19 Mart 2012 Pazartesi | By: Squaw

Bir İnsan, Karanlıkta Görebilme Gücünü Neden İster ki?!


Kore yapımı bir film Oseam.Hatta Kore yapımı bir film olduğunu bilmeden başladığımı söyesem gülmezsiniz bana değil mi?Bu dil,Kore Dizileri izleyene kadar bana kulak tırmalayıcı bir dilmiş gibi geliyordu fakat dramalarda izledikçe alıştım ve MiSa'daki (I'm Sorry, I Love You) Eue-chan'ın ''Ajeossi'' deyişini unutamadım hiç.Bu güzel animede de sık sık duyduğum bir hitap şekliydi,genel bir hitap şekli aslında ama benim için yakışan kişileri var yakışmayan kişileri.Ufaklığın her ağzından çıkışında içimde bir şeyler harekete geçiyordu çünkü garip bir karakterdi. Gariplikten kastım tavırları değil,ailesi olarak sadece bir ablasının oluşu ve ablasının da kör bir birey oluşu.Her şeyi bir oyun gibi görüyor ufaklığımız,bu noktada bana yıllar önce izlediğim Uzak Doğu etkileriyle süslenmiş ''Son İmparator'' filmini hatırlatıyor.Öyle bir film ki her karesinde izleyicisinin yüreğine oturuyordu.Oseam da bunu ilk yarıya kadar çok güzel başarıyor,hatta filmin son 5-10 dakikasına kadar diyebilirim.Öyle bir sadelikle işlenmiş ki hiçbir abartıya yer verilmeden içeriğinin sahip olduğu konuyu karşısındakine direk aktarmayı hedeflemiş. Bu amacına da çok güzel sadık kalan bir yapısı var bu filmin.


 Kör ablası ile yolculuğa çıkan ufaklığımızın annesini arama çabası ana tema gibi gözüküyor.Öyle gözükse de aslında ana temamız bundan çok uzakta,bu iki kardeşin başlangıçta bir keşiş tarafından bulunması her şeyin başlangıcı oluyor.Ardından tapınağa yerleşen abla kardeş burda günlerini yalın bir düzende devam ettirmeye başlıyor.Zaman içersinde de kardeşin sıkılmasıyla bir şeyler yapılma aşamasına geliyor.Dedim ya,yaşının getirisi olarak onun için her şey bir oyun gibidir artık.Dua esnasında tapınağın içinde keşişlerin arasında zig zaglar çizerek koşuşu,her keşişin gözüne aynı görünmesi, keşişlerden biri soğuk suda kendini arındırırken onun giysilerini üşümesin diye bir sokak köpeğine giydiriş çabası,tapınak bahçesinin kocaman bir oyun alanı olarak görülüşü,hepsi ne kadar da sevimli geliyor değil mi?Aslında altındaki yatana baktığımızda çok üzücü bir durum,düşünün etrafınızda oynayabileceğiniz bir tane bile yaşıtınız yok. Yaşıtınızı geçin büyüklerin bile size ayıracağı vakti yok,bunun yanında oyun alanı ya da oyun aracı olarak dikkate değer hiçbir şeye sahip değilsiniz.İşte böyle bir çocukluk geçiriyorsunuz, bunun hakkında şikayet hakkınız da yok çünkü gidecek hiçbir yeriniz yok.


Zaman içersinde onları bulan keşişin fark etmesiyle bir şeyler hareketlenmeye başlar.Keşiş, abladan erkek kardeşini uzaktaki bir dağa (ordaki bir ibadet alanına) götürme izni ister.Kışın en yoğun olduğu,tipi yüzünden önlerini göremedikleri bir dönemde gidecekler ilkbahar başlangıç esintilerini gösterdiğinde de geri döneceklerdir. Abla onayı verir,kardeş de yeni bir oyna başladığını düşündüğü için gitmeye heveslenir. Başlarda orda da karda kaymak ya da ormandaki hayvancıklarla oynamak gibi kendine farklı oyunlar türetse de zaman içersinde yaşanan olay sonucu oynun bu kadar basit olmadığını görür,siz de beklemediğiniz bir evreye geçiverirsiniz.İşte bu kısımda da bahsettiğim son 5-10 dakika devreye girmiş oluyor,daha doğrusu o unutmak istediğim devreye doğru yola çıkmış oluyorsunuz.Sonrasını ise ne siz sorun ne de ben söyleyeyim, öyle bir güzelliği son dakikada nasıl harcamışlar merak ediyorsanız buyrun sizi Oseam dünyasına alayım.


Finaldaki geçiş bu filmin en büyük eksikliği,o ana kadar kafamda güzel bir film izlemenin mutluluğunu nasıl koruyacağım tasarısı yaparken son anda beni alaşı eden bir kapanışla ekran karşısında kala kaldığımı hatırlıyorum.Biliyorum iş sadece finalde değildir ama ben final takıntısı olan bir takipçiyim.Herkesin keyfini kaçıran bir şeyler vardır eminim,benim keyfimi de finaldaki ufacık bir ayrıntı mahvedip,hayallerimi acımasızca yıkabiliyor.İki kardeşin dramını en hafif bir şekilde ele alışıyla takdirimi kazanan, ondan daha çok çocuksuluğumuzun o boşvermiş dünyasının tüm özelliklerini bana gerisin geri sunuşuyla ayrı yere alacağım bir yapım olma yolundaydı Oseam.Gel gör ki bunu devam ettiremiyordu maalesef, keşke o çocuksuluğun acı gerçeklerini daha da güzel sunup Oseam adının anlamını daha süslü sunsalarmış.Sunsalarmış da ben ve benim gibi diğer izleyicileri ekran karşısında öyle ifadesiz şekilde bırakmasaymış.


Ajeossi hatrına,daha doğrusu o sevimli ifadeye sahip ufaklığımız ve filmdeki kullanılan doğa çizimleriyle birlikte onlara yakıştırılan renkler adına puanımı düşürmeyeceğim.Hatta hepsinden önemlisi içime işleyen birkaç sahnesi hatrına filmi çok aşağılarda değerleniremiyorum. Filmi izlemeyi düşünenlere en güzel tavsiyem ufaklığın aurasına kendilerini kaptırmaları olacak çünkü filmin en tatlı kısmı orda gizli.Öyle tatlı ki ablası için dağda dua ettiği sahneyi hafızama kazıdım:Karanlıkta görme gücü!Görebilmeyi isteme duası,bunu istiyor çünkü ablasına kör olduğu halde görmeyi öğretmeyi amaçlıyordu. Şimdi ben bu güzelliği görmezden gelip de nasıl geçip gideyim?! :)

2 yorum:

Alchemist dedi ki...

renkler harikaymış.

Squaw dedi ki...

Kesinlikle!Filme başladığınız anda ilgiyi çeken ilk öğe renkler oluyor,yapımcısı renklerle başarılı bir şekilde oynamış.

Yorum Gönder