21 Ekim 2010 Perşembe | By: Squaw

Samuray mı Şövalye mi?

Ne kadar samuray temalı yapım varsa tüketme çabası veriyorum. 'Samuray' kelimesi geçen bir yapımsa eğer karşımdaki o yapıma zıplamak yaptığım en iyi şeydir.Samuray dendiğinde ise kesinlikle soğuk bir yaradılışı bünyeside depolamış olmalı,bu etiketi yaşamı boyunca üzerine zımbalayan kişi.



Samuray sevgim anime izleme isteğimi tetikleyen en önemli etkenlerden birisi,hatta ilk sıraları göğüslüyor diyebilirim.Şu varki bu demek değildir; diğer türlere karşı kepenklerimi indiriyorum ama elimde bu türe hizmet eden bir yapım varsa eğer diğerleri beklemekten sıkılabilir.Samuray temalı yapımların (Rurouni Kenshin,Sword of the Stranger,Shura no Toki, Basilisk, Blade of the Immortal,Shigurui ,Peacemaker Kurogane, Samurai 7, Samurai Deeper Kyo,Samurai Champloo,Afro Samurai,Hakuouki ...gibi) birçoğunu bünyeme depolamışımdır. Kenshin'i de her zaman ayrı köşeye çekmişimdir. İçinde barınan hikayesiyle ya da karakterleriyle içimde büyük bir ateştir ki Himura Kenshin'i o tahtından indirebilecek başka bir babayiğit çıkmamıştır daha karşıma... Sadece Kenshin'le kalmamış bir sevgiyi besliyorum bünyemde, Kenshin serisinde iyi/kötü ne kadar karakter varsa hepsini pek bi severim,Kenshin ve Seijuro Usta'yı ise daha bi severim. İşte,her zaman bahsini ettiğim baba-oğul havasında olan özel bağı sunan ikilidir gözümde Kenshin x Hiko Usta ikilisi; küçükken yanına aldığı Shinta'yı büyük bir özveriyle yetiştirip de Kenshin'i, Kenshin yapanların başlangıcıydı Seijuro Usta...


Kötü karakterler bu kadar çok sevilir mi diye düşünürken her zaman tek isimdir aklıma gelen Rurouni Kenshin adı;her sahnesinde ya da her yaşanmışlığında yer verdiği ne kadar karakter varsa,büyük bir tutkuyla bağlandım,ister Kenshin'in en azılı düşmanı olsun ister o intikam ateşiyle kendini yeşerten eski bir tanıdığı olsun, bu seriye karşı bende böyle bir bağı oluşturmada etkileyen şey buydu -o noktaya gelirken yaşadıklarıydı-  belki de...



Samurayların,swordman'lerin cirit attığı o dönem ne kadar çalkantalı ne kadar karmaşık olsa da,o dönemde gezinen bir Tomoe ya da bir Kauro olmayı istemek en sık yaptığım şeydir.Tarih sevgimin yanında kimono ve samuray ateşimin kıvılcımları bu noktada kendini hissettiriyor. İkinci bir yaşam şansı elde edecek olsaydım eğer ya Meiji Dönemi Japonya'sında ya da 18-19. yy İngiltere'si ile Fransa' sında yerimi almak isterdim.Her şeyin,kıyafetten saça,daha doğrusu en küçük objenin bile yüklenmiş olduğu derin anlamlara sahip olmasıyla kendini,diğer zamanlardan daha özel kılan dönemler bence bu bahsettiğim zamanlar.


Kenshin'i özlemeye başladığım şu günlerde,yenileme zamanının geldiği kanısındayım çünkü böylesine duyulan özlem heba edilememeli,hele de bu samuray tutkum azalmanın aksine artıyorken.Samuray temalı filmlere de ilgim vardır aslında ama nedense anime yapımları kendini daha özel kılmayı başarıyor benim dünyamda, karakterlerinin çokluğu desem,değil çünkü her samuray yapımı kendini sevdiremiyor maalesef. Kenshin için bir şey diyemem,o ayrı yerde,ondaki tek bir karakterin bile hiçbir özelliğini ikinci plana atamam kesinlikle, Saito'nun Sano'ya ''Baka!'' diyerek başlayıp da onunla uğraştığı anları nasıl yok edebilirim ya da Sano'nun Yahiko'ya işkence görünümünde yaptığı tüm eziyet anlarının olduğu herbir sahneyi. Aoshi'nin içinde sakladığı o derin yaraları nasıl görmezden gelebilirdim ya da Aoshi gibi yaşının getirisi olan küçük vücudunda depoladığı yaraları kapatma çabası veren Soujiro'nun bu hüzünleri okuduğum yüzünü nasıl çıkarabilirim aklımdan.Ya Captain Sagara....Asla unutamadığım bir karakterdir,nasıl ki güvendiği insanlar tarafından uğradığı ihanetin yaralarını kapatamamışsa ben de onun üstüne birisini getiremiyorum hiçbir şekilde,Sagara bir yana diğer karakterler bir yanadır gönlümde...


