12 Mart 2010 Cuma | By: Squaw

Nana




 İçinize işleyen bir şeyler ararsınız ya hani,Nana buna en güzel cevabı verecek şeydir işte.Verdiği bu sıcaklığın yanında bir sürü de getirisi olan bir yapımdır.Dostluklar yanında verdiği yaşamlar ise en güzel izlenilesi öğedir.Bu yapıma dair ne varsa düşüneceğiniz, hepsini size gerisin geri sunan isimdir Nana.



 ''Hey Nana....'' diye sımsıcak bir sesle başlayan "Görünüşe göre yarından başlayarak birbirimizle ilgilenelim, Nana-chan." diyerek derin bir dostluğa adım atan Hachiko (Komatsu Nana) ve Oosaki Nana'nın sımsıcak hikayesini sunan bir isimdir Nana.İki Nana'nın başlangıçta birbirine oldukça zıt görünen ama aslında ikisinin de yaşamının benzerliklerle dolu olduğu farkedilen bir hikayeye ev sahipliği yapıyor. İlk karşılaşmaları Tokyo'ya giden bir trende başlayan ama sonuna kadar devam edecek olan bir dostlukta aslında ikisinin de gidiş amacı aynı nedenledir.Nana'nın müzisyen olan ve eskiden aynı müzik gurubunda oldukları erkek arkadaşı Ren,dünyaca ün yapma yolunda olan Trapnest adlı gruba katılmak için Tokyo'ya gider ama Nana gururu yüzünden onunla gidemez. Hachiko'nun erkek arkadaşı Shojui de üniversiteye sanat okumak için Tokyo'ya gider ve Hachiko kabul edilemeyince bir yıl sonra gidebilmek için yollara düşmüştür artık.


Zamanla Shojui va Hachi'nin ilişkisinde çatlaklar oluşacaktır.Nana da tam tersine, grup elemanları ve Hachiko sayesinde Ren ile yüzleşecek ve bu yüzleşme sonucunda ikisi de hayatlarında ummadıkları zorluklarla karşılacak,birçok sorunun da üstesinden gelecektir.


Karakterlerin verdiği olgunluğun yanında çocuksuluklarından da bir şeyler kaybetmemesi bu yapımı özel kılan şeylerden birisi olsa gerek.Çizimlerinin iticiliği birçok kişiyi bu seriye karşı tedirgin etse de yaşayıp yapabileceğiniz en büyük hata bu olacaktır.Bazıları pembe bir dünyanın açılan kapısı olarak görebilir bu dünyayı ama özünde hiç de öyle bir kapı aralığı değildir Nana.Şov dünyasının olmazsa olmazlarını ayaklarınız altına getiren ama bunu yaparken de sizden bir şeyleri almak yerine size birçok şey sunan yapımlardan birisidir.Karakter dünyasının güzelliği yanında yaşanmışlıkların keyfi de size sunulan bir hediye gibidir.

Müziklerinin ise konuyu süsleyen en güzel öğe olduğunu iddia edebilirim.Öyle bir işler ki bu tarzı sevmeyeceğini düşünen birine bile o ezgileri aşılıyabilir.Hatta izlersiniz ve izlemeyi tamamladıktan sonra bir bakmışsınız ki müzik dinleyebileceğiniz her ortamda o melodileri açmışsınızdır.Bir taraftan dinlersiniz bir taraftan da izlediğiniz her sahneyi teker teker gözlerinizin önüne getirirsiniz.Sonra Reira'sıyla bir şeyleri düşünmeye başlarsınız, Nana'sı ile de daha çok içinize işlersiniz,seriyi izlemeyenlerin bile bu ezgileri bildiğini düşünüyorum.Hatta biliyorum,o nedenle müzik denildiğinde ismi ilk sıralara yazılacak yapımlardandır.



Şarkılarından sonra bir de sesler etkiler sizi,Paku Romi'yi en çok Nana ile kazırsınız beyninize.Onun argoluğuna en çok yakışan kişi olur çıkar.Bu ses Nana'nın kişiliğini en güzel lanse edendir çünkü.Bir tek o mu?Hayır,daha birçok Seiyu (ses sanatçısı) kulaklarınıza çalınır ve çalındıkça sizi etkilemeye devam eder.Sonra geriye dönüp baktığınızda o sesleri bir kez daha duymak istersiniz,duydukça da bir kez daha Nana izlemek.İzlemek yetmemişse mangasına geçersiniz sonra ama orda durmak zorundasınızdır çünkü bir yılı aşkındır gelmeyen devamı ile manga da sizi öksüz bırakır.Bu öksüzlüğünüz ise sizi yeniden Nana izlemeye ya da en azından Nana müzikleri dinlemeye iter.Bunu yapması size bir ceza mıdır ödül müdür bilmem ama benim için ortada bir şeydir.Dinlemekten asla bıkmadığım için o güzelim müzikleri bir ödülken,her izlediğimde yaşattığı şeyler için de bir cezadır diyebilirim.Bir nevi hayatıma sokulan dilemmalardan biridir.Yine de siz bu son sözlerime kulak asmayın çünkü Nana herkesin kendi gözleriyle tartılıp biçilmeyi hak edenlerden.



Heleki Hachiko'nun,Nana'yı alıp da Trapnest'in konserine götürdüğü o anı hafızalarımdan silemiyorum asla,silmek de istemiyorum zaten.O sahnenin dibinde ben de Nana'nın yanındaydım çünkü.Sahnede o muhteşem görünüşü ve parlayışıyla Ren'i izleyen Nana'nın yaşadığı heyecanı yaşıyordum ve o an Nana'nın elinden ben de tuttum,ben de Ren'in Nana'yı görmesi için dua ettim üstelik Nana ile hıçkıra hıçkıra ağladım hem de,keşke o eli tutan Hachi yerine ben olsaydım. :)

3 yorum:

Adsız dedi ki...

hey squaw.. ne demek istediğini anlıyorum... taaaa içimden bir yerlerden renkli bir ipliğin titrediğini hissetmiştim... ağlayasım vardı ağlayamadım.....

Adsız dedi ki...

hey squaw, ano hanayı izlemelisin...

Squaw dedi ki...

Benimle aynı olan bu duyguyu yaşayan 'Adsız'ı çok merak ettim ve o 'iplik' tanımına da ayrı bir hayran kaldım.Tanıdık mı yoksa yeni bir anime yoldaşı mısın? :)

Ano Hana aklımda,en kısa zamanda izleyeceğim.Seri hakkında çok iyi yorumlar alıyorum ;)

Yorum Gönder