29 Haziran 2012 Cuma | By: Squaw

Bir de Merdivenden Sonraki Hayat Vardır!


Güzel bir dostluk hikayesinin en güzel adreslerinden biri Sakamichi no Apollon. Yaşam için arkadaşlığın yansıması da diyebiliriz buna. Aynı zamanda insanoğlunun en güzel dönemlerine ait olan aşklarının yansıması da... Kimi zaman hüzünlü dostlukların adresi kimi zaman da yaşamımızın en unutulmaz anlarının ismi. İki aptalın tek yürek olduğu bir hikaye aslında; 1960'ların o büyülü atmosferinde müziğiyle daha da egzotikleşen karakterlerinin dünyası bir nevi.


Yaşının getirisi ve geçmişinin silinmeyen izleri nedeniyle haşarılığından ödün vermeyen Sen, babasının mesleği nedeniyle o yaşına kadar olan tüm zamanlarını yalnızlık içersinde geçirmiş olan Bon, varlığıyla bu iki erkeğin yaşamlarına dişilik katan Ritsuko. Bunların yanında Jun-nii'miz ve çıktığı sahneyle o etkileyici atmosfere daha da çekicilik katan Yukira. Tüm bunları sahip olduğu sığınağında destekleyen ve zaman zaman onlara katılan Oji-san'ıyla tamamlanan karakterler dünyası. Bon'un yeni nakil olduğu okul hayatında boğulduğu bir anda çatıya doğru yönelmesiyle yıkılamayacak gibi görünen bir dostluğun başlangıcına sahip Sakamichi;  böylece ilk dostluğunu yaşamış olur Bon. Buna, bir de ilk aşkı katmasıyla okuyucusunu geçmiş dönemlere götürüverir. Kendimizi bir aşk üçgeninin ortasında bulmuş sanarken, çoktan beşgene dönüşüvermiştir o üçgen. Önce çatıya çıkışında Sen'in itirazıyla karşılaşır Bon, anlam veremediği bu engeli yıkma çabası sonucunda Sen ile güzel bir dostluğu yakalar. Ardından da Ritsuko girer bu ikili dünyasına, zaten Sen'in dünyasındadır ama üçgenin birleşimini oluşturması gerekmektedir, aslında bu birleşimi Ritsuko'dan daha çok Sen oluşturur. Ritsuko ve Sen çocukluk arkadaşıdır; bu arkadaşlık arasına bir de Bon katılır ve zamanla bu özenilesi üçlümüz ayrılmaz birer isim olmuştur. Her şeyi birlikte yapmanın keyfine varmışlardır çünkü.


Her şey Bon'un Ritsuko'ların dükkanına gitmesiyle başlar. Gördüğü merdivenleri inerek Sen'in bilinmeyen dünyasına adımını atmıştır artık. Sen müziği, daha doğrusu Jazz'ı her şeyin üstünde tutan bir bataristtir aslında, Bon'un da piyano geçmişiyle bir tamamlama oluşur. Jun-nii'miz de saksafon çalarak grubu tamamlamaktadır bir nevi. Zaman içersinde grupça çalışmalar başlar, her boş vakitlerinde bir araya gelen ekibimiz, müzik dışında da birlikte vakit geçirmeye başlamıştır. Jun-nii okul molalarında evine geldikçe bu ekibe eşlik ediyordur, zaman içersinde Yukira da ekibin bir üyesi olup çıkar. Onlar için her şey müziktir, müzikse her şeydir ama hayatın sadece müzikle yürümediği gerçeği zaman içersinde karşılarına çıkar ve onları büyümenin en önemli tanığıyla karşı karşıya bırakır. Hayat tüm zorluklarıyla onlara büyümeyi vermektedir. Lise günlerinin güzelliği aynı şekilde devam edilecek denirken ayrılan yolların getirisi yaşamları da görmüş oluruz. Hayat sadece merdivenlerden inmekle son bulmaz, bir de onun düzlüğe çıkan kısmını yaşamak gerekmektedir.


