16 Ocak 2012 Pazartesi | By: Squaw

Sanırım Ben, Baraja Doğru Akan Bir Nehirim ve O Baraj da Hatsumomo.

''Bazen Park Caddesi'nden geçerken durur ve hayretle çevremdeki büyülü güzelliklere bakarım. Kloksaklarını çalarak ilerleyen sarı taksiler, ellerinde evrak çantalarıyla yürüyen iş kadınları, yolun köşesindeki kimonolu yaşlı kadını görünce şaşırırlar. Yoroido'ya geri dönsem orası gözüme burdan daha az mı büyülü görünecekti? Genç kızlığımda, eğer Bay Toraka beni sarsak evimden çekip almasaydı, yaşamım boyunca canımı dişime takarak mücadele etmek zorunda kalmayacağıma inanırdım. Ama şimdi yaşadığımız dünyanın da okyanus dalgaları gibi kalıcı olmadığını biliyorum. Mücadelemiz ve zaferlerimiz
ne olursa olsun, onlar için ne denli acılar çekersek çekelim hepsi kısa süre sonra kağıdın üstündeki mürekkebe damlayan su gibi akıp gidecek''



Sayuri-san'ın yakın dostlarından biri olma özelliğini taşıyan Arthur Golden'in sayfalarından dökülen satırlardır yukarıda tanıklığını yaptığım sözcükler. Sayuri'san'ın dudaklarından dökülen kelimeler topluluğuyla hayatını bize özet geçişi. Romanı ilk okuyuşum dokuz on yıl öncesine denk gelen bir dönemdeydi, Uzak Doğu kültürüne olan  ilgim hala tazeydi o zamanlar. Bugünkü gibi yine sevdiğim bir kültürün araçlarından biriydi ama bugünkü gözlerle bir ikinci okuyuşumu noktalamış bulunmaktayım. Elbet ilk okuyuşun verdiği etkileri yaşatmıyor, her zaman için o ilk yaşanılanlar ayrı konumdadır tıpkı 'Memories of a Geisha' isimli romanı okuduğum dönemdeki aldığım tat gibi. Balıkçı kasabası olan ve diğer dünyalarla bağını koparmış bir yer yüzü gibi gözüken ufacık bir köyde doğmuş Sayuri, babası da diğer köy halkı gibi balıkçılıkla geçimini sağlayan bir aile reisi. Bir tane de ablası var Sayuri'nin, zamanla ikisinin de aynı yolu yürümek zorunda kaldığı ablası. Hasta bir de anneciği var, aslında her şeyin onun hastalığıyla başladığı bir annecik...


Sayuri küçücük bir kız çocuğuyken annesinin ölümünden sonra kendisini evlatlık alacak iyi bir erkeğin hayalini kurmaya başlar, hatta bu hayaldeki kahraman onun için beyaz atlı bir prensten farksızdır. Tek fark aradığı şey bir prense duyulabilecek aşktan daha fazlasını bu boyuta taşıyabilecek olan baba şefkatine denk olan bir histir. Prens olarak hayal ettiği, hatta o gözlerle gördüğü kişidir Toraka. Annesinin hastalığı kendini sık göstermeye başladığı dönemde Bay Toraka da varlığını sıkça ortaya çıkarmakta, Sayuri ve ailesiyle özel bir şekilde ilgilenmektedir. Özellikle de Sayuri ve ablasına ayrı bir özen gösterme derdine düşmüştür. Sayuri de bu nedenle o hayalin kahramını olarak Toraka'nın adının doğru seçim olduğuna kendini inandırmış, çocukca  düşünceler içersinde boğulmaya başlamıştır bile. Tam bu anda her şey kendini gösterme derdindedir artık. Toraka kızları evinden -babanın izniyle- koparır, onları daha önce görmedikleri bir adama verir ve Sayuri ile ablası hiç tanımadıkları bu adamla, hiç girmedikleri yollara giderek o minicik köylerinin sınırlarından koparılmış olur.

