5 Ağustos 2012 Pazar | By: Squaw

Geç Tanışılmış Bir Filmin İzleri: Only You


Eski bir boksörün hikayesi gibi gözükebilir, hatta eski bir boksör ile âmâ bir kızın aşkı gibi de... Öyle değil diyemem; öyle de diyemem, sıradan bir aşk hikayesinin karışımı diyebiliriz Only You için, adından da anlaşıldığı gibi tek kişiyi koyabileceğiniz o sade dünyanızın hikayesi bir bakıma. Cheol Min'in, olması gereken Jeong Hwa ile tanışmasının getirisi olan iki hayatın; iki geçmişin, bir erkek ve bir kadının hikayesi.



Jeong Hwa ( Han Hyo Joo), geçirdiği trafik kazası sonucu gözleri kapandığı için hayatını bu kalıplaşmış yaşama göre devam ettirmektedir. Telefonla yardım hizmeti veren merkezde sıradan bir eleman olarak para kazanmakta, tek başına olan hayatını bir şekilde devam ettirme çabasındadır. Boksörlüğü meslek halinden daha da başka yöne çeken Cheol Min'se (So Ji Sub) yaptığı hatanın bedeli olarak kötünün kötüsü bir hayatı kendine layık görmüş, yaşamına da bu şekilde devam etmiştir. Hayatını su satarak ve kapalı bir otoparkta görevli olarak çalışarak geçiren Cheol Min ile Jeong Hwa'nın yolları da bir şekilde kesişir ve ikilinin bu kaçınılmaz tanışma sonrası hayatları da birbirine bağlı olarak şekillenmeye başlar. Başlangıçta Jeong Hwa, Cheol Min'in yanına tv izlemek için gelmektedir, aslında bu onun yalnızlığını giderme yollarından biridir. Cheol Min'inse en büyük keyfi televizyon izleyen Jeong Hwa'yı izlemektir. Jeong Hwa'nın, Cheol Min gözüyle sevdiği dizinin kadın  kahramanı, hiçbir günü aksatmadan ekrana yapışır şekilde izlemesi, bu filme dair görüp sevebileceğiniz güzel olan nadir anlardan biridir.


Konusu birçok temayı bünyesine depolayabilecek türde; geçmiş ve gelecekse, yaşananlar içinde bir sürü sırrı saklayabilecek nitelikte. Karakterler dünyası ise hepsini saklayabilecek güzellikte. Sahip olduğu özellikleri göze batmayan bir konu içerse de içinde barındırdığı duygusallığı ile bir adım daha öne çıkabileceklerden biri. Oyunculukların bu güzelliğe eşlik ettiği nadir yapımlardan Only You. Hang Hyo Joo'nun âmâ birini oynayışındaki inandırıcılık görmezden gelinmeyecek türde. So Ji'nin ise o her zamanki az konuşur tavırlarıyla sergilediği oyunculuk filmi güzel kılanlardan. Belki de benim ona kıyak geçişim bu, bu noktada sessiz birini oynayabilmenin yetenek gerektirdiğine inananlardan biri olduğumun altını çizesim var. Sessizliği ile tüm filmi sürükleyici bir boyuta taşıması, daha doğrusu finali konusunda izleyicisini meraklandırıcı bir performans sergileyişi ile farklı bir tada ulaştırdığını söylemem lazım. Sıradan, sakin bir aşk hikayesinin sizi beklediğini de burda belirtmeden yazımın devamına geçmek istemedim. Belki destansı bir aşk değil, belki özendirici bir bağ değil, belki iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir hüzün seli taşımıyor. Bunların hiçbirine sahip olmadan da bir şeyleri izleyicisine bırakabileceğini kanıtlayan bir yapımdı, keskin hatları olmayıp da izleyicisini belli bir noktada bırakmayanlardandı hatta. Tüm bunlara rağmen filmi noktaladıktan sonra izleyicisinde bir şeyler bırakabilecek bir seyirlik.  Beklenmeyen kaderciliğin işlendiği nice filmlerden biri aslında, Uzak Doğu'nun ele almayı en çok sevdiği şeylerden biri diyebiliriz buna; kadercilik. Birbiriyle daha önce kesişen yolların ayrı yönlere gitmesine rağmen ileri bir zamanda yeniden birleşmesi...


