Dolls, içiçe geçen ve birbirine paralel düzeyde yaşanmış,acı vermiş üç aşk öyküsünden oluşan bir yapımdır özünde.Nişanlısı tarafından terkedilen genç kız bu terk edilişi kabullenemediği için intihar girişiminde bulunur fakat başarısız olur. Genç kız kurtulsa da tüm bilincini yitirmiştir. Bulunduğu durum üç yaşındaki bir çocuktan farksızdır. Genç kızın nişanlısı hatasını anlayıp pişmanlık duysa da hissettiği suçluluktan kurtulumaz. Sahiplendiği bu suçluluk duygusu nedeniyle iki sevgili bitişi uzun süre gelmeyecek olan yürüyüşe çıkarlar.
Diğer bir yaşamda da yaşlı bir yakuza, yıllar sonra bir ömür geç kaldığı aşkını bulmuştur. Bu sefer bu aşkı kaybetmemeyi hedeflemektedir.Ancak bir türlü sahip olamadığı zaman, yakuzanın geçmiş yaşamında karşılaşmış olduğu tüm savaşçılardan daha acımasız daha güçlüdür,yakuza bu seferki savaşında ne tarafta yer alacak,sonucunda istediği hayali yakalayabilecek mi?Bu soruların cevabını öğrenebilmek tek amacımız elbette filmi izlediğimiz süre boyunca...
Diğer bir hüzün yaşatacak olan aşk da, aynı şehrin başka bir uzaklığında başka bir karakterimiz, televizyonda gördüğü bir pop stara aşık olur. Genç adam,aşkına ulaşmak için herşeyini feda etmeye razıdır, gözlerini bile.Sevdiğimiz bir insana nasıl bir fedakarlık yaparız sahip olduğumuz aşkımızı ne boyutta içimize işleriz,bu 3. ve sonuncu aşk da bu soruların cevabını gözler önüne seriyor.
Bu filmde yönetmen üç aşk hikayesini anlatarak aşkın üç halini göstermek istemiş seyirciye;
Birinci Aşk; Uzun bir yolculuğa çıkan nişanlı çiftin hikayesinde,elindekinin kıymetini bilemeyip onu kaybettikten sonra yaşanılan pişamanlığı anlatmış yani ''Loser aşkı - Kaybedenlerin Aşkı-'' (Bir arkadaşımın deyimiyle)
İkinci Aşk; Yakuza çiftin hikayesinde elde edememenin verdiği özlem,yaşamak isteyip de hep dışında kalacağımız bir aşkı istemeyi anlatmış yani olmayanı dileyenlerin hikayesi ''Wish Aşkı -Aşkı Keşke'lerle Yaşayanlar-''
Üçüncü Aşk; Pop stara duyulan aşka gelince bence aşkta fedakarlık anlatılmış çünkü daima bir taraf vericidir bir taraf da isteyendir yani her zaman için fedakarlık yapan birisi daha fazladır yani ''Self-sacrifice Aşkı -Özveri-Fedakarlık yapanların aşkı-''
Tabiki bunlar sadece benim fikrim ama filmi izleyip de film üzerine ve de aşk üzerinde düşündüğümde bu kanıya varmıştım...
Film bittikten sonra donup kaldığım bir yapımdı bu şaheser (''Şaheser'' demek istiyorum çünkü benim için gerçekten de öyle),elimde izleyecek bir şey kalmadığında izleme kararı almıştım ama izlemediğim günlere lanet ettirmişti,keşke izlemeseydim dediğim de olmuştu yaşadığım hüzün için.Bu filmdeki aşkları izleyince;''Günümüzdeki yaşanan aşklar bu kadar sahte olabilir mi?'' dedirtiyor insana,derin duygulara sürüklüyor izleyip de sonunda oturduğunuz yerde kilitlenip kaldığınız an,''Bir insan böyle bir filmi yaparken hayal gücü mü çok yüksek yoksa gerçekten de asıl aşkı bulup kaybetmiş mi???'' diye düşündürtüyor size...
Yıllar geçse de üzerinden kaybetmeyi göze alamayacağımız şeyleri kaybettikten sonra bizdeki yerini anlayabildiğimiz,kimsenin hayatında kolay kolay sahip olamayacağı bu güzellikleri elimizde tutamayınca yaşamımızdaki eskikliğe tanık ediyor, tanık ederken de aynı zamanda hissedebileceğimiz, hissetmemiz gereken acıyı tüm gerçekliğiyle yüzümüze vuruyor.
Buu filmi kısaca bir arkadaşımın deyimiyle izlemediği günlere lanet okutan bir yapım diye tanımlamak istiyorum.






0 yorum:
Yorum Gönder