Sayuri ve ablası bulundukları durumu anlama çabası verirken çok geçmeden kendilerinin geyşa olması için Okiya'lardan (Geyşa Evleri) birine satıldıklarını anlarlar ve ikisi de birbirlerini bir daha görmemek üzere kendi yollarına yönelir. Haliyle bir çocuğun vermesi gereken en doğal tepkileri verir Sayuri. Daha ilk okul  çağlarındaki bir kız çocuğudur, lakin geyşa eğitimi için de en uygun yaştır bu. Çoğu ülkede bilinenin aksine Geyşa (Sanat/gösteri anlamına gelen ''Gey'' ile İnsan anlamına gelen ''Şa'' nın birleşimidir) birçok sanatı yapabilen bir sanat ustasıdır, adının birleşimini layığıyla taşımak zorunda kalan kişidir aslında. Sayuri isim yapmış Okiya'lardan birine verilmiştir ve bu onun yeni hayatına yapacağı başlangıcın ilk yılıdır. Önce evin isim yapan geyşası tarafından dışlanır Sayuri, sonra bu geyşanın yani Hatsumomo'nun oyunlarına gelerek yaptığı ufak ama kötü getirileri olan hatalardan birini yapar. Ablasını bulmak ve geyşalık yolundan çıkmak için bir gece Okiya'dan kaçmaya kalkar ve yan Okiya'lardan birinin çatısından düşerek kendini ele verir. Okiya'nın avlusunda olan geyşanın tepesine doğru düşer ve geyşanın deyimiyle gökten yer yüzüne yağmıştır artık,  geyşalık eğitiminden alınır sonra. Artık kaderinin öyle olacağına inandığı bir esnada Mameha tarafından 'kardeşlik' mertebesine istenir. Oysa başka bir Okiya'ya bağlı olan geyşanın bunu yapması anlamsızdır.  Mameha, Hatsumomo'dan daha ünlü olan ve tüm geyşaların amacı olan Danna'yı elde etmiştir bile ve bir geyşa eğitimi alan kızın geyşalığa adım atabilmenin ilk basamığı olan Çırak Geyşa'lık için daha usta olan bir Geyşa'nın 'kardeşliği'ne gelmesi gerekmektedir. Mameha zorlansa da Sayuri'nin, Okiya'sının sahibesi olan Anne'yi ikna etmesi pek de zor olmaz çünkü  Mameha tüm Okiya sahiplerinin büyük saygı duyduğu bir Geyşa'dır ama ondan da önemlisi Sayuri üzerine Anne ile büyük bir bahse girmiştir. Eğer dediği süreçte Sayuri isim yaparsa (tabii Mameha eğitimiyle) bu işten Mameha kazançlı çıkacaktır, tam tersi durumda da kazançlı olacak kişi bellidir; Anne. Aslında bu başarının en kazançlısı Sayuri olacaktır çünkü Okiya hizmetkarı olmaya mahkum olmak için itildiği konumdan sıyrılıp tüm geyşaların can atacağı kişinin adıyla anılacak ve geleceğini en iyi mertebeye taşıyacaktır. Her geyşa eğitimi alan kızın amacı isim yapmış bir Geyşa olmak (bunun yanında 20 yaşına gelmeden de bir Danna bulabilmek, yani zengin bir erkeğin metresi olabilmek) olsa da Sayuri'nin tek amacı vardır aslında, o yıllar önce Yoroido'ya geldiği dönemde bir köprü üzerinde ağlarken onu avutan Başkan'ın izini bulmak, ondan da öte Başkan'a sığınmayı dilemektir.


Her şey düzene girmiştir artık, Sayuri eğitimine yeniden başlamıştır ve Mameha'nın sözünden çıkmamaktadır.  Zamanla da Mameha onu çıraklığa yükseltmeden önce gittiği çeşitli Çay Evleri'ne giderken Sayuri'yi de yanında götürür ve onun adının Gion'da yayılmasını sağlamaya başlar. Tabii bu etkinlikler hızlanırken Hatsumomo da boş durmaz, o da kendi evlerindeki Balkabağı'nı kardeşliğine getirerek onu tanıtmaya başlamıştır çünkü Okiya'nın Anne'si bir evlada sahip değilse en iyi iş yapan Geyşa'ya yatırım yapmak amacıyla onu evlatlık edinir ve tüm Okiya haklarını o geyşaya verir. Hatsumumo ve Mameha'nın savaşı da böylece başlamıştır artık, onların yanında Sayuri ve Balkabağı'nın da... Tam bu esnada Sayuri hala amacından vazgeçmemeye kararlıyken Başkan'la bir spor münabakasında onlara eşlik etmek amacıyla seçilmiş -tabii Mameha sayesinde- geyşa grubunda yer alır. Beklediği ana kavuşmak için yürüdüğü yol doğru yöne çevrilmiştir. Başkan'ın görünüşüyle her şey düzelecek diye hayaller kuran Sayuri yanılmadığını geç olmadan anlayacaktır çünkü o artık tanınmaya başlayan bir Çırak Geyşa olma yolundadır. Tanınan bir geyşa namına leke süreceği düşünülen şeylerden sakınacağı için Sayuri de her şeyi oluruna bırakmak zorundadır artık.

