17 Mayıs 2012 Perşembe | By: Squaw

Rüzgar Gibi Geçtiler...


Drama konusunda sondan gidenlerdenim galiba, genelde Drama izleyip seven takipçilerin ilklerinden biridir Goong. Bense bu kalıp dışına çıkan bir izleyici olup kaldım. Çok bilinen bir isim, hepimizin bildiği üzere Manhwa tabanına sahip olan bir yapım, Kore Manga'larının güzelliklerinden fırlamış diyebiliriz buna. Mangasıyla henüz haşır neşir değilim, bu nedenle de diziden giderek bir şeyler kaynatayım dedim. İlk izleyen takipçiler için değişik öğeler bulunabilecek bir seyirlik ama benim için her sahnesinde ayrıntı gizlenmeyen, belli sahnelere serpiştirilmiş seçici öğeleri taşıyan bir yapım. Konusunun sevimliliği yanında eğlencenin biraz daha üst seviyede olması gerektiğine inandıklarımdan biri Goong; bunun yanında sürükleyiciliğin de...


Modern dünyada geçen bir Külkedisi hikayesine sığınmış oyuncularıyla, seyircisine güzel dünyaların kapısını açmayı amaç edinmiş aslında; ''Güzel Dünya'' dediğimde bunu bir ifade şekli olarak düşünmedim pek. Daha çok Veilaht Prens ve Prenses'imizin yaşadığı eve benim tarafımdan yapılan bir yakıştırma bu. Doğu Konağı adı verdikleri, tıpkı bir Kış Bahçesi görünümüne sahip ev ve eve ait kısımlardan bahsediyorum aslında, bu güzelliğin içinde gizlenmiş bir Düşler Prensi'nden. :) İki lise öğrencisinin büyükbabaları arasında vermiş olduğu söz doğrultusunda hayatlarına yön verişin hikayesi Goong. Veliaht Prens'in, zamanında Kral olan dedesinin tek ve gerçek dostuna güvenip de almış olduğu söz doğrultusunda başlayan ve beni, kim veliaht olacaksa onunla beşik kertiği yapılmış esas kızımızın yolculuğuna çıkaran bir yapım. İkisi aynı liseye giden ama ilk karşılaşmalarının hiç tadı tuzu olmayan ortamlarından merhaba diyen bir Drama'ydı Goong. Sonrası da beklenen şekilde geldi oturdu karşıma. Önce birbirinden nefret etme derecesine getiren bir karşılaşma ile varlıklarından haberdar olurlar Lee Shin ve Shin Chaegyung. Sonrasında da sevdiği kıza, bu bilmediği beşik kertiğiyle evlenmekten kaçınmak adına, evlilik teklifine yapılan kulak misafirliğiyle daha da pekişir bu antipatilik. Aslında Lee Shin, o an mevkisini sevdiği kadın olan Hyo Rin'e vermek için bu yaşta evliliği göze alabilecek olan aşık bir erkektir bizim gözümüzde, sonrasındaysa reddedilmiş bir Prens'ten öteye geçemeyen...


Prens reddedilmenin burukluğuyla verilen sözü yerine getirmek zorundadır artık. Planlanan evliliği gerçekleştirirler, Shin Chaegyung saraya yerleşir ve her şey olması gerektiği gibi yaşanmaya başlar; gidilen politik katılımlar, Prens ve Prenses'in olması gereken ortamlarda varlıklarını göstermeleri, basından kaçamayacakları her olağan duruma adapte olmaları... Shin Chaegyung saraya ayak uydurması gereken kişiyken, çevresindeki herkesi, hatta tüm saray ahalisini de kendine alıştırmıştır; alıştırmaktan ziyade kendine benzetmiştir. Prens'le olan bu evlilik, politik daha doğrusu anlaşmalı evlilikten öte değildir elbet; herkes bu gözle baksa da beklendiği gibi zamanla duygular da oluşmaya başlar. Dramaların kare aslarının oluşma vakti gelmiştir artık; kariyeri için Prens'i reddeden  Hyo Rin tekrar Prens peşine düşmüştür, onun yanında Prenses'e yavaş yavaş sürüklenen Prens kuzeni Lee Yul da yerini almıştır. Bu kare asların  genel ikilisi; esas oğlumuzun ya eski sevgilisidir ya da esas oğlumuzun karşılıksız olan platonik aşkıdır. Son taşımız olan erkeğimiz ise ya esas oğlumuzun kuzenidir ya da en yakın arkadaşıdır, kimliği ne olursa olsun önemi yoktur aslında, o esas kızımızı sevecek hatta ona karşı olan duygularında dürüst olacak ilk kişidir ama reddedilmek onun kaderine yazılmıştır.


