum edilmektedir. İşte Jim de bu düşüncelerin sahip olduğu bir ülkede büyütüldüğü için korsanlardan nefret etmekte, aralarında hiçbir korsana yer verilmeyeceği inancını taşımaktadır. Haliyle korsanlar da bir nevi hayduttur.




Annesi ile işlettikleri handa yatılı kalan pek kimse olmadığı için bir suçlu ya da birilerinden kaçan kişiler için burası bulunmaz bir nimettir. Kasabalıların yalnız bırakmadığı mekan, Jim ve annesi için tek geçim kaynağıdır. Pek yatılı müşterisi olmasa da kasabalıların sık sık içmek ve eğlenceli vakit geçirmek için uğradığı mekanlardan birisidir. Belki de bu kasabalıların Jim ve annesine destek verme şeklidir, kim bilir. Hatta babasının sıkı dostları olan kasabanın doktoru ve aynı zamanda hukuksal kısmında da bulunan Doktor Livesey  ile kasabanın zenginlerden biri olan Squire Trelawney de Jim ve annesine sürekli sahip çıkmaktadır. Jim'in bu ikili ile olan iletişimi ise serinin en güzel kısımlarından birisiydi. Her ülkeye Dr. Livesey gibi bir hukuk insanı ve tıp yemini etmiş centilmenler lazım. Ne demek istediğimi ada günlerine gelince anlarsınız. ;)





Issız bir yerde olan bu hana bir gün görünüşü tamamen ürkütücü olan Billy adında birisi kalmaya gelir ve ne kadar süre kalacağını dile getirmeyen karakterimiz uzun süreli kalmaya karar verdiği bu handa Jim ve annesi ile günlerini geçirmeye başlar. Jim'in hayatının dönüm noktası da bu andır aslında.  Billy'nin sahip olduğu harita Karayipler'deki ıssız bir adada saklanmış olan Korsan Kaptan Flint'in efsanevi haritasıdır ve elbette bazı kişilerin peşinde olduğu önemli bir haritadır, kim öyle bir haritaya sahip olmak istemez ki. Yaşanılanlar sonucu Billy haritayı fazlasıyla güvendiği Jim'e emanet eder ve Jim bu emaneti sonuna kadar korur. Tahmin edeceğimiz üzere Jim, Billy'e olan sözünü tutarak haritayı korsanların eline geçmesini önleyecek şekilde korur ve Billy'nin yaşadığı olaylar sonucunda, babasının sıkı dostu olan Doktor Livesey ve Squire Trelawney ile bir gemi mürattabı tutarak hazine peşine düşerler. Elbette hazine peşinde olanlar sadece bu karakterlerimiz değildir, efsanevi Korsan Flint'in zamanında yanında olan adamları, yani tehlikeli ve efsanevi korsanlarımız da bu hazinenin peşindedir. Hazineye ulaşmak için de tek ihtiyaçları olan şey bu haritadır. Eh haritayı ele geçirmek için onlar da çoktan yola koyulmuştur. Ada, yeni misafirleri için hazır mıdır bilinmez ama denizdeki vahşi varlıkların hazır olduğu gün gibi aşikardır. Bu noktadan sonra ise sizin de ne zamandır beklediğiniz, keyifli görünen ama bir o kadar da tehlikeli olan yolculuğumuz da başlamış olur.


 



