17 Temmuz 2012 Salı | By: Squaw

Bir Kaktüs Gibi mi Olmak, Yoksa Ji Hyun Gibi Olmayı mı Dilemek?



Song Yi Kyung: Bunu bana vermenin nedeni nedir? Kaktüs gibi, kaba ve dikenli miyim? İşten ayrıldın diye bana laf atmak mı istedin?
Shin Ji Hyun: Hayır, ondan değil unni,
"Dışarıdan sert biri gibi görünsen de göz yaşlarını içine akıttığını düşündüğüm için verdim"
Song Yi Kyung: Göz yaşı mı? Kaktüsün içinde göz yaşı mı var?
Shin Ji Hyun: Geçen sefer bir dizide izledim.

''Ağlayamayan insanlar için bu benzetme yapılıyordu"

Zincirleme bir kazanın nedenleri ve sonuçlarıyla birbirine bağlı olduğu hayatların hikayesi 49 Days. Getirisi olan bu hayatların çorap söküğü gibi hızlı hızlı ortaya döküldüğü. Sevginin göründüğü gibi olmadığı ama ondan daha da önemlisi dostlukların bilinmeyen yönleriyle dopdolu olan günlerin ismi. Ji Hyun'uyla, Song'uyla, Kang Min Ho'uyla, Ruh Bekçisi'yle... Sürprizleri de ardına koymayı adet edinmiş, özellikle de Ruh Bekçisi geçmişiyle izlemekten en keyif aldığım isimdi. Bu nedenle de yazımın içersinde kendisinden hep bu şekilde hitap etmeyi diledim, hatta kendisine dair ipucu vermemek için özenli olmaya çalıştım.



Güzel bir hayatın ana kahramanı olan Ji Hyun'un hayatı hiç de gördüğü gibi değildir aslında, yaşanmışlıkların ardında sakladığı gerçek yüzleri bu bahsi geçen zincirleme trafik kazası sayesinde görür. Bu kazada ölse de ona yaşama dönmesi için bir şans daha verilmiştir; 49 gün boyunca ödünç alacağı bir bedende yaşayıp kendini yani Ji Hyun'u gerçek anlamda sevmiş olan 3 kişi bulacaktır. Bunları bulması önemli değildir, asıl göz yaşlarını alması gerekmektedir çünkü göz yaşı sevginin en büyük kanıtıdır ve aileden olmayan kişilerin göz yaşı kabul edilecek sevgi kanıtıdır, aileden birinin Ji Hyun için ağlaması bir şeyi değiştirmeyecektir. Ji Hyun, gece bir markette çalışan Song Yi Kyung'un bedenini, gündüzleri uykuya çekildiği anlarda ödünç alarak kullanmak zorundadır. Gözyaşı toplama dönemi olan bu 49 günde kimseye kimliğini açıklamaması gerekiyordur, açıkladığı an bu şansı da kaybedecektir. Ji Hyun çevresindeki herkesin sevgisine ve dostluğuna, hatta aşkına güvendiği için bu toplama işini kolay sanar ama hayat onun gördüğü gibi değildir, hayattan ziyade çevresindeki insanlar inandığı gibi dürüst değil, sevdiği gibi aşka inancı olanlar değildir. Ji Hyun ruh halindeyken herkesi görebiliyordur ama onu kimse göremeyecektir, sadece onu gözeten Ruh Bekçisi ile iletişimde olabilecektir. Yaşadığı dönemde hayatı kolayca geçmiş olan Ji Hyun'ın aksine, 49 günlük hayata hükmedecek olan Ji Hyun için kazandığı bu yeni yaşam hiç de kolay olmayacaktır.



Kaza meydana gelir; Ji Hyun gözetmeni olacak olan Ruh Bekçisi ile tanışır, 49 günlük süreç başlar ve Ji Hyun ödünç alacağı bedene girerek Han Kang'ın  mekanında işe başlar. Yeni yaşamı ama eski çevresi olan tanıdıklarına ait dünyasında verilen bu güzel şansı kaybetmemek için 49 gün sonunda alacağı kabiliyetin sonucuna ulaşma mücadelesine başlamıştır bile.