İlk veliaht prens olan ama babasının kaza sonucu ölmesinin ardından veliahtlığı Lee Shin' e geçen Yul ve annesinin dönüşüyle saray da vazgeçilmez tarihi dizilerin entrikalarına gömülmüş olur. Yul başlarda sempatimi kazanacak kadar sevecen gözükse de zaman içersinde bunu kendi elleriyle yıkmayı başarır. Bu noktada Prens'in eski sevdiceğinden bahsedesim bile yok, nedense her izlediğim Drama'da bu ikinci kadın rolüne bürünen kızlarımız benim nefret etme çıtamı yukarılara çıkarmayı başarıyor. Her yeni seyirliğimde bu olgu biraz daha yukarılara fırlıyor, haliyle bir önceki de gözüme melek gibi görünmeye başlıyor. :P

 

Goong'un en sevdiğim yönlerinden biri (genelde bu ayrıntı sırayla gelen bir özelliktir) ufak ayrıntılarının beklenmedik anda karşıma çıkışıydı, buna eşlik eden hoş melodileri de yaban atmayalım derim ben ama bundan önce sevgimi verdiğim şey Prens ve Prens'e yapıştırılan kostümlerdi. Saray adına oluşturulan kostümler değil kastım, günlük yaşamlarında nedimeler tarafından hazırlanan kıyafetleri söylüyorum. Çiftin birbirine uyumluluğunu ufak tefek objelerle oluşturan tarzları ama buna eklenen güzel seçimleriyle verilen tarzlarından bahsediyorum. Bir an için diziyi izlemeyi bırakıp bunları kafamda tasarlamaya başladığımı sandım, öyle seçici öyle çekiciydi işte. Ufak söylemlerin yer aldığı ve Prens'in, zoraki karısına karşı yavaştan oluşturduğu yaklaşımlarının başlangıcını görmedi gözüm pek ama kazara Shin Chaegyung söylediği, ''Yarın başka bir gündür...'' tarzındaki cümlesinin ardından Prens'in onu saraydan kız kaçırır gibi alıp da götürdüğü gün batımı seyrine ait olay bu isme dair bünyeme kazıdıklarımdan oldu. Aslında kazdığım bu değildi, Ajussi'ye (Saray görevlesine olan Prenses'in hitap şekli, çok seviyordum. Korumalarına ve nedimelerine de paso ''Unni'' diyordu. xD) verilen haberde yukarıdaki cümlenin yer aldığı ''Rüzgar Gibi Geçti'' repliğinden alınmasına dair yapılan söylemdi; onların yerinin sorulduğu zaman verilecek olan ''Rüzgar gibi geçtiler'' cevabı tüm bölümler boyunca Prens'in dudaklarından dökülen en güzel şeydi bence. Prens rolüne ilk başlarda adapte olamazken giderek ona sempatiklik besledim, verilen şu minik ama etkileyici çıkışla kendini bünyeme kazıyan bir isim olup çıkıverdi Joo Ji Hoon. Rolünün getirisi olan bir sempatikli midir bu bilemiyorum ama o sahneyle hatırlamak istediğim kesin. Zira bu ismi o finalin son sahnesiyle hatırlayasım yok hiç, benim için Prens ve Prenses o anda durdular (bu demek değil ki sonraki yaşananları sevmedim ^.^), sonra da rüzgar gibi geçip gittiler işte. ~.~




2 yorum:

Dürr-i Yekta dedi ki...

beni güney koreyle tanıştıran ilk dizi budur, trt 1 de izlerdik bunu :)) birde denizler imparatoru vardı :)

Squaw dedi ki...

Ben bu diziyi TV'de kaçıranlardan olmuşum ama Goong S'yi (Zoraki Prens) izlemiştim, beni de Drama'larla tanıştıran ilk dizi oydu. Drama'ya bağlanmamı sağlayansa MiSa oldu. :))

Denizler İmparatoru'nu izlemedim ama evimde aile bireylerim tarafından sevilen Drama'lardan biridir. :D

Yorum Gönder