25 Aralık 2010 Cumartesi | By: Squaw

Ve İzmir....



Sonunda İzmir!!! Geldim ve soludum o ciğerlerimi huzurla dolduran esintili ama aynı zamanda ılık meltemleri bünyesinde taşıyan İzmir havasını, soludum da nefes alabildim kendi eksenimde. Kendi eksenimden çok adım attığım ya da izlerimi bir kanıt gibi bırakırcasına damgaladığım her anına. Ne 'İzmir demek...' diyerek başlamak niyetim ne de kendimden bahsetmek, İzmir'i kelimelerle de yaşayabilmek isteğim. Belki de alfabenin en güzel birleşimlerinden biri olan İzmir kelimesinde bulabilmek aradığım her şeyi, kaybetmekten korktuğum her varlığı. Yerinde bir sürü şey bulabilecek olduğum, bulsam da asla İzmir'le değiştiremeyeceğim gerçekleri. Gelmeyen, İzmir'le yüz yüze kalmayan kimsenin anlatamadığı,hayır aslında anlayamayacağı bir yaşanmışlık İzmir, tarihte bile modernliklerin en güzelini bünyesinde depolamış. İçinde yaşayan ırkların türevleri değişse de kendinden asla vazgeçmemiş, kendini sunmaktan,kadının adını hep kabullenmiş bu şehir...




İzmir'li olmak önemli değildir,onun için havasını solumuş olman yeterlidir ya da sokağında ayak tozlarını serpiştirmen ama hepsinden öte onunla selamlaşmış olman yeterlidir. Geleli birkaç gün oldu belki bir hafta ama sanki yıllar geçmiş gibi öylesine özlemle dolmuş içim ona karşı, havasından uzak kalmak kendine hiç ulaşamamak gibi. Her şeyiyle bütün olan bir şehrin kokusuna sahip, her sokağının eksikliğini büyükçe yaşayacak bir hiçliğe saplanmış kalmış gibiyim, ayrı kaldığım her güne inat kendimi yeniden kabullendirme çabası verme duyusuyla savaşıyordum. Aslında hiç gerek duymamam gereken bir şeydi çünkü o asla inkar etmez bir kere gördüğü yüzü, bir kere duyduğu sesi, adımlarını üzerinde hissettiği bir bedeni.


Kimse benden alamaz İzmir'i ya da İzmir'den beni, son kez adım atmak istediğim bir yer olur mu diye varolan düşüncelerime en güzel cevaptır İzmir. Öyle ki İzmir'i benimseyen her insan evladının bünyesinde sakladığı bir hevestir bu, bir amaçtır.Bu kadar yenir yutulur güzellikte mi İzmir diyenlere cevabım(ız) çoktur aslında ama anlatmakla cevaplanacak bir soru işareti değildir bu; İzmir insanı farklıdır çünkü. Kendisini ne kısıtlar girdiği durumdan ne de anlatma çabasındadır. Aksine o kabullendirme hevesi güdene karşı naziktir, sıcaktır, sıcakkanlıdır. Karşısındaki bireyi, ne dişi olarak ayırır ne de er, sadece insandır gözünde karşısındaki. İnsan olduktan sonra insancıl dürtüleri sahiplendikten sonra hiçbir önemi yoktur o insanın. Ne Türk olmasının ne de gevur olmasının da önemi yoktur. Hatta çoçuk,sadece kendini dürüstçe sunsun bize ve kendini her şeyin içinde kabullensin.



Geldiğimin ilk cumartesisiydi, Sevinç Pastanesi önüydü buluşma noktamız ,tıpkı her İzmir'linin kuralı gibi. Eğer buluşulup da gezip tozulacak yer Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi ise önemli değildir buluşma noktanız çünkü her zaman Sevinç Pastanesi önünde buluşulur ama asla girilmez.  Yanından geçip gidersin, ha hiç mi girilmez diyenlere, girilir elbet ama buluşma noktan orasıysa o gün değildir Sevinç Pastanesi günü. Başka bir zamanda başka bir yerde başka keyifler için buluşulduğunda gidersin Sevinç Pastanesi'ne. İçeriye girme teşebbüsünde, kararsızlığında bile bulunmazsınız. Eğer hafta sonu ise buluşma aktiviteniz, umduğunuzdan daha kalabalıktır Sevinç Pastanesi önü. Yine de ben içeriye girmenizi öneririm lakin farklı zamanda farklı yerde farklı bir keyif için gittiğinizde çünkü içeride inanılmaz tatlar sizi bekliyor olacaktır, emin olun. Üstelik yılların eskitemediği nadir tatlardır ve mekanı size sunacak bir ortama sahiptir Sevinç Pastanesi.





Napalım derken kendimizi Kordon'da kahve evlerinin içinde, tatlı ve o nefis kokusuyla afrodizyak etkisi gösteren keyifli tatların sahiplerinden bir kahve siparişinde bulunurken buluverdik. Hoş ve özlemle dolu sohbetin yanında zaman akıp geçivermiş de haberimiz yoktu o anki gelen telefona kadar (Lol kulakların çınlasın bu noktada xD). Her şey bir yanaydı,dışarısının soğukluğuna inat adımlarımızı sakince ve büyük bir keyifle attık o gün, üzerimize sindirdiğimiz içimize işlediğimiz havanın sahibine olan saygımızdandı bu umursamazlığımız çünkü biz İzmir'deydik. Hava soğuktu ama dışarısı birçok nefesle kaplıydı, dedim ya bizi hiçbir şey geriletemez çünkü İzmir soğuğu da kendisi gibidir, ne kadar soğuk dense de en altında mutlaka bir sıcaklık tortusu saklamıştır,bırakmıştır. Güneş kendini gösterdiyse eğer iç mekan değil de dış mekandır soluğumuzu aldığımız yer, illa ki bir mekan aramaz İzmir'liler güzel havada, böylesi havalarda en iyi mekan Kordon Çimleri'dir çünkü. Her yaştan, her milletten ve her seviyeden ufak ya da büyük bir topluluk çıkacaktır karşınıza mutlaka, hepsi aynı havayı solumanın vermiş olduğu sarhoşlukla.




