22 Eylül 2010 Çarşamba | By: Squaw

Ookiku Furikabutte

Beyzbol sporunun,birey olarak öne çıkıp da aslında takım ruhu güden bir spor dalı olduğunu kanıtlarcasına Abe-kun ve Ren Ren'i bana sunan bir yapımdı,üstelik kendini spor türevleri tercihimde bir adım daha öne çıkararak...

Zor değildir aslında bu tür serilere karşı olan ısınma turlarına hemen ayak uydurabilmem Oofuri'da nasibini alanlardandı,nasıl almasın kendimi zaman zaman Ren Ren ile karşı karşıya kalan Abe-kun'un verdiği taktikleri uygulama işaretlerini yaparken yakalıyordum ve hala da yapar şekildeyim;Ren ortaokul döneminde,okulun sahibi olan büyük babası sayesinde takımda bulunduğuna inanan takım arkadaşları tarafından dışlanmıştır,yaşadığı bu moral bozukluğu sayesinde de sahip olduğu gerekli performansı sunamamış ve bulunduğu takım olan Mihoshi tüm maçları kaybetmiştir.Ren yaşanan tüm bu olumsuzluklar sonucu beyzbolu bırakma kararı alır ve yeni transfer olduğu lise hayatında ilk gün,okulu tanımak ve okul klüplerine göz atmak için aylakça gezinirken kendisini beyzbol sahasında bulur.Karşısına çıkan takım koçu Momoe sayesinde,daha önce bu okulda hiç kurulmamış olan beyzbol takımına katılma kararı alır çünkü Ren'de çok başka bir yetenek vardır (her ne kadar kendisi bunun farkında olmasa da),atışları çok başarılı/hızlı olamasa da topu kontrol etme yeteneği çok kuvvetlidir.

Bulunduğu durumun sarsıntısıyla Ren,ne yapacağını afallamış şekildeyken,iyi bir ikili oluşturacakları Catcher/Yakalayıcı pozisyonundaki Abe-kun ile tanışmış olur ve oyunda olsun ya da takım içerisinde olsun Ren,Abe-kun sayesinde kendi varlığını ve kendinde bulunan Pitcher/Atıcı yeteneğini kullanmayı öğrenecek ve beyzbol sporunda eski takımında asla farkına varamadığı 'Takım Ruhu' nedir ve yine bilincine ulaşamadığı,aynı amacı güttüğü takım arkadaşları arasındaki gücü koruyan o çok özel bağ olan 'Dostluk' öğesinin ardındaki derin anlamları öğrenecektir.

Sahanın Sihirli Atmosferi'ne Değinelim Birazcık da;

Konu basit,karakterler klişe,ele alınan spor türü deseniz birçok seriye ilham olmuştur kesinlikle ama öyle bir şey varki Oofuri serisinde,ilk an Ren'in kendini bulma çabasını verişlerini izlemek bile ayrı keyif katıyordu seriye,öyle ki hiç sevmediğim bir karakter türüdür aslında Ren Ren,devamlı kendini ezik gösteren daha doğrusu öyle bir inanca sahip,erkek olduğu halde sulugöz olan ve başkalarına güvenerek yaşam şeklini oluşturmaya çalışan ama bu kez öyle değildi,kendini bana aşırı sevdiren birisiydi Ren;hatta o kadar sevdirdi ki onun mimiklerinin olmadığı bir Oofiru düşünemiyorum bile...Her defasında mızmızlanmasının yanında karşısına çıkan güçlüğün üstesinden gelmeyi başaran birisi Ren ama bunu yaparken o noktaya kadar geldiği basamakları yani ona destek olan insanların varlığını inkar etmiyordu. Utangaçlığının ve geçmişinde onu -oyunu yüzünden- dışlayan bir takımın karşısına geçip de yapabildiğinin en iyisini sunan birisiydi,belki de zaman zaman kendine kızıp söylenmesi konusunda haklıydı ama ben onun Abe-kun'un yaptıklarını,kendi iyiliği için yaptığının farkına vardıktan sonraki çabasını sevdim,yapmacık değil de olduğu gibi kendini takım arkadaşlarına sunuşu belki de Ren Ren'deki en sevdiğim özellikti.

Abe dedim de ona geçmem gerektiğini farkettim birden,Abe de klişe karakter dünyasından çıkıp da karşımıza sunulan bir tarz aslında,asabi tavırlar sergileyen ve yaptığı işi en iyi şekilde sunmasının bilincinde olan,yeri geldiğinde çoçuksu yeri geldiğinde de benden bile olgun tavırlar sunan birisi.Sadece takım için önem verdiğini sandığım Ren'i,ilerleyen bölümlerde daha da insancıl noktada önemsemesi Abe'yi gözümde ayrıca özel kılıyordu,ona giderek aşıladığı 'Takım Ruhu'nu farkettiren kişi olmasından dolayı seviyordum sanırım Abe-kun'u ama hepsinden öte 'Dostluk' konumuna getirmesinden ve takımda Ren'in,kendini bir birey olarak hissettiren kişi olmasından dolayı gönlümdedir Abe-kun,hepsinden öte Nakamura Yuuichi (♥), daha fazlasını anlatmama gerek yok sanırım :D kısacası Seiuyu kadrosu mükemmelin ötesinde diyorum.


Çizimler konusunda seri daha da bir önemliydi benim gözümde çünkü ne her köşe başında karşıma bir Bishounen çıkıyordu ne de bayan karakterlerin varlığına rağmen sulu espriler...Çizimler öylesine samimiydi öylesine içtendi ki izlerken çok dikkatli bir şekilde kendine bağlıyordu beni,finale değinmek isterdim aslında ama bu seri için finale ulaşma süresi oldukça uzun gözüküyor,ne de olsa karakterlerimizin çoğunluğu 'Çaylak Takımı' olan 1. sınıflardı,bunu göz önüne alırsak bizi daha 3. ve 4. sezonun beklediğini söyleyebilirim zaten 2. sezonu varlığını koruyor.

Müzikleri ise,hatta müziğinden öte kapanış görüntülerini çok sevdim,bu sahnelere bir de o güzel ses eklenince gerçekten de sevdiğim kapanışlar arasında diyebilirim. Genelde bayan sesleriyle karşılar anime yapımları bizi müziklerinde ama bu kez farklıydı,kapanıştaki o sesin sahibini tekrar tekrar izlemek daha doğrusu dinlemek için can attım.Nadirdir çünkü kapanış ve açılışları tekrar tekrar izlemem,ikilediğim olmaz pek sonrasında ama Oofuri bu istisnayı yıkmayı başarmış nadir serilerden birisiydi,o kapanışı tekrar tekrar açıp da izlediğimi biliyorum.Açılışın üzerine,tek bir müziği var beni kendine çekiveren,seri içerisinde yer alan o enstrumantal müziği vardı ilgimi çekmeyi başaran bir de,pek bir şey anlatmam yersiz aslında çünkü dinlenip de farkındalığını yaşamak en güzelidir bu tür müziklerin.



0 yorum:

Yorum Gönder