10 Ekim 2010 Pazar | By: Squaw

'Yaz'ın Son Demleri'nden' Bir Kesit!

Uzakdoğu İzleri Taşıyan İlk Hediyem,Rosinante ve Araya Sızan Olumsuzluklarına Rağmen Sevilesi Günlerimiz!

Uzakdoğu'yu insanları içi sevmem aslında,klişe anime izleyici kitlesi aksine ben daha çok giyimi ve ülkelerin kendisi için severim ait oldukları ırkı Latinler hariç,ona ayrıca değinmem lazım Latin takıntımı anlatabilmem için çünkü 'Hot' listelerimi alt üst edecek tek ırk olarak görüyorum Latinleri, şimdilik.Üstelik esmerliğe karşı bir çekim kuvveti olmayan ben :)


Koca yaz gerçekleştirdiğimiz daha doğrusu yapmayı düşündüğümüz ne kadar çok plan varsa yapamamış olmanın -bizim eve gelen gidenlerin varlığının etkisiyle- ezikliğiyle, bir sezon sonu kapanışı yapmak istedik Sedoşum'la,O da tarağını tasını toplayıp 4-5 günlüğüne geldi yanıma,iyiki de geldi,ne de çok özlemişim.Dolu dolu geçen 5 günün ardından gidişiyle bir boşluk hissetmedim değil açıkçası,oysaki yaz için daha doğrusu benim doğumgünü dönemim için ne planlarımız vardı Aydın Amcamlar'la gelip de eve onları tıkıp Mert'ciğim, Sedoşum, Deryoşum ve ben ipimizi koparacaktık, neyse seneye diyelim seneye olsun inşallah. İlk kez 2 yaz önce bir araya gelmiştik dördümüz ki Mert her zaman evde birkaç saatlik kalmamızla,huyunu suyunu bildiğimiz bir arkadaşımızdı,şimdi daha fazlası var çünkü ilk kez bu kadar uzun süreli vakit geçirmiştik ve tadı damağımızda kaldı,yinelemeyi en çok istediğimiz bir tatilin izlerini taşıyordu,o yaz geçirdiğimiz beraberlik ki bunda Nemo'nun da parmağı yok değildi hani xD



Sedoşun gelip de bir an önce hediyemi bana sunuşu,ne olduğumu daha doğrusu ne hale getirip de beni afallattı tahmin edemez kimse,hiç beklemediğim bir hediyeyi bana sunuyordu çünkü,oysaki kendisi ilgilenmez pek Uzakdoğu ile insanıyla ilgilenir eminim yakışıklıysa :P ama ben kadar tutkun değildir,bunu biliyorum ve benim tutkumu da hiçbir zaman es geçmeyip hep dikkate almış sevgili arkadaşım çünkü bu doğumgünümde bana Çin'li hatunlarda çok rastladığımız elbise modeli olan şekil A'da da görebildiğimiz  (adını unutuyorum hep, genelde taş hatunları giyiyor :P ) türde bir kıyafet siparişi vermiş ,Amerika''dan Mert'çiğime getirtmiş Türkiye'ye dönerken,üstelik bu tür şeylerden sıkılan Mert günün birçoğunu benim için yapılan bu aktiviteye ayırıp Çin Mahallesi'ndeki birçok mağazaya girmiş,benim sevdiğim ateş kırmızısı rengini bulabilmek için,büyük şüphelerle almış olduğu 'M' bedenin vücuduma büyük geleceğinden korka korka üstelik. Nasıl şüphe duymasın ki normalde 'S' beden hatta bazı kalıplarda 'XS' giyen ben için 'M' beden elbette tereddüt oluşturacaktı ama şimdi daha net anladım ki bu Uzakdoğulular gerçekten de miyon oluyorlarmış,elbiseye giremiyorum tam anlamıyla daha doğrusu giriyorum ama o lanet fermuar kapanmıyor bir türlü :(



