15 Nisan 2012 Pazar | By: Squaw

Bunu Yaptım; Çünkü Onu Saklamak ve Her Gün Kendim Görmek İstedim…



Dramalara yöneldiğim bir dönemdeyim, anime ve mangayla kıyısından köşesinden akrabalık kuran bir dünyanın içersindeyim diyebiliriz buna. MiSa (I'm Sorry,I Love You)ile gelen esintinin sayesinde içinde savrulur oldum durdum. xD Cain and Abel'i de MiSa sonrası So Ji sevgime katkı olsun diye araştırmıştım ve o an okuduğum anda ilgimi çeken bir dizi olup çıkıvermişti. Üzerinden biraz zaman geçtikten sonra izlemek nasip oldu, iyi de oldu sanki. :D


 ''Bir şeyi çok istedim. Bir gün gökyüzünden önüme düştü.
-Cennetten mi?
-Evet, mucize gibi… Gökyüzünden düştü. Öyleyse ona sahip olabilir miyim?
-Sahibi yok muydu?
-Sahibi mi? Sahibi vardı…
-Öyleyse onu geri vermelisin… ''



Ipıssız çölün ortasındayken başladığımız sevgi dolu bir ilişkinin nasıl nefrete dönüştüğünün hikayesini saklayan bir yapım Cain & Abel.Birbirine inanan ve hayatlarındaki herkesten daha çok birbirini seven iki erkek kardeşin, o sevgi dolu dünyalarına nefreti adım adım yerleştirdikleri bir hayatın kapısından baktırıyor. Bir nevi bizim için Kuzey ve Güney teriminin karşılığı onlar, bir nevi yıkılamaz gibi görünen bir kardeş sevgisinin nasıl da gidip yok olduğunu kanıtı. Bir nevi de hayatta karşılaştıklarımız ve karşılacak olduklarımızın yansıması. Kimine göre bir öç alma hikayesi, kimine göreyse bir nefret, hatta bir aşk hikayesi bu dizi. Bana göreyse yıkılamaz denilen bir kardeşliğin günbegün yıpraşının hikayesi.


Mesleklerinde başarılı iki cerrahın hayatına bakış açısı gibi gözükür Cain and Abel. Aslında daha fazlasına sahiptir; Cho In hayatındaki tek idolü olan abisi Lee Seon Woo'nun 7 yıl aradan sonra dönüşüyle dünyanın en mutlu insanı olur ve bu dönüş sessiz sedasız değildir. Lee Seon Woo ülkesine döndüğü uçakta bir hastanın rahatsızlanması sonucu ses getirecek bir operasyonla dönüşünü tahmin edemeyeceği bir şaşaa ile gerçekleştirmiştir. Kardeşse onun dönüşünü en çok bekleyen kişidir, birisi daha vardır abinin dönüşünü bekleyen ama onun geri geleceğine asla inanmayan.Bu nedenle 7 yıl bekleyip de ümidi kestiği o anda Kim Seo Yeon'a olan sevgisinden vazgeçer ve içinde sakladığı sevgisini kardeşe yani Cho In'e vermenin zamanı geldiğine inanmıştır. Birliktelik kararı ardından hemen gelecek planları başlar, abi de kendine yakışır şekilde kenara çekilmesini bilir ve kardeşine ihanet etmeyeceğini bildiğimiz abi hastanedeki konumuna geçerek hayatını ülkesinde devam ettirmeye başlar. Yıllar önceki sessiz sedasız gidişinden dolayı söz söyleme hakkı yoktur onun, gidişinden ziyade her ne kadar ardında saklı olan gerçeklerin haklılığı olsa da 7 yıl boyunca kimsenin ondan haber alamamış oluşudur aslında onu suçlu yapan. Daha sonraları bunu geçecek olayları yaşasalar da Lee Seon Woo'nun suçunu unutmayanlar olur, herkes unutabilir ama Kim Seo Yeon unutmaz asla.


Hastane karışmaya başlamıştır çünkü iki kardeş arasındaki mücadele de gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Aslında rekabetin nedeni; kardeşlerden büyük olanı Lee Seon Woo'un Nöroloji Merkezi açma isteğiyken,  küçük kardeş Cho In'inse babalarının vesayeti olan Acil Merkezi açma isteğidir. Aynı zamanda iki kardeş yıllar önce rahatsızlanan babanın yeni bir tedavi yöntemiyle ameliyatını yapma planları kurmaktadır. İkisi birlik olup operasyonu gerçekleştirme hevesindedir. Birlik olmayı en çok ikisi istemektedir,bu operasyonu anlatan bir yer vardır. Bu nedenle abi Lee Seon Woo, kardeşi Cho In'e Çin'e gidip de bu yöntemi kendi gözleriyle izlemesini tavsiye eder. Cho In'in aklına yatan bu fikirle yola çıkılır, Çin'e varılır ve onu hava alanında tur rehberi olan ve kaçak olup da Çin vatandışlığında bulunmaya Oh Young Ji karşılar. Her şey yolunda gidiyor gibi gözüktüğü anda Cho In dönüş günü mafya tarafından, daha doğrusu bilmediği adamlar tarafından kaçırılır ve çölün ortasında başına bir kurşun sıkılarak ölüme terk edilir. Çöle terk edilmenin ardından Cho In'in yolculuğu da başlamış olur, bu hiç de düz bir yol değildir. Hafıza kayıplarının yaşandığı, kaçakların ortalıkta cirit attığı, ölümle her gün burun buruna gelinen yaşamların olduğu, toplama kamplarının işkenceli yüzlerine tanıklık edildiği... Sonunda da bunların acısını çıkarmak adına intikamcı ruha bürünüp de hayata devam edinilen bir yaşam olup çıkacaktır bu yolculuk.