Bir dönem düşünündüğümüzde, her şeyin tarihi bir yapı içereceğini düşünmemek gerektiğini okuyucusuna sindire sindire yediren bir yapım Sakamichi; yediren ama hazmetmeyi de öğreten, hazmederken de yediğiniz şeyin keyfine vardıran. Tarihi atmosferinin güzelliği yanında dolu dolu oluşuyla kendini yukarıya taşıyan bir Josei; Josei kıtlığında kendini bu isme en güzel yakıştıranlardan hatta. Karakterlerinin mangaya güzelce yedirildiği nadir yapımlardan, karakterler dünyasının ve gelişiminin güzelce yansıtıldığı nadir adreslerden biri bu manga. Okurken tek bir melodi bile duymasam da iliklerime kadar hissettirilen o güzel Jazz'ın gençliği hatta. Bu isme yapılabilecek en büyük haksızlığı yaptığımın farkındayım, o hoş melodilerle daha da şenlenebilecek Sen'i ya da Bon'uyla tek bir tınısı olmadan okuduğum, okuyup yuttuğum bir manga olup çıkıverdi. Aslında okunması yerine izlenilmesi gereken bir isim biliyorum ama o son ciltte tanığı olduğum dünyasıyla, ''İyi ki okumuşum'' dediğim bir manga. Koca cildin tek bölüme sığdırılacağını da düşündükçe asıl haksızlığı benim değil de bu ismi seyirliğe dönüştürenlerin yaptığını düşünmekten kendimi alamıyorum, haksızlığın en kötüsünün de bu olduğuna inanıyorum. Belki gaddarca bir yaklaşım sergiliyorum, belki arkada yaşanılanları bilmiyorum ama söz konusu bir haksızlıksızsa eğer benden daha acımasızlar var diye düşünüyorum, belki de hayatımın en büyük yanılgısı bu olsun istiyorum.

Anime yapımına izlemeden bu isme değinesim pek yok ama yine de bir şeyler beni dürtüklüyor işte! Hatta biliyorum ki bu sezonun güzelliklerinden biri; henüz izlememiş bir takipçi olsam da hikayeye olan hakimliğimle bunu rahatlıkla söyleyebileceğime inanıyorum. Belki hata kırıntıları olabilir, belki mangadan geçiştirilmiş kısımlar olabilir ama gelen (daha doğrusu gelmeyen) bu Josei kıtlığında böylesi güzel bir ismin yere göğe sığdırılmaması gerektiğine inanıyorum. Hadi biraz abarttım diyelim :P, 'yere göğe sığdırılmama' demeyelim de en azından hakettiği değeri görmesi gerektiğini düşünüyorum. Ortalarda dolanan yeni ama kaliteden bir sürü ödün veren çoğu isme inat kendini, hemen hemen her yanından fışkıran kalite esintileriyle daha da güzelleştiren bir isim. Hal böyle olunca da bize en kolayını yapması düşer; hemen mangaya veya seriye yumulmak. Ben okunması gereken kısmı atlattığıma göre geriye izlemesi kalıyor ve umarım bir ara izleyip yutacaklarımdan olur. Çizimlerinin kalitesini irdelemeye yanaşmıyorum pek, zaten irdelenecek bir kısmı da yok. Çizimlerinin güzelliği, konunun güzelliğiyle birleştiğinde ortaya sevilesi bir yapım çıkıyor aslında. Karakterlerin yaşadıklarını istenilen şekilde vermesiyle sona bir adım daha yaklaştıkça hemen bitmesin istiyorsunuz, bir tarafınız da tersini diliyor. Bitmeye biraz daha yaklaştıkça da o istenilen sonu görelim diye diretiyorsunuz, bu ana ramak kala da elinizi eteğinizi bu isimden çekmemek için direniyorsunuz. Sona geldiğinizde de bu kez merdivenden indiğinizde sizi sonraki hayat değil, önünüzde beliren yokuşun ucundaki yeni yaşam bekliyor diye seviniyorsunuz; kimine göre istenmeyen bir son belki, kimine göre beklenen bir son. Bana göreyse Sen'in durması gerektiği yaşamın şekillenişiydi, bir nevi o müzik tınılarının sonrasında gelen yaşamının soluklanışıydı, aslında huzurlu bir nefes alıştı.

2 yorum:

Bolat dedi ki...

Hakikaten ne güzel çizimler bu işi beceremeyen bir insan olarak sadece özeniyorum :)

Squaw dedi ki...

Bu konuda yalnız değilsin Bolat, benim de en çok özendiğim şeylerden birisi de budur. :)

Yorum Gönder