Filmde, izlediğiniz Drama veya filmlerden bildik izler bulabilmeniz mümkün. Daha önce damağınıza çalınan o tatları alacağınızın garantisini de verebilecek türde, tüm bu bilindik izlere rağmen yine de izlenilesi filmlerden. Başlamadan önce filme dair sıradan duygularla başlangıç yaparsanız o aradığınız tadı bulabileceğinize inanıyorum. So Ji'nin yapımlarında bundan fazlasını beklemeyin, zira o samimi, fazla yormayan olayların adamı. Belki de onu fazlaca sevmenin nedenlerinden biri bu, belki de kendisini izlemeyi seviyorum. Hangisi bunların nedeni arasında bilmiyorum ama bu film, en azından o inanılası Hang Hyo Joo performansı için izlenmeyi hak ediyor. Renklerin pastelliğininse, bu güzel duyguları daha da ılıklaştırdığı samimi filmlerden birisiydi Only You. Finalinin istenildiği türde olmasının yanında son noktaya gelene kadar takip edilen adımların samimiyeti, bu renkleri tamamlayan en güzel öğeydi aslında. Sevdiğim toprak tonlarının bir filme bu kadar çok yakışacağını düşünmezdim hiç, Only You izleyene kadar So Ji'ye de yakışacağını düşünmezdim çünkü o erkeksi görünenlerdendi. Jeong Hwa'nın o sevecence sorduğu Cheol Min'in nasıl göründüğü cümlesine karşın verilebilecek en güzel cevaptı bu; ''Erkeksi  göründüğümü söylerler!'' diyen Cheol Min'in görüntüsüne inat tüm güzelliğini ortaya döküyordu o pastel tonlar. Hayatımda benim de ayrı değer verdiğim o kahvenin güzel tonlarının bir de krem tonlarıyla birleştiğini düşünün, işte o tadından yenmeyen ahengin adresine ulaştığınızın kanıtıdır bu.


Renk kullanımı yanında müziklerin o egzotiklik ve nostalji kokan tınılarının süslediği görüntüleriyle izlerken yorulmadığım nadir filmlerdendi Only You. İzlerken yormayan, dinlendirirken meraklandıran, meraklandırırken sizi kendine saklayan. Oyuncuların etkisi ne kadar vardı bilmiyorum ama ben, bu filmi izlemek için beklediğim süreyi boşa harcamadığımı düşünüyorum. İzlemek için iyi ki can atmışım, can attığım böylesi bir konu iyi ki aksiyona boğulmamış, aksiyona boğulmamış bu filmi iyi ki böylesi güzel bir zamanda tüketmişim. Filmi kendisi için mi sevdim yoksa içindeki öğeler için mi sevdim karar veremiyorum henüz, ne için sevdim bilemiyorum ama sırf So Ji için sevmediğim kesin. :)

6 yorum:

Mrym dedi ki...

Hım, farklıyız bu konuda.
Filmi izleyeli oldu baya, ama ben çok beğenmiştim.
Hem dingindi, hemde içten içe alıp götürüyordu insanı. Nasıl tarif edilir? Buldumm. Girdap! Girdabın içindesin, suda. Kapılmışsın, dışda değil, bilhassa dibindesin. Dışardan bakınca, dehşet şekilde karışık, karmaşalı ve birbirine geçmiştir herşey. Ama suyun altındasın ve ölmek üzeresin, senin için herşey artık basit. Film tam olarak bu hissi verdi sanırım. Sen suyun içinde kaldın ben dışarda sürüklendim. Parçalayıp dağıtmadan bizi, bitirilmesi gereken yerde bitirip, başlanması gereken yerde başlanmış, klişeler olsa da, sıkmıyor ya yine mi dedirtmiyordu. Ji Sub ve hatunu beğenmiş ve birbirlerine yakıştırmıştım. Senin yazını da beğendim, ahh bide halktan biri olmayı başarsan :D Alınma, seviyorum seni :D

Squaw dedi ki...