Şövalye tutkumdan bahsetmiş miydim hiç?Daha önce hiç dile getirdiğimi sanmıyorum,bu tutkum da o döneme olan sevgimden geliyor eminim ya da değerini hiçbir zaman kaybetmeyen Oscar (Rose of Versailles) tutkumdan (yanlış anlaşılma olmasın, bu tutkum daha çok hayranlık yönünde xD), belki üniforma tarzları belki de korudukları asile karşı olan bağları ya da kanlarında taşıdıklarından ziyade üzerlerine bir kıyafet gibi gelip de yerleşen asaletleridir sevdiğim,nedir beni onlara bu kadar çeken bilemiyorum ama Samuray sevgim ne kadar ağırsa Şövalyeler de vazgeçemediğim bir ayrıntıdır.Son izlemiş olduğum serilerden birisine (Neo Angelique ~Abyss~) vakit ayırdığım dönemde takıldığım bir noktaydı bu;Hyuga karakterinde can bulmuş bir şövalye ruhunu görünce kendi kendimeyken,hangisini daha fazla seviyordum acaba derken buldum beni.Bir türlü de çıkamadım işin içinden :D Aslını söylemem gerekirse ikisi de apayrı bir kültürün öğeleriydi,bu nedenle de bir ayrım yapamıyorum sanırım hani onlar beni seçmeye geldi de ben tercih yapmak zorundaymışım gibi hissettim bir an için kendimi :P

Bir gün,bir Sakura altında katanasını tüm asaletiyle taşıyan bir Samuray' ın beni beklediğini görür müyüm bilmiyorum ya da Versailles Sarayı'nda -yanlışlıkla çarpıştığım-  tüm asilliğiyle üzerine yerleşmiş olan o bütün cazibesiyle beni çeken üniformasını giymiş bir Şövalye'm olur mu,bunu da bilemiyorum ama ben ne Samuray tutkumdan ne de Şövalye ruhumdan vazgeçiyorum,vazgeçebiliyorum....

6 yorum:

emrah dedi ki...

kadın olsun da samuray yada şövalye farketmez :P hahaha

Squaw dedi ki...

Yılın yorumu ilan ediyorum lolcum bu güzel cümleni *huhu*

Ledlebi dedi ki...

bana da hep şöyle gelmiştir. Kızlar gönüllerini samuraylara kaptırır ama en sonunda şövalyelerle evlenirler. (ancak, yazıya dökünce ne kadar saçma olduğunu farkettim.)

Sanırım ingiliz edebiyatı hocamız yüzünden. Şövalyeliği öyle bi anlattı ki, dedim işte kız olsam böyle biriyle evlenirdim.

Squaw dedi ki...

Samuray bulabilsem keşke,halen var mıdır bir yerlerde bir Sakura Ağacı'nın altında acaba? :P (Saçmalama böyle olur işte,sanırım benim saçma apotansiyelim oldukça yüksek :D)

Şövalyelik mi bize çok rüyalaştırılıyor,yoksa kendimiz mi rüya aleminde geziyoruz,bilemedim şimdi? :)

Cloud dedi ki...

2 yıl öncesine ait bir yazı da olsa sağ da Kenshin'i görünce yazamadan duramadım.

Şovalyeler asildir, onurludur ama bir türlü ısınamadım. Belki de Japon tarihine fazla bulaşmış olmamda dolayı helede Shinsenguminin esip gürlediği zamanlar.

Cosplay yapacaksamda yapacağım mutlaka samuray olmalı ve bu da ilk olarak Kenshin. Zaten ancak cosplay yaparım diğer türlü böyle bir karakterin kılıcının kabzasının üstündeki toz olamam. :P

Neyse bir kaç bölüm izleyip kendime geleyim.

Ja!

Squaw dedi ki...

Yazmakla iyi etmişsin Cloud. :)

Samuraylar benim için de ayrıdır ama nedense Şövalyeler de ilgimi çeken unsurlardan biridir. Belki de 18-19. yy dönemlerine olan ilgimin getirisidir ya da ''Şövalye Ruhu'' dedikleri şeye kapılmamdan ötüdür.

Cosplay yapacak olsam aslında ben de bir bayan olarak Kenshin'i yapmak isterdim,gerçi iş o haddeye geldiğinde yapmak istediğim bir sürü isim var.Maymun iştahlı olunca da benim açımdan seçim baya zorlu olurdu. :D

Sana iyi seyirler...

Yorum Gönder