Her şeyin kelimelerle anlatılmaya çalışıldığı, her duygunun kelimeler ardına saklanıp da okuyucusuna yaşatılmaya çalışan bir kanıt Memories of a Geisha. Aslında ondan daha fazlasına sahip,savaş yıllarının zorluklarını bile okuyucusunun ayağına getirmekten çekinmemiş bir yaşam öyküsü.Sayuri'nin kendini anlatmaktan çekinmediği, hayatının en güzel kısımlarını yansıtmaktan geri kalmadığı ama hepsinden öte bunlara özenle değindiği sırada kendi ülkesinin de yaşadıklarını ortaya dökmekten çekinmeyen bir kadın o.  Yazdıklarıyla,ortaya döktüğü kelimelerle, bazen göz yaşlarıyla onu anlamaya çalıştığım bir  yapıttı çoğu kez, şu an yaşamıyor oluşunu bile bile en çok tanımak istediklerimden aslında. Şahsını tanıyan yazara özendiğim,  özenirken de Sayuri'nin yaşadıklarının altında nasıl göçtüğünü, göçtüğü bu esnada kaderi nasıl alt üst edebildiğini anlatırken ortaya döktüğü her şeyi ezberlediğim satırlar topluluğuydu bu kitap. Bir ansiklopedi, ya da hayır daha çok bir belgesel tadındaydı. Evet, bir belgesel niteliğindeydi aslında, kendisine 'belgesel' diyorum. Diyorum çünkü okuduğum her satırın altında onun yaşadığı yerleri görme arzusuyla savaşırken buldum kendimi, o zamandan neler kaldı bilemiyorum ama savaşın etkilerini nasıl kapattıklarını, savaşın getirisi olarak kapatılan Çay Evleri'nin ve Okiya'ların yıkılmaya yüz tutmaya başladığı bir anda Gion'un yeniden nasıl güç gösterisine kalkıştığını öğrenmek daha doğrusu görmek istedim. Sayuri-san'ı görmeyi diledim hatta, çok sonraları ayrıldığı bir yer olsa da onun için hala aynı Gion olduğuna inandığım satırları okurken Sayuri-san'ın yaşadıklarının gerçekliğiyle bir kez daha tutuldum bu anlatıma. Okumak yerine kendisinden dinlemek için neler vermezdim; dinlemek, dinlerken de onu ve onun yolunda gitmiş olan kişilerin gerçeğini görmek, görüp de anlamak isterdim.


Bakmayın siz, kitaba dair bir şeyler dökmek istedim ama hala eksik bir şeylerin olduğuna eminim. Birini  dinleyerek tadına varılabilecek bir kitap değil 'Memories of a Geisha', aksine okunulması gereken, okudukça da her satırın altındaki anlamların önemine varılması gereken. Ama hepsinden öte Japonya'nın Tarihi'ne ve Japonya adının altına ne kadar gizlenmiş olan öğe ya da kültür varsa hepsini okuyucunun ayağına getiren, getiriken de okuyucusunu ülkesine taşıyan. Kendinize geldiğinizde ise güzel bir düş gördüğünüzün kanıtı olan, tüm bunları düşünmek adına bu isme odaklanmayın mümkünse çünkü 'Memories of Geisha' bundan daha fazlasını hak eden bir isim.

Sayfayı kapatmadan, kitabı okumuş olan ya da okuma planına alan, hatta okumayı planlamayan varsa bile, hepsinden ricam bu güzelliği 'erotik' kategorisine koymamaları çünkü içeriğinde geçenler o kadar hüzünlü ki bu etikete dair hiçbir şey bulamazsınız. Aradığınız şey buysa zaten, mümkün mertebe bu isimden uzak durun lütfen!

0 yorum:

Yorum Gönder