Söyleyene bak, yorumunu dönüp bir daha okusan bu kez ben, senden daha çok halk ozani olurum. :P :D Merak etme güzelim, alınganlıklarım ve öyle ergen triplerim yoktur. Tanıdıkça bu tip şeyleri sorun etmediğimi anlarsın. :)

Filmin verdiği duyguları çok güzel anlatmışsın. Girdap benzetmen beni benden aldı. *-* Filmi, ben de fazlasıyla sevdim, zaten So Ji'nin az konuşan ama mimikleriyle bir sürü şeyi anlatabilen tavırlarını oldum olası çok severim. Filmlerinde ya da dizilerinde az konuşan biri, sanırım en çok konuştuğu (benim izlediklerim arasında) filmi Rough Cut, dizisi de Ghost olmuştur. Ben, yeri geldiğinde az konuşan rollerin adamlarına aşırı bir hayranlık besliyorum, zaten So Ji elde vardı, ona olan ilgim baya fazladır. :D Ama bu filmin o durağanlığına inat bize verdiği bir sürü şey olduğunu düşünüyorum ve bu tarz yalın anlatımlı aşkları izlemesi bana hep ayrı keyif vermiştir. Yazımda da değindiğim gibi benim için bu film yaşanılan hayatlardan daha çok bir kadınla bir erkeğin yaşanmışlığına tanıklık etmemiz içindi, sen şimdi bu kez aynı şeyleri görememişiz diyorsun yani, öyle mi? :) Bir tanecik fire versek de blogger arkadaşlarımın arasındaki kendime en yakın bulduğum kişisin, iyi ki bulmuşum seni. :)

Dipnot: Ben de seni seviyorum beybi. ♥

Mrym dedi ki...

Domatese rakip oldum sen görmesen de. ^_^
Fire vermedik, öyle değil. Aynı marka ayranı çalkalayarak içersen kıvamı farklı, çalkalamadan içersen farklıdır. Bunu sevip sevmemen damak tadına bağlıdır. Bu filmde de böyle, az ucundan değinmiş bi yaşamışlığın varsa benzer, farklı hissedersin, eğer bu tarz bişi hiç hissetmemişsen -sadece aşktan değil, orda işlenen fedakarlıktan, çaresizlikten ve acıdan bahsediyorum- başka başka hissedersin. Suyun altında herkes eşit zamana kadar nefesini tutamaz. Ben 30 saniye dayanamam, 300 saniyeden fazla dayananlar vardır. Acı gibi. Benim acısından yiyemeyeceğim yemeği, sen belki acı bile bulmazsın. Farklı değiliz. Senin de iki gözün var benim de, ama aynı yerde benim dalgınlıktan göremediğimi sen görürsün, yada sen renk körüsündür etrafındaki büyüleyici tonları ayırt edemezsin. Ağaçtaki meyveler bile; düşün. Bazıları büyür ve tatlanır, bazıları kocaman olur, bazıları küçücük ve çiğ kalır. Sen anlatmak istediğimi anlarsın umarım, saçmalayadabilirim, normaldir :D

Squaw dedi ki...

Gayet güzel açıklamışsın güzelim ve çok doğru yerlerden yakalamışsın. *-* Bir seyirlik, güzellik kavramı gibi göreceledir hep. Dediğin gibi herkes o güzelliği farklı tarafından görür, farklı özelliklerinden değerlendirir, sonuç aynıdır belki ama sonuca varılan detaylar farklıdır ve değişkendir. Bizim durumumuz da bu bence; filmi ikimiz de sevmişiz ama ikimiz goreceliliği sonuna kadar kullanmışız. Bu da dediğin gibi aynı durumlardan farklı boyutta yürüyerek son noktada buluşmak oluyor, son noktada buluşmuş olmamız ne güzel. :)

Anlaşılan bu filmi ikimiz de sevmiş ve benimsemişiz. Sanırım aynı tarz gidişler bizi ayrı yollardan da olsa aynı şekilde etkilemeyi başarıyor. Bu nedenle senin yazılarında izlediğim şeyleri okumayı daha çok seviyorum ve sabırsızlıkla bekliyorum. Yakın zamanda senin de bu filme dair olan döktürdüklerine konacağım, etiketlerinin arasında gördüm ama haftam yoğundu, pek okumaya vakit ayıramadım. Kısa zamanda misafiliğe geliyorum beybi. :D

Mrym dedi ki...

Bekliyorum seni.
Nasıl derler, fakirhaneme. Hahahahah.

Squaw dedi ki...

Teşekkür ederim canım, bu haftam arkadaşımda kalmakla geçiyor. Eve dönüşümde o fakirhanene uğrayacağım kesin, görüşmek üzere. Bekle beni babe. :P :D

Yorum Gönder