Bloğuma ilk I'm Sorry, I Love You yazımı girdiğim zaman, çok değerli bir arkadaşımın önerileri arasındaydı 49 Gün. O zamanlar Drama acemisiydim, şu anda biraz yol katetsem de hala acemiliğim üzerimde. Lakin o dönemden biraz daha bilgili, biraz daha Drama dünyasından haberdar olan bir takipçiyim. O zaman gelen öneri doğrultusunda planımda olacaklar arasına kattığım bir isimdi, iyi ki de katmışım. Oyunculukların kendini öne çıkardığı, rollerine en doğru tercihlerin yerleştirildiği nadir isimlerden birisiydi çünkü. Oyunculuklar yanında ana hikaye ile birlikte verilen yan hikayelerin de en az ana hikaye kadar ilgi çekici oluşuyla, sahip olduğu güzelliği yorulmadan izleyinine verebiliyordu. Bunu öyle güzel beceriyordu ki Ji Hyun hikayesinden daha çok izlemekten keyif aldığım Ruh Bekçisi geçmişi benden beni almaya yetti, hatta yetti de arttı bile. Ruh Bekçisi'nin sahip olduğu o neşeli, sözünü esirgemeyen çekiciliği altında hep beklediğim bir şey vardı, bunu yaparken yanılmayacağımı düşünüyordum; hatta öyle bir şey ki onun hakkında daha önce almış olduğum ipuçlarının beni yıkıma uğratışını engelleyeciğine inanıyordum. Bu ipuçlarısayesinde beni fazla etkileyemeceğini düşündüğüm bir yaşanmışlıktı onunkisi ama bunu yaparken ne kadar çok yanıldığımı yüzüme tokat gibi vurdu. Ben hiçbir etkileme belirtisi göstermeyeceğimi, gösteremeyeceğimi düşünürken diziye dair en çok etkilendiğim şey bu olup çıkıvermiş. Diziye dair sahip olduğum en büyük yenilgiydi bu. Onun geçmişine dair bir şeyleri deşmeye niyetim yok çünkü kıyısından köşesinden spoiler vereceğim diye diken üstünde oturuyorum.



Oyunculuklarıyla, konusuyla, işlenişiyle ama hepsinden öte oyuncu seçimleriyle takdire değer bulduğum dizilerdendi 49 Gün. Araya sıkıştırılan entrika oyunlarıyla kendini daha da dinamikleştirdiğine inandıklarımdan biriydi hatta. Birkaç kez oyunculuğunu izlediğim isimler (Jo Hyun Jae ve Bae Soo Bin) yanında ilk kez izlediklerim de oldu. Başından beri  Jung Il Woo gösterdiği oyunculukla mimlediğim isimdi ama izledikçe, daha doğrusu bir şeyler şekillenmeye başladıkça Lee Yo Won da en az II Woo kadar ilgimi çekmeyi başardı. İki karakteri aynı düzende oynayan Yo Won, kendini ilk kez izlememe rağmen gönlümü çalmayı başarmıştı. Bir tarafta, geçmişinden dolayı hayata küsmüş ve kendini her şeyden soyutlamış Song Yi Kyung oynarken; bir yandan da 49 günlük bedenini ödünç verdiği ve bu durumda olmasına rağmen hayatındaki gibi neşeli ve enerjik Ji Hyun olmak zorundaydı. İkisi de birbirine öylesine zıt karakterlerdi  ki bu değişimleri iliklerime kadar hissettirmeyi başarıyordu. Onun yanında geçmişine dair duygusallığını da elden bırakmayan bir kadın oluyordu, aşık ve hüzün dolu bir kadındı. Her şeyiyle değerli bir oyunculuk sergilediğine inandığım bir isimdi, Jung II Woo'nun ise bu role bu kadar çok yakıştığını tahmin edemezdim hiç. Diziye başlamadan önce resimlerini didiklerken gözüme kestirdiğim bir isimdi ama bu diziyle, düşündüğüm ne kadar şey varsa hepsini aştığına inanıyorum. Bana duygu yüklü ve güzel bir seyirlik verdi, bu nedenle bile kendisini mimleyebilirim.


Dramatik konusuna göre ağır bir dram havası barındırmayan, bu özelliği ile gönlümü fetheden bir yapımdı. Bu özelliği yanında Ruh Bekçisi'nin yaptığı şirinlikleri ileyse bana keyif aşılayan bir isimdi. Fantastikliğininse hiç ama hiç eğreti durmadığı, aksine izlerken bunu görmezden gelmenizi sağlayan bir havası vardı. Konusunun, müziklerinin önüne geçtiği bir isim 49 Days; oyunculuklarınsa, konunun önüne geçtiği. Üç erkeğin de en doğru seçimler olduğuna inandığım bir yapım; Bae Soo Bin'i daha önce izlemiş olduğum tarihi yapımları olduğu için tereddütle yaklaşmıştım ama diziyi izlemeye başladığımda bu tedirginliğimin ne kadar da çok gereksiz olduğunu gördüm. Jo Hyun ise beklediğim bir isimdi, bu role çok yakıştığını düşünüyordum ki bu konuda yanılmadığımı bana çok güzel kanıtladı. Dizi birçok romantikliği esirgemeyen, birçok güzelliği de izleyicisine bırakan bir isimdi. Her şeyiyle dört dörlük değildi belki, her yönüyle sizi kendine kazıyabilecek bir yapım da değildi ama izlerken, izleyicisine ihanet etmeyen nadir yapımlardan biriydi. Öyle dolu, öyle enerjik, öyle keyifliydi işte. ''Keyif'' demişken Ji Hyun'nın o orjinal ve egzotik telefon melodilerini yabana atmayalım derim ben, telefon melodileri yanında Ruh Bekçi'min şu değişimini de atmam hiç. :D



Bir tane bu kolyeden istiyorum, peki bu diziden sonra sadece bu kolyeyle yetinebileceğime inanıyor muyum? Hayır, ya Han Kang, peki ya Ruh Bekçisi? :) Schedular'ın sevdiği kadın için hazırladığı o ev ve o hazırlık yaptığı zamanki hallerini yabana atamıyorum hiç. ♥


0 yorum:

Yorum Gönder