İlk bölümün geçişleriyle kendine hayran bırakabilecek bir dizi Cain & Abel. O anki görüntülerin ve işlenişin kalitesinden ödün vermeyen bir yapım, gizemlerin kendini yavaş yavaş gösterdiği ama zamanla çözüldüğü, bu çözülmelerle de izleyicisine soru işaretleri bırakmayan; konusunun güzelliği yanında yavaş yavaş emin adımlarla gidilen bir içeriğe sahip oluşuysa onu izlenebilecekler arasına taşıyor. Birazcık ama sadece birazcık yoksun olduğu aksiyon dozajı daha fazla olsaymış keşke, böylece onu bulunduğu yerden daha yukarılara çıkarabilirmiş. İnsanoğlunda varoluşundan itibaren oluşan nefret ve kıskançlık gibi olguları su yüzüne çıkarmayı isteyen bir yapıda, bunu da aktarmayı güzelce başarmış. Oyunculukların birazcık zayıf kaldığı, konununsa güçlü olduğu ve bu iki özelliğin birbirini tamamladığı bir isim. So Ji seviyorum evet, hatta onun için ayılıp bayılıyorum. Yine de onu kayırmak istemiyorum ama bunu pek başarabildiğimi söyleyemem. :D Oyunculuğunu MiSa'da daha çok severdim ben, orda başka bir So ji vardı çünkü. Yine de So Ji'yi  ''So Ji'' yapan yönlerini görmezden gelemedim. Sevdiği kıza karşı takındığı tavırlar, sevdiğinin karşısındayken ona olan ılıklığı, gördüğüm ne varsa hepsiyle beni aşkına inandıran biriydi Cho In. Yeri geldiğinde korumacı, yeri geldiğinde uçarı, yeri geldiğinde de küçük kardeş olmanın verdiği şımarıklıkla tüm hastane personelini bıktıran. Ona doktorluğun, doktorluktan ziyade böylesi bir şımarıklığın bu kadar çok yakışacağını düşünmez, tahmin etmezdim hiç. Abiyle yıllar sonra gelen karılaşma sahnesi en çok sevdiklerimden, karşılıklı koridorda koşuşturdukları yoldan sonra hastanenin kocaman çatısında kucaklaşma anı....



Cain & Abel'e bir aşk hikayesiyle yaklaşmayın sakın, bir drama gözüyle de bakmayın. Hatta bir hastane hikayesile hiç bulaşmayın derim. Adının anlamında yatan derinliği kanıtlarcasına bir abi kardeş hikayesidir Cain & Abel. Yıllarca kardeşliğin üstesinden güzelce gelmiş iki erkeğin zamanla yıprattığı bir nefret hikayesi aslında. Yapılanlar ya da yaşanılanların, hatta çevrede görülüp de kendi gözlerine inananların içindeki nefreti daha fazla saklayamayışın bir kanıtıydı. Yeri geldiğinde romantizmin hafifçe iliştirildiği, yeri geldiğinde nefretin getirisi olan zeka oyunlarının alttan alttan veriliyormuşçasına izleyicine yaşatıldığı. Hastane hikayesi olarak bakmayın diyorum, asıl bu dediğime bakmayın derim. Bu dizinin en sevdiğim yanlarından biriydi belki de... Normalde kan olayına soğuk yaklaşan beni bile benden alan o ameliyat sahneleriyle gerçekliği yaşıyormuş hissine kaptırdı, sadece beni mi diye düşünüyorum ama değildir diye de ardından bir tahmin yürütüyorum. O kadar gerçeklikle bezenmiş sahnelerdi ki izlerken doktor yanındaki ekibin diğer elemanlarının stresiyle boğulduğumu hatırlıyorum. İzlettirilen o güzel manzara esintileri yanında verilecek olan bu kanlı sahneler için kendinizi hazırlamanız size verebileceğim tek tavsiye olacaktır. Bunun dışındaysa diziyi fazla irdelemeden oturup iki kardeşin dünyasına girin derim, hatta Çin'in verdiği hikayede boğulun çünkü dizinin en güzel kısımları orda gizli. O güzelliğin tadına vardıktan sonra da kendinizi Cho In ve Oh Young Ji dünyasına bırakın, bırakın ki Cain & Abel'in sahip olduğundan daha fazlasını verdiğini anlayın.



''Bu ağlayan çocuk gibi, asla yüzünde bir gölgeye neden olmak istemedim.











Seninle bu çocuklar gibi mutlu birşekilde yaşamak isterdim…







İsmini bile bilmeyen bir aptal olsam bile tıpkı çocuklar gibi yıldan yıla büyüyüp anılarımı seninle oluşturmak istedim…





Sadece senin nasıl genç bir kız olduğunu ve sonrasında da bir hanım olduğunda yanında büyümek istedim. Hafızamı çabucak kazanıp yanında olmak istedim…








Sen ve ben bu kadar şişman olsak bile... ''

0 yorum:

Yorum Gönder