Yağmur geldi mi diye bakmayın sakın,yağmur gelse de bizi yıldıramaz, dedim ya yağmur etkisiz elemanlarımızdan biridir. Biz ne yağmurlar gördük ama yine de yılmadık (Sedoşum ve Deryoşum'a gelsin bu da :P). Çok mu sağnak yağmurumuz, yapacağımız en iyi aktivite bir film etkinliğidir bu durumda. Hal böyleyken bile sinemalarımızda boş yer nadir bulunur, özellikle de hafta sonu ise. Önemi yoktur çünkü bizim amacımız sevdiğimiz tüm insanlarla dostluğumuzu pekiştirmektir. İzmir küçüktür belki diğer iki büyük şehrimize göre ama dedim ya yıllardan beri ayırır kendini bir noktada, hiçbir şehrin olmadığı kadar moderndir özünde, herkes kadar içi Ata sevgisiyle doludur ama burdaysa eğer daha bi'çoşkuludur İzmir, kendisini bütünleştirmiştir Ata'sıyla. Zamanın başka insanlarını ağırlamış bu kof duvarların hala kendini kanıtlama çabası verdiği güzelim şehrim İzmir'de. Yılmaz Özdil'in dediği gibi balkonsuz ev sevmeyiz biz, salçasız yemeğin sevilmeyeceği, kalçasız kadının kabul görmeyeceği, göbeksiz erkeğin saygınlığını yitireceği (:P) gibi balkonsuz ev de ev değildir bizim için çünkü kış mevsiminde bile balkon daraldığımızda nefes almamızı sağlar bizim. Atlamak için değil elbet ama zemin katsa atlama seçeneği de kabul görebilir bizim için, hatta birinci kat balkonundan atlamış insanlar görmüş bir bünyedir bu. :)




Saat Kule'miz vardır bir de; asla bir kişinin bile dönüp de saatini kullanmadığı ama her gelenin mutlaka önündeki güvercinlere yem attığı ya da her evde bir tanecik fotosunun saklı olduğu. Belki unutulmuştur bile o resmin varlığı ama her güneşli günün odak noktasıdır, orda bir aktiviteye katınılmayacaksa bile yanından bir kez de olsa geçilir Kule'nin. Ya ulaşım içindir ya da okulundan/dershanesinden çıkmış evine gitmektedir geçen, olmadı iş yerinde yorgunluğunu bırakıp da eve atma hevesindedir kendisini. Biz de geçtik o gün, Karşıyaka'dan -ne zamandır yapmadığımız ve özlemini çektiğimiz vapur sefası için- geldik Sevinç Pastanesi'ne gitmek için, şimdi İzmir'i bilip de okuyanların 'Ne alaka!' dediğini duyar gibiyim. :) Özlem böyle bir şeydir işte; günlerdir aylardır içinde tutup da yapma noktasına geldiğin an hiçbir noksanlığı görmeden amacına ulaşıp o özlemi dindirme çabasıydı bizimkisi de...






Akşamı ayrı bir güzeldir gündüzü ayrı, akşam ayrı güzeldir çünkü ışıklar kentidir İzmir ve bir dişinin kendine güvenle dışarıda tozunu attıracağı kentlerden birisidir, birçok ışık saklamaz bünyesinde, sundukları yeterlidir bizim için. Aramayız başkasını, fazlasını. İşte böyle sadığızdır kendisine, böyle tutkuyla bağlıyızdır ona. O bizi her halimizle kabul ediyor ya, bizim de ona vefamızdır bu sunduğumuz. 'Vefa' diyorum ya bakmayın siz böyle dediğime, ona bağlılığı olanın vefadan ötedir içindeki İzmir sevgisi; özlemdir, aşktır, dostluktur, yitirmedir...



Neyi anlattıysan sır gibi saklar İzmir, asla nankörlük etmez sana, nasıl bıraktıysan öyle kalmıştır çünkü. Tarzını yenilemiştir belki, belki de değişiklik ihtiyacı hissetmiştir. Her canlının isteği gibi o da bir şeylerde yenilik peşindedir, öyle olsa bile endişe etme unutmaz seni, kendini. Ne kadar zaman bırakırsan bırak, ne kadar mesafe  uzaklaşırsan uzaklaş her zaman döneceğin bir ev vardır, her zaman sığınabileceğin bir sıcaklık beklemektedir. Her zaman yokluğunu belli edecek bir özlemin sebebi olacaktır, hepsinin karşılığıdır İzmir, tıpkı benim dönüp dolaşıp geldiğim ve en büyük hasreti ona yaşadığım İzmir gibi. Şimdi evimdeyim, huzumdayım hepsinden öte başlangıcımın şahidi, kendimi yıllardır zımbaladığım Bornova'mdayım. :)





0 yorum:

Yorum Gönder