28 Eylül 2010 Salı | By: Squaw

Güzel Bir Gün(dü)!

Yağmurun günü zedelediği ana kadar...


Güneşli ama boğucu olan gün,bize gerçek yüzünü göstermişti gecenin ilerleyen saatinde.Oysaki ne zamandır evde tıkılı kalmanın acısını çıkartıp eğlencenin özüne noktayı koyacaktık o gece. Bahsettiğim uzun zaman öncesi kavramını içermiyor aslında,daha 2 gün öncesi olan bir geceden bahsediyorum.Her zamanki ani kararlarıyla hareket eden birkaç arkadaşımdan oluşan bir çevrem de mevcuttur yakınımda bulunan,her ne kadar bazen beni huzursuz etse de,alıştığım bir durum oldu sanırım.Göksel de bu çevreye ait olanlardan sadece birisi hatta ilk sırayı göğüsleyeni, hiç önce yapılan bir planı yoktur,her an her planı icraate geçirebilecek bir gücü olduğuna inanıyorum,nasıl bir güçse bu?

Gündüz babamla yaptığımız sahil kenarı yürüyüşü sonrası evde,akşam yemeği dinlenişi ardından köşeme çekildiğim daha doğrusu netimi de açıp öylesine vakit geçirdiğim bir anda Göksel'in,'Bara erken geçiyorum bugün,geçerken hazırlanın sizi de alayım' mesajıyla, oturuşuma daha ilk saniyelerinde son verip harekete geçiverdik ablamla ki hemen hazırlanma telaşına başladık çünkü ne zamandır evden bu amaç için çıkmadığımızın bilinciyle bize iyi geleceğini düşünüp, hiç tereddütsüz verdiğimiz olumlu bir cevabın ardından hazırlanma müsaadesiyle geceyi başlatmış olduk,saatin daha akşam 9'u gösterdiği esnada...İki gündür süren sıkıntılı sıcağın piyangosunun gelip de bizi bulacağını nerden bilelim.Çıktık,daha eğlence saatine vaktin çokluğunu bara gelmemiş olan personelden bile anlayabiliyorduk,sadece biz,mekan sahibi Göksel ve misafiri 2-3 arkadaş tek masamızdaydık ama o manzara ve ılık esintiye sahip akşam rüzgarını tüm güzellğiyle bize sunan,bir zamana kimse itiraz etmiyordu açıkçası.Yavaş yavaş toparlanan personelle birlikte,eğlence saatine kadar o güzel manzarayı çay keyfiyle değerlendirmek en akıllıca şeydi ve biz de bunu uyguladık elbette.Gelen ilk personeli kurban seçip güzel bir çay demlenmesiyle bizim gecemiz başlamış oldu,hoş sohbetin ve terasın en güzel köşesine oturup da muhteşem deniz manzarasını izleye izleye ve ne zamandır bir araya gelmediğimiz arkadaşlarla güzel bir güne başlangıç yapıyorduk.


Zaman ilerledi,çaylarımız bitti saat gecenin başlangıcına doğru giderken yavaş yavaş gelen müşterilerin yoğunluğuyla ve kutlanan bir personel arkadaşın doğumgününden gelen muhteşem pastayla,keyfimiz daha da had safhaya ulaşıyordu derken gök gürlemeye başladı,gelir geçer diyerekten keyfimize devam ettik ve der demez de yağmurun yavaş damlaları değil de gökyüzünü delercesine düşer tarzda olan akışına yenildik maalesef.Bir hışımla içeriye koşan biz,ne olduğunu daha anlamadan bir de baktık ki teras kısmının tabanı suyla doluyordu,oysa hayalimiz yağmur yavaşladığında içeceklerimizi terasta/balkonda denize karşı tüketmekti, neyse bu seferlik olmadı çünkü çalışkan personel sağolsun gider borusuyla hiç muhatap olmadığından borunun tıkandığını yağmur sayesinde o an öğrendi sevgili arkadaşım Göksel ve yine tüm işe kendisi koşturdu,geldiğinde sırılsıklam bir halde çıktı karşımıza,'Güler misin ağlar mısın?' halimize hiçbir şey diyemedik açıkçası,içimizde uykusu olanların bir güzel uykusu açıldı, konuşmayanların çenesi düştü,dans etmeyenler piste gidip coştu,yağmur iyi mi geldi kötü mü geldi anlam veremedim açıkçası ama sanırım iyi gelmişti :D


Anlatıma bakınca çok kısa bir zaman dilimi gibi göründü ama bahsettiğim süreç tüm geceyi kapsıyordu çünkü suyu akıtma mücadelesi bittiğinde saat 4'ü gösteriyordu ve elektrikler de 3 saattir kesikti,bunun üzerine çalıştırılmaya uğraşılan jenaratör de arızalandığı için çalışmıyordu,kısacası her şey üst üste gelmişti.Göksel de bunları gördükçe doğal olarak barı kapatmanın en iyi fikir olduğunu söyleyerek barmen'inin 'Closed Timeeeeeee' diye çığırmasını uygun gördü :P yine de mekandan çıkmak istemeyen İngilizler,daha gecenin bitmediğini dile getiriyordu,mecburen biraz daha oyalanan biz oturduk kaldık yerimizde.Son çıkan müşteriden sonra nihayet kapatma vakti gelmişti,ee bunun üzerine çorba iyi gider diye söylenerekten soluğu sevdiğimiz çorbacımızda aldık ve günün as sohbetini orda yapabildik;geceden,gelen yağmurdan,Göksel'in başına gelenlerin pişmiş tavuğun başına gelmeyeceğinden -güya gündüz de yüzmeye gidecektik,devam eden havaların etkisiyle aldığımız kararı da rüzgar etkilemişti- bahsettik,gün değerlendirmesiydi yaptığımız bir nevi,sohbetin ana kaynağı oydu tüm gün.Çorba,çay ve sohbet evresini de tükettikten sonra 6'ya gelen saatin etkisiyle evlerimize dönme vaktinin geldiğini çok rahat anlayabiliyorduk ve Göksel servisçiliğine başlayacaktı bu sefer,hepimizi sırayla evlerimize teslim etti tüm o uğraşı ve yorgunluğunun üzerine.

Hepimizin,güzel bir gece daha doğrusu güzel bir gün hayali suya düşmüş oldu,gerçek bir suya düşüştü bu,inkar edemeyiz hiçbirimiz,bu ıslaklık bizi rahatsız eden bir etken miydi sanmıyorum,ha evet bir tek Göksel için o ıslaklık kötü bir izlenim yaratmış olabilir çünkü içimizde geceyi sırılsıklam geçiren oydu,üstelik yedek giysilerini bara koymayı unuttuğu gündü...

Hayır,gece ile ilgili aklımda kalan şeye hala gülerim aslında,o kadar hengamenin içinde üşenmeden bir anda üzerini değiştiren bir arkadaş/personelin gidip de gecenin o saatinde (gece 3 civarıydı yanlış hatırlamıyorsam) dalgalarını binaların köşesine kadar sıçrattığı hırçın denize girip gelmesiydi,onu da geçtim gelip bir de 'Yıldırım çarparsa diye hemen dalıp geri geldim!!!'' demesi yok muydu,bu değişik vakalarla tamamladığımız gecenin en güzel bölümüydü sanırım.



0 yorum:

Yorum Gönder