14 Ağustos 2010 Cumartesi | By: Squaw

Skip Beat!

''Ana karakteri hakkında beni hiç yanıltan bir shoujo karşıma çıkmadı'' şeklinde bir yorum sunacağımı ve beni bu düşüncem konusunda alaşı edebilecek bir karaktere sahip oluşuyla,Shoujo serüvenime eklediğim en iyi seyirliklerden birisi Skip Beat.

İlk bölümün sıkıcılığına ve afişinde yer alan klişe Shoujo -iki erkek ve bir bayan karakterden oluşan bir kompozisyona sahip bir yapım olarak görülebilir size,hatta eminim ki o yönde bir izlenim bırakıyordur,işte bu noktada kontrolü devralıyorum (:P) çünkü ilk bölümde beni yeni bir Shoujo saçmalığının yerleştireceği bir seriye başladım diye düşündürten bir yapım olmuştu.Ne zaman Kyoko,sahip olduğu hayatının dümenine sahip çıktı,işte beni de o noktada kendine zımbaladı,zımbalamaktan öte zincirledi hatta...







Züppeler züppesi Shouta'nın (sarışın karakterlerin aslında çekim kuvveti oldukça fazladır benim anime dünyamda) Kyoko'yu birey olarak değil de onu sadık bir köpeği gibi görüp,Kyoko'nun da bu davranış şekillerinin hepsine göz yumuyor oluşuyla beni ikinci bir Hachiko (Japonya'da sahibine aşırı sadakat besleyen efsanevi bir köpektir) vakası bekliyor sanmıştım. Shouta'nın tüm bu züppeliğine rağmen,Kyoko büründüğü Hachiko rolünün üstesinden en iyi şekilde gelmektedir.Shouta gelsin de züppe olmasın şimdi değil mi ama...Shouta'nın Kyoko'ya olan bu davranışlarında haklılık görmemek elde değildi elbette,haklı olmadığı en derin gerçek ise;kendini şov dünyasında tek olarak görmesi ve bunun getirisi olarak da karşısındaki insanları ilerleme konusunda sadece basamak olarak görmesidir.En büyük kıskançlığı ise -onun kadar hatta ondan daha ünlü olan- Ren'dir.


Ren ise oldukça soğuk kalpli ve duygu yoksunu bir kişidir.Kyoko'nun sadece Shotua'dan oluşan dünyasında devam ettiği dönemlerde Ren de Kyoko'nun rakibi olmuştur çünkü Ren,Shouta'nın en büyük rakibi hatta zaman zaman onun önündeki tek engeldir.Kyoko bu sahip olduğu dünyanın hayaletiyle bir gün tesadüf eseri karşılaşır ve gerçekleri acı bir şekilde Kyoko'nun yüzüne vurarak ona alaycı bir ''Hoş geldin!'' der...Bu noktadan sonra Kyoko,Hachiko rolünden arınıp ve Shouta'ya açabileceği en ağır ama en kestirme yoldan gidecek olan savaşı ilan eder;en az Shouta kadar ünlenecek ve onu kendi ringinde aşağı indirecektir. Shouta ise bu teklifi alaycı aynı zamanda da umursamaz bir şekilde kabul edecektir.




İşler hiçte Kyoko'nun -hepimizin yanıldığı nokta burası olacaktır eminim- düşündüğü gibi kolay başlamayacaktır.Sadece bir ajans seçmelerine katılıp da ünlenmek elbette sadece filmlerde olmaktadır ama Kyoko 'Gerçeklik' denen hayaletin tokadını bu evrede de yer hem de acı bir şekilde yer ve bu tokat onu tamamen kendisine getirecektir çünkü hayat özellikle de şov dünyası sandığının aksine normal hayattan daha zorludur çünkü sadece o yola girmiş olmak yeterli değildir,her yeni bir sapakta biraz daha güç gerekmektedir.Kyoko bu bariyerlerin hiçbirinden yılmayacaktır çünkü O artık Hachiko değildir,tam anlamıyla dişi bir kaplandır.




SHOUJO SERİLERDEKİ KARAKTERLERE OLAN İNANCIMI YÜKSELTEN KYOKO İÇİN :)
Ne zaman Skip Beat konusu açılsa yılmadan ısrarla izlediğim klişe Shoujo'lardan ne kadar uzak oluşudur.Her karakter klişesinden kendini arındırmış,konusuyla bambaşka bir serüvene ortak ediyor izlerken.İlk izlenimde herkesin beklediği Kyoko,nefretinin sayesinde birden değişecek ve birden ünlenip Shouto'ya karşı kazanacaktır, gibi bir düşünceye sahip bırakıyor izleyeni ama bunun aksinin oluşuydu aslında beni kendinde hevesli bırakması öyle ki ablamın 2. izleyişini yaptığını bilirim.

Direk Shoujo sever olarak düşündürtüyor kendimi oysaki ben nice Shounen serileri de bünyemde saklamışımdır,az çok tanıyan herkes bunu bilir ama işte bazı Shoujo'lar varki asla es geçemeyeceğim noktada beni bekler haldedir,aslında Shoujo'dan çok öte Josei türüdür beni kendine mıknatıs gibi çeken çünkü Shoujo klişerinden kendimi soyutlamak isterim zaman zaman.Ezik bir ana karakterin sahip olduğu tüm özellikleri barındırmasından çok uzak bir noktadaydı Kyoko benim gözümde,hatta öyle ilk defa bir Shoujo ana karakterini bu hevesle izledim diyebilirim.Sevgisine asla kendini esir etmeyen bir kişiydi çünkü...