Yine de bu olumsuzluk canımı sıkmadı çünkü hiç beklemediğiniz bir hediyeyi almanın keyfini hepimiz biliriz ve en az bir kere de olsa yaşamışızdır.En azından kendi adım için söylemem gerekirse beklemediğim bir hediyenin keyfini hiçbir şeye değişebileceğimi sanmıyorum.Bu güzel hediye faslından sonra birbirimize ayırdığımız anlar başlamıştı,ilk önce karar verilen evde oturma kararını elbet birimiz delecektik ama biz suç ortağı olup da birlikte,verilen bu kararı çok da güzel alaşı ettik üstelik sadece gideceği günden bir önceki gece evde oturarak,gezmek tozmak bizim için bu kadar önemli mi dersek kesinlikle olumsuz cevap gelecektir. Öylesine çıktığımız her yürüyüşte en az bir mekana takılarak,koyu sohbetleri yaptığımız arkadaşlarımızdan erken ayrılmak istemedik, hem bizden başka kim eşofmanlarla barda takılır ki,sanmıyorum başka birisi bu halde gidip de bar taburesinde yerini alsın ama başrolü biz kapmışsak, burda bizi az çok tanıyan arkadaşlarım bunu hiç yadırgamaz çünkü yeri geldiğinde de o eşofmanlı tipleri unutturmayı çok güzel başarabiliriz. Öylesine başlayan geceleri devirdik birlikte,o da yetmezmiş gibi müşterileri gittikten sonra bize katılan arkadaşlarla, olağan zamanlarda hiç sevmediğim çekirdek konusunda 2 tepsi bile devirdik (Her ne kadar Hüseyin taytı unutsa da :D) barda takılan İngilizlerle arkadaşların yapmış olduğu 'Shot' etkinliğine katılmak da cabasıydı.


Rosinante'den bahsetmeden atlamak olmaz bu yazıyı,elbette Don Kişot'un o meşhur atı olan Rosinante değil bahsettiğim,arkadaşlarımın seve seve görev yaptığı içinde benim gibi deniz aşığı birisinin kaybolmayı hayal ettiği sevilesi yatlardan birisi bahsettiğim....Bir gün benim de böyle bir oyuncağım olur mu acaba :)


Tüm bu keyifli anların yanında olumsuzluklarda gelip bizi buluyordu,sezon sonu keyfine denize girme hayalleri de eklemiştik, neyseki bir gün girebildik, sonrası malum direk kışlık moda  bürüneceğimiz esintileri yaşadık ve deniz sefasını kapatmış olduk, sadece girme konusunda elbette.Marina'ya gidip de bu keyfi sürdürmemek olmazdı nede olsa, arkadaşlarımın görev (kaptanlık olsun makinistliği olsun) yaptığı Rosinante'nin güvertesinde kahve keyfi hayali güdüyorduk ama gel görki bula bula yatın kışa hazırlık tadilatının olduğu günü bulup gitmişiz (pek rahatlama Rosinante, mutlaka gelip bir gün tadını çıkaracağım),bu kadar şansızlık gelip de bizi buluyordu ya kesin birileri (sanırım baş harfi Lol :P) beddua etti ve duası kabul oldu :P her olumsuzluğa rağmen aklım triplex modunda olan yatta kalmadı değil (gerçi onda mı kaldı içinde yer alan dalış ekibinde mi kaldı orası meçhul :D),bir sürü yatın içinde gidip de onu bulmam tamamen tesadüf eseriydi ki dalgıçlık alanında uğraş veren kişilerin büyük bir cazibesi vardır bende,ne kadar ısrar etsem de arkadaşım götürmedi beni,en azından Shulter ordan geçsin de yakından göreyim diye diye başının etini yediysem de bir türlü masumluğumu (!) yediremedim kendilerine.



Yaşadığımız tüm olumsuzlukların içinde,bize en dokunanı hediye oldu sanırım ama Sedoşum ve ben en güzel çözümü türettik hemencecik; ahdettim ileride erkek çoçuğum da olsa o elbiseyi bir kereye mahsus olmak üzere giydireceğim aahahaha, ha bir de unutmadan Sedoşum'da da bir uhde kaldı kesin;Demir Demirkan'In demirlemiş olan yatına girememek :D


Köpek hikayesini anlatmaya dilim varmıyor bir türlü,bu nedenle sadece o günü anımsatacak diyaloğu eklemeyi borç bilerek kaçıyorum bu yazıdan;
-Dikkat edin,böyle evlerde genelde köpek olur!

-Köpek geldi bile...Bağlı olmayabilir!
-Aha köpek geliyor... Hatta koşuyor...Kaçınnnn!!!!
Arada köpeğe dönüp;
-''Şişt noluyoruz,hayrola?!'' diyerek tekme savurma modu ve muhteşem son,yanımdakilere dönerek;
-Niye kaçıyorsunuz?!

2 yorum:

Uğur Akinci dedi ki...

Vay canına, gerçekten sen İnternet edebiyatına aitsin Itır. Asla bırakma :D

Squaw dedi ki...

İltifat mı taşlama mı :P
Böyle şımartmayın beni sonra kurtulamayacaksınız bak ahahaha...

İnternet kurtulamaz benden artık,her şey bir yana özellikle de şakası...Beğenmiş olmana sevindim Uğur'cum :)

Yorum Gönder