15 Kasım 2011 Salı | By: Squaw

Aslı'nın Masasındaki Çiçek...



İlkokul döneminin tüm çocuksuluğunu taşıdığım zamanlardı.Bunu anlamak için saçlarımdaki örgünün tek bir boğumuna bile bakılması yeterliydi.Herkesin nefret ettiği o haftanın başlangıç günüydü yaşadığım.Açılış töreni adına İstiklal Marşı'nı okumak için sınıf sıramın arkasına geçmiştim.Birkaç kişinin fısıldaşması dikkatimi çekse de pek umursamadım,şu an bile bana yalanmış gibi geliyor.Dikkat kesilmedim çünkü 2. sınıfa yeni nakil olduğum ve birkaç kişi hariç hiç kimseye ısınamadığım insanlar arasındaydım.Tören biti,merdivenleri çıtık, sınıfımızın açık olan kapısına doğru yöneldik.Herkes sırasına yerleşti,nedense donuk bir günün başlangıcını yaşadığımız bir sabahla başlıyorduk.Bu garipliğin nedeni basitti aslında ama bunu çok sonraları anlayacaktık/anlayacaktım.Sıranın sahiplerinden biri aramızda olmasına rağmen karşımda sınırsız sessizliğie boğulmuş terk edilmişçesine duran bir sıraydı...




Birkaç dakika süren zaman aralığı sonunda bu boşluğun doldurulacağını öğrenmem pek uzun sürmedi.Bunu düşünmeye başladığım andı,işte o geliş anı!O ikinci çalan zil ile sesi ile zamanın getirisi başlamıştı.Sınıf kapısı açıldı,önce kapıyı açan kolu gördüm ve bu tanıdık bir uzanıştı ama her zamankinden daha farklıydı.Her zamanki yaşanan o devam sahnesi gelmedi bu kez,birisi senaryoyu değiştirmişti.Kolun sahibinden önce iki yabancı vardı yazı tahtası önüne yönelen.Biri orta yaş,diğeri ondan daha genç olan iki erkek dikildi karşımızda. İkisi de ''ben değil de o konuşsun'' diye beklercesine susup kaldı.Elinde çiçek olanı daha fazla bunu sürdüremeyeceğini düşünmüş olacak ki bir adım önce çıktı,ardından cümlelerini tamamladı.O sıranın sahibini temsil edercesine güzellikteki çiçekleri gidip masa üzerine bıraktı ve şu an hiçbir kelimesini hatırlayamadığım cümlelerini tamamladı,sonra da arkasını dönüp çıktı,gitti.Cümleleri hatırlamam,hatırlayamam ama o sesin titrekliğini tazecikmişcesine hatırlar, bilirim.Hayatımda ilk kez dördüğüm bu iki insanı son görüşüm olan bir andı ya da hala bir yerlerde görmekteyim ama tanıdık gelmiyor.O kadar geçen yılın ardından tanımak da zor olmalı!


Birkaç dakika öncesine kadar boş olan sırayı çiçekler sahiplenmişti artık,Aslı yoktu çünkü...Bir daha da o sahipliğini yapamayacaktı,tüm gün boyunca çiçekler bize gülümsedi ama biz aynı karşılığı veremedik.Yeni sahipler hangi çiçek soyundandı acaba?Aslı'nın yüzünü hatırlayamıyorum,çiçeklerin  yüzünü de...Aslı'nın masasındaki çiçeklerin yüzünü...



Hani filmlerde ya da animelerde sıkça izlediğimiz nakil öğrenci hayatı vardır,onu yaşadım ben.İlkokul birinci sınıf sonrası İzmir'de yeni bir hayata başladım.Hiç istemediğim bir okulda hiç istemediğim bir öğretmenle.Bu isteksizliğin etkileri hala üzerimdedir,o dönemki getirisi ise arkadaş edinememe,daha doğrusu istememe etkisiydi.Kimse o değerli konuma gelmesin istedim.Halbuki hayatın güzelliklerinden biriymiş,şimdilerde farkına vardığım bir şey bu.Yeni ve kocaman bir şehrin kıyısında arkadaşsızlığı seçtim,sonra sevgili anneanneciğim vefat etti.Annemdem daha çok zaman geçirdiğim ikinci annem.Nedense hemen ardından arkadaş edindiğim dönem geldi. Bilirsiniz,arkadaş edinme olayı deneme tahtası gibidir,hele de o dönem.Kim arkadaşım olabilir diye düşünürken bir hafta sonu kurs bitiminde kendimi Aslılar'ın evinde buldum,sınıfımdaki diğer birkaç kişiyle birlikte.Tusan da ordaydı,erkek  olarak imgelediğim ilk kişiydi sanırım.O zamanlar arkadaşça bir his diye düşündüğüm bu şey yaşadığım ilk platonik aşkımmış da haberim yokmuş.Sınıf arkadaşlarına katıldığım ilk oynumdu o günkü oynadığım saklambaç oyunu.




Gün bitivermişti,o günkü hayatıma dair nadir hatırladıklarımdan,Aslı ise hatırlayamadıklarımdan.Sarı saçlarını hatırlarım bir tek,bir de o etrafa heyecan katan aurasını.Aslı'yla o ev oynumuzdan sonra yakınlaşacağımıza daha da uzaklaşmıştık sanki.Nedenini bilemedim hiçbir zaman,üzerinde de durmadım pek.Son günlerde Aslı'yı düşünür oldum,bir de o çiçekleri.Düşündükçe de bir şeyleri çözdüm.Benim,olmak istediklerimden biriydi Aslı. Olmak istediğim değil de yanımda olmasını istediklerimden.O yaşına rağmen hayata oyunla karşılık veren,o günlerin sakinliğine rağmen heyecanı üzerine kıyafet gibi yakıştıran.Minikliğine rağmen arkadaş edinmenin  anlamını bilen ve giderken kimseye haber vermeden hüzünlerle yüklü sürprizi arkadaşlarına sunan.O kadar kalabalığın içinde yapayalnız bir yürüyüşe başlayıp sonsuz bekleyişin oynunu sunan.Gidişinden çok sonra da bu oynuna çiçeklerin güzelliğini de alet eden.Çiçekler hala aklımda,sınıf hep gözlerimin önünde,İzmir'deki ilk oyun günüm hafızamda hep.Tusan ise zaman zaman o elmacık yanaklarının güzelliyle harmanladığı gülümseyişiyle karşımda,hem de o önlüklü haliyle.Şimdilerde belki de o önlüğün yerini takım elbise almıştır,kim bilir.



Ölümün,kimsenin geri dönmesine izin vermeyen bir hapis olduğunu biliyorum artık ama o minicik vücut için bu hapsin büyük bir haksızlık olduğunu da biliyorum.Ailesi ile birlikte izlemek için gittiği ralli yarışlarından birinde, direksiyon hakimiyetini kaybeden sürücünün ezip geçtiği biriydi Aslı.O günlere dair Aslı'yla ilgili hatırladığım en belirgin şey,sarı saçlarından sonra ilk kez oynadığımız saklambaçtı,sonrası da olmadı zaten. Hatırlamak değildir aslında bu yaşadığım,daha çok düşünmedir.Masasındaki çiçekler var bir de durup durup hatırladığım,hatırlayıp da hiç unutamadığım.

0 yorum:

Yorum Gönder