Son zamanlarda merkezine çocuk karakterleri oturtan yapımlardan uzak durmayı tercih etsem de bu ara beni en çok bu yapımlar gelip buluyor, nedeni ne bilmiyorum ama Jim'i sevdiğimi inkar edemem. Jim, babasının yokluğunda annesine işlerinde yardım etmesi gereken bir çocukluk geçirdiği için erken olgunlaşan bir erkek ama olgunluğunu göstermesi gerektiği yerde çocukluğunu arkada bırakmayı, olgunluğun üzerini örtmeye izin vermediği zaman, yani çocukluğunu ortaya çıkarması gerektiği yerde de olgunluğu odasına kilitleyip, onu arkada bırakmasını bilen bir karakter. Bu da onu fazlasıyla sempatik yapıyor. Jim belki de bu serinin en güzel karakteri. Silver var bir de, nefret ederim belki diye düşüneceğiniz ama bu seri konusunda sizi hataya düşürebilecek tek isim aslında. Sizi bilmiyorum ama ben Silver'ı sevdim, kesinlikle ama kesinlikle bir acıma duygusu değil, Jim'in gözünden Silver nasıl biriyse, benim gözümde de Silver oydu. Yani, ben Silver'ı Jim gözünden sevdim ama o anda da Jim'in söyledikleri geldi aklıma. Yani, Jim'in de bir noktada dediği gibi, ''Silver'ı içimizde belki de en iyi anlayan kişi Gray'di.'' ve Gray'in gözüyle de sevdim Silver'ı. Gray, bu serinin en güzel ismi bence. Jim dedim ya yukarıda, o merkezi sahiplenmiş birisi. Gray de çemberin dışında gibi gözüken ama aslında merkezdeki Jim kadar içinizi ısıtabilecek bir karakter. Gray'in aslında anladığı tek kişi Silver değildi, Gray bu hikayedeki herkesi anlayabilen biriydi. Yeri geldiğinde Pappy'i anladı, yeri geldiğinde Jim'i, yeri geldiğinde de Kaptan Smollet'yu ama Jim'in de dile getirdiği gibi en çok da Silver'ı anlamıştı Gray. Adı gibi güzel olan Gray bu serideki en sevdiğim kişiydi aslında. <3 span="">

 
 

Serinin ilk  2-3 bölümü hikayeye giriş modunda olduğu için biraz sizi sabırsızlandırabilir ama benim açımdan izlenebilirliğini arttırma konusunda çok iyi bir başlangıçtı. Her bölümde, gelecek olan sahnesinde beni neyin beklediğini düşünmemi sağlayan bu bölümler, verdiği o heyecanla hikayeye giriş yapmamı sağlıyordu. Her bölümü birbirinden heyecanlıydı, sadece adada kaldıkları birkaç bölüm sizi yorabilir ama sıkmaz, o noktada da biraz mola vererek izleyin derim. Böylece seyir zevkinizden ödün vermemiş olursunuz. Her videoyu açışımda da o seriye çok yakışan açılış şarkısının güzelliğinde kaybolduğum için Takarajima benim için tadından yenmeyen bir isimdi. Eskilere karşı zaafımın olduğu doğru ama bu sevgimin bununla bir ilgisi yok. Zira yol hikayelerini de ayrı seven biriyim, macera ve tarih bir aradaysa da değmesin kimse keyfime. Bunun da bu sevgimle bir alakası yok. Seri tamamıyla kendini bana sevdiren bir isimdi, karakterleri bile bu sevgimi körükleme yetiyordu. O muhteşem finalinden ise bahsedesim yok hiç. Zira, Takarajima aklımda neyiyle kaldı dersem ilk olarak o muhteşem final ve Gray'in Jim'e özlediği Silver'ı vermek için sarfettiği anları derim. Elbette birçok özelliğiyle kaldı ama Gray'in Jim ile Silver bağına göstermiş olduğu saygı tüm seriye bedeldi sanki. Tamam tamam, biraz abartıyorum belki ama Jim için bu seriyi izleyin, Silver için iyice hazmedin, Gray içinse keyfinizden ödün vermeden onu içinize işleyin. Ha unutmadan Silver seiyuusu içinse oturup vaktinizi güzel bir seyirliğe adayın, hatta onun sahnelerini başa sardırıp sardırıp izleyin. Tamam abartmayın ama siz bu seriyi mutlaka izleyin, izleyin ki kulağınız şenlensin. Bunun yanında, güzel bir karakter dünyasıyla tanışın ve tehlikeli sularda kalmış bir hikayenin güzelliğine, ordan da bu yolculuğun ulaştığı  o güzel finale varın. ;)


Ve böylesi bir seriye yakışan şu opening ile de kapanışı tamamlayalım hemen. :3