15 Mart 2010 Pazartesi | By: Squaw

Mekanların Kokusu


Her yeni mekan keşfedilmemiş dünyaya adım atmak gibidir.

Her yeni tad hayatının ilk aşkı gibidir ya da her yeni yüz genç bir kızın ergenliğe adım atmanın işaretlerinden biri olan topuklu ayakkabıyı ayağına geçirdiği anki hazzı verir,nasıl ilk gülümseyişi yakaladığımızda o insanda içimize bir samimiyet duygusu yayılıyorsa ilk kez yaşanmışlığın o zevki kendi varlığını her daim korur.İlk mekanın kendine öz kokusunu içimize hiç tereddütsüz çekeriz hatta üstümüze sindiğini düşünerek her an oradaymış gibi hissederiz kendimizi,böyle mekanlar varken ayaklarımız kendiliğinden bizi oraya götürür,senin bir çaba göstermene gerek yoktur zaten.


İzmir dendiği zaman her birey karşısından samimi bir gülüş bekler aslında çünkü İzmir'in havasını alanların kuralı gibidir bir nevi ,bir insana o sıcak gülümseyişi armağan etmek için adını bilmek gerekmez,göz göze gelmek yeterlidir aynı havayı aynı anda yaşıyor olmak o armağının tek şartıdır.İşte böyle zamanlarda havasını soluyup yaşadığım birçok mekan olmuştur varlığımı gösterdiğim ya da o havayı solukmaktan nefret ettiğim ve önünden geçip giderken adını bile anmak istemediğim çünkü içerisinde ya o gülümseyişin tanıklığına şahit olmuşumdur ya da ilk yaşanmışlığın zevkine varmışımdır ya da üzerime sinmiş olan o muhteşem kokusunu solumaktan asla bıkmamışımdır.

İzmir diyorum hep aslında birçok mekanı bir anlıkta olsa yaşamışımdır ya da gelip geçici tadlar alımışımdır gittiğim her mekandan,İzmir'se en çok tanıklık edendi benim hayatıma.En son tanığımda ''Kahve Dünyası'ydı....


Buluşmanın şüphelerini taşırken ve pişman olup olmamak arasında gelip giderken anlık bir kararla adımımızı attığımız tanığımız...Bahçesinde yer aramanın boşa çıkacağını bile bile bakındığımız andı sanırım bizi oraya çeken çünkü İzmir kara kış görmez asla,ne kadar yağmura tanıklık etse de asla sırtınızı dönüp gitmezsiniz. Bahçenin bize attığı kazıkla içeride yerleştiğimiz bir anda armağınımın bana sunuluşuyla yaşanmış olan tereddütü silkelenmemle koltuğa çakılıp kalmam bir oldu.Dışarısı kalabalık,insanlar gürültücü,kahve kokuları yarışırcasına seni esir alıyor,yağmur desen insanları ıslatmak için hep yeni kurbanlar seçiyor kendine ve işte o ''Hoşgeldiniz....'' sesiyle bunları bana unutturan bir bayan vardı sahnede spotlar altında,binbir çeşidini sunduğu elindeki miktofonu bize uzatışı zaten ne kadar da sevecen olduğunun göstergesiydi çünkü onu sunarken bizim ıslanmışlığımızı umursamayan,kendimizi hiçbir yere sığdırmamamış olmanın verdiği sıkıntıyı görmezden gelendi.Ondan mı yayıldı ya da kahvelerin morfin etkisi miydi bilmiyorum ama o akşam bizi bir şey oraya bağlamıştı.Aramızdaki o bağın kuvvetini ise,aldığım ilk tadların hazzı biraz daha arttırıyordu.


İzmir dendiğinde birçok mekan görmüş bir şehrin yüzü gelir karşınıza,kimisi varlığını hâlâ sürdürmektedir kimisi zaman denen silaha karşı yenilmiştir kimisi de insan denen etkene karşı durabilmiş,onları etkisiz hale getirmiştir.Bu silahı etkisiz hale getiren bir mekan varsa görmek isterim mi diyorsunuz?İzmir'li değilim diye düşündüğünüzü hisseder gibi oldum sanki,korkmayın İzmir'li olmanız ya da İzmir suyundan içmemiş olmanız sorun değildir bizim için,sadece İzmir'i,İzmir olarak görmeniz yeterlidir.İzmir sınırları içerisinde bulunan her şeyi kabul etmeniz de....Ben de bu sınırların içerisinde olanlardanım diyorsanız ya da o sahneye tanıklık etmek istiyorum diyorsanız ve yolunuz da Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ne düşmüşse uğramanız gereken noktalardan birisidir ''Kahve Dünyası...''

0 yorum:

Yorum Gönder