22 Eylül 2010 Çarşamba | By: Squaw

Higurashi no Naku Koro ni

'Anime Dünyama İhanet Eden' yapımları yazmak daha zorlayıcıymış ona karar verdim,bu yazıyı yazmaya karar verişimin üzerinden bu kadar çok zaman geçirdiğimi farkettiğim noktadan beri anladığım en iyi şey bu oldu :D Ne zamandır ele almak istediğim yapımlardan birisiydi ama neresinden başlayıp hangi noktasını ele alacağım konusunda çok kararsız kaldım,oysaki ayıla bayıla izlediğim bir yapımsa hatta ucundan azıcık zevk aldığım bir yapımsa bile kendiliğinden ortaya çıkıp da nasıl dökülüveriyor kelimeler, cümleler...

Başlama konusunda çok kere ileri tarihe attığım serilerdi Higurashi yapımları,ne zaman 'Umineko no Naku Koro ni' serisi gözüme çarptı (ki onun verdiği eziyet daha berbattı izlerken) o zaman otur başına sık dişini izle Itır,artık şu yapımları dedim de aslında beni korkutan şey,biraz tırsmamı sağlayacak oluşuydu bu yapımların ama gel gör ki ne tırstım ne korktum ne de ürperdim,bana verdiği en büyük meziyet koca bir sıkıntı oldu açıkçası,ne tür bir ümit beslediysem artık bu seriye karşı.Her anime sitesinde olsun ya da forumlarda olsun hakkında çok abartıldığını düşünüyorum çünkü bana göre senaristi,Higurashi'yi yapmadan önce bu türe hizmet eden ne kadar Amerikanvari film varsa oturup saatlerini vermiş izlemiş ve bu yapımları sunmuş piyasaya,en çok da 'The Butterfly Effect' (Rika'nın kaderi değiştirme savaşını Ashton Kutcher veriyordu bu filmde) filmini sevmiş sanırım :D Umineko içinse,ne kadar Agatha Christie romanı varsa yalayıp yutmuş,özellikle de 'Ten Little Nigger ' romanını acayip benimsemiş. Beatrice ayrıntısını ekleyerek de bu romanı okuyanların gözünü boyama yoluna gitmiş kesinlikle.

İzlemeden önce,çok uyarı niteliğinde verilen ''Acayip tırsarsın,hatta gece izleme (ki çok tırsak bir yapım vardır bu tür konulara karşı,küçüklükten gelen bir travmanın doğal sonucu olarak) uyuman güçleşir...'' gibisinden,bu uyarıları verenler de haklı aslında çünkü bana oldukça yakın olan çevrem bilir 'Korku' öğesini bünyemin kaldıramadığını.Öyle bir zamanda elime geçmişti seriler (Bahadır'cım sağolsun) ve o dönem ablamla yalnız kaldığımız bir zaman aralığıydı ben de ne olur ne olmaz diyerekten annemlere kavuşacağım ana kadar sakladım serileri izleme planımda ve o gün sonunda gelip çatmıştı yaz başında,güzel başlayan bir konuya sahipti aslında,işlenen ilk cinayetin ardından güzel bir gidişat bekliyor düşüncesiyle hızlıca geçiverdik devam bölümlerine,uykusuzluğu umursamdan üstelik ama birkaç bölümden sonra yanıldığımızı çok net anlayabildik çünkü kafa yormaktan ziyade daha önce karşıma gelen çok klişe birkonu sunmuştu bana,psikopatlığın havasını yaşatmak uğruna herbir kızın eline aldığı cinayet araçlarının görüntüsü bile bir kez olsun bana bir ürperti  vermedi (iyi de oldu böyle olması xD),oysaki çok kanlı sulu görüntülerden nefret ederim anime yapımlarında,nefretten ziyade kan antipatikliğim vardır.Diğer noktada ise,seriye biraz (!) piskoloji etkileri sürelim demişler ya daha da kötüleştirmiş bence olayı,dönüp dolaşıp aynı şeyi sunmaları (ki nedeni var elbette bu dönüşümlerin) izlerken acayip boğuyordu,hani 'Sıkıyor' demiyorum sıkmıyordu zaten ama boğuyordu resmen,bir an önce artık 'Yeter!!!' diye bağırma isteğimiz uyandı ablamla seriyi izlerken.


Hiçbir karaketerinin beni çekmediği,tersine tamamen itici geldiği saçma öğelerin süslediği bir sürü klişe karakter sunmasıyla zaten eksi puanları toplauyordu benden,severleri okuyorsa an itibariyle yazdıklarım için hiç kusura bakmasın doğrusu,bu serileri yüceltip de adamakıllı serileri yere batıranlardan daha iyi yorumlarım var yukarıda eminim :P ayrıca severlere de saygım sonsuz ama ne olur ne olmaz ben tedbirimi alayım :P, kesinlikle bulunduğu noktayı haketmediğini sonuna kadar savunmak istiyorum bu yapımların,dediğim gibi orjinalliğini hiçbir noktada yaşayamadım açıkçası,hele o cinayet sebeplerini,ortaya atılan laneti piyasada dolandıran 'Sarışın Fettan'ın amacıyla finali bağlamaları yok muydu,gözümde tam bir fiyaskoya çevirdi seriyi,keşke gidişat gibi ya da Rika'nın yaşadıkları gibi daha psişik bir sebebe bağlasalardı da en azından finaliyle kotarsaydı kendini benim gözümde,benim için ''6'' dan yukarıya çıkamayacak yapımlar kervanında ilk sıraları çekiyor Higurashi ve Umineko isimleri.


Biraz da Umineko'yu taşlamak istiyorum hazır laf ona gelmişken,o nasıl bir 'Cadı'dır nasıl bir stile sahip karakterdir anlam veremiyorum hala -ki oysa cadılar hep çekmiştir beni anime ya da film dünyasında- vermek için de bir çaba sarfetmiyorum açıkçası. Karakterlerin alınıp da bir evde toplanıp, esrarengiz cinayetlerin işlenmesi ve bu eve gelen konukların cinayeti işleyeni bulup olayı çözme çabası vermesi ve bunlara ek olarak da aralarındaki kişilerden şüphelenme durumları...Tamamıyla Agatha Christie tarzıydı, aslında kitaplarını çok okumuşluğum yoktur üstadın ama tek kitabını okumak bile yeterliydi çünkü okuduğum 'On Küçük Zenci' kitabı aynı gidişattaydı,adaya davet edilen bir grup ve evde işlenen esrarengiz cinayetler,bunun doğal sonucu olarak da gruptaklerin cinayeti çözme çabaları,tıpkı Umineko da olduğu gibi satranç maçı havasında sunulan zekice planlar,zekice suçu örtme çabaları;bir an için kendimi onun romanına gömülmüş şekilde buldum,hadi diyorum esinlenme olur ona bir lafım olamaz asla çünkü her alanda karşılaşabileceğimiz türde bir şeydir aslında bu olay,esinlenme olsun örnek alma olsun ama direk 'Orjinal' diye tabir edilmesine karşıyım kesinlikle,hatta karşı olmaktan öte tamamıyla uyuzum bu 'Orjinallik' meselesine.

0 yorum:

Yorum Gönder