Her yeni adımında kendini biraz daha geliştiren ve uğruna vereceği savaşı kazanabilmek için sıfırdan başlayan,bulunduğu noktaya da sahip çıkmak için sonuna kadar savaşıp kendinden asla ödün vermeyen biriydi Kyoko.Zaman zaman saflıkları olmadı mı,oldu elbette hangimizin olmuyor ki üstelik gerçek hayatta.Seri ilk 3 bölümden sonra kesinlikle gerçek niyetini ortaya döküyor ve geriye kalan 22 bölümün nasıl geçip gittiğini anlamıyorsunuz bile çünkü seride yer alan reklam,Tv şovları ya da film-dizi çekimleri setine sizleri de ortak ediyor,hem de öyle bir konuk ediyor ki bazen gülmekten (Tv şovundaki kuklanın içindeki kişinin dişi mi erkek mi olduğunu anlamak isteyen Shouta'nın verdiği savaşım gibi) oynatıcıyı durdurduğunuzu bile farketmiyorsunuz yani en azından ben öyleydim. Özellikle de Kyoko ve Kanae'nin bir reklam için oyuncu seçimine ait eleme anındaki performanslarını serideki hiçbir şeye değişmem öyle ki birbirine oldukça zıt gibi görünen bu iki karakterin gösterisi kesinlikle izlenmeyi hak ediyor.En azından pembe tulum şeklindeki formaları izlenmeli (:P) ,zaten ilk kez bir Shoujo ana karakterini bu kadar çok sevdim,nasıl oldu da seviliyor diye düşünmeyin bence,izlediğinizde ne demek istediğimi çok net anlayacaksınızdır eminim.



Seride eksik bir yön ne bulsam da çıkarsam çabası vermek istemedim asla ama işte illaki gelip de bulan ''Ben... Ben...'' diyen müzikleri var bahsetmek istediğim.Zaten tahmin ediyorum ki müzik olayına öyle pek önem verilmemiş,ne de olsa konunun çekiciliği onu arka plana itmeyi başarabiliyordu.Olsun ya da olmasın seri izlediğim çoğu Shoujo etiketinden uzak mıydı...? Evet çok uzaktı hatta öyle uzak bir mesafedeydi ki şu an Skip Beat dengine ait bir Shoujo izlediğimi hatırlayamıyorum bile....

4 yorum:

evvah dedi ki...

bu tip serilerden hep uzak durdum, öyle keyifli anlatıyorsun ki acaba diyorum,, çok şey mi kaçırıyorum?

Squaw dedi ki...

Ben de hep ön yargılı yaklaşırım ama yazımda da dediğim gibi Shoujo'dan daha da ötede benim için, içinde geçen çekimler esnasındaki set diyalogları ya da üstlendikleri rollerin replikleri ve büründükleri rollere göre takındıkları tavırlar çok keyifliydi,Kyoko karakterini izlemelisin kesinlikle,ilk defa bir Shoujo karakteri kendisini bana bu kadar çok sevdirdi.

Bence çok şey kaçırıyorsun :)

suspiciousninjagirl dedi ki...

Kyoko shoujo tarihinin gelmiş geçmiş en badass hatunu bence (tabi bir de misaki var). İzlerken bu kadar zevk aldığım, yer yer güldüğüm ve konunun esas oğlan ve kızın yaşayacağı aşka değil de baş karakterin gelişimine harcandığı başka shoujo olmamıştır sanırım.(daha o kadar çok anime izlemedim belki vardır)

Ama Skip Beat devam eden mangasına rağmen izlediğim en orjinal animeler arasında yerini aldı. Ben de çok severek izledim, bir ara oturup tekrar izleyeceğim. İnsanın gözündeki shoujo tabularını yıkan bir anime resmen.

Squaw dedi ki...

İşte tamamen birebir düşüncelerimi taşıyan çok sevgili animesever dostlarımdan birisi (ki çoğu seri ve karakter konsuunda hemfikiriz),benim içinde kesinlikle Kyoko o türde bir hatun, her zaman da belirttiğim gibi beni kendinde bağlamayı başarabilmiş bir Shoujo karakteri,bu konuda tebrik etmek istiyorum kendisini ki Skip Beat izleyene kadar söyleselerdi böyle bir şey olacağını;'Dalga mı geçiyorsunuz siz!' diye dellenirdim enimim xD

Ama senin de dediğin gibi o aşk temasını en arka plana iten,set hayatıyla birlikte karakter gelişimini bize çok güzel yansıtan harika bir seriydi benim için ve ben de en yakın zamanda ikinci izleyişimi gerçekleştirmeyi planlıyorum ve aynı zamanda mangasına geçmeyi ama her zaman dediğim gibi uzun soluklu mangalar hep korkutuyor beni zamandan kaynaklanan sebeple :)

Yorum Gönder