28 Ekim 2012 Pazar | By: Squaw

Bir Başkaydın Wookie ♥: La Dolce Vita (Bittersweet Life).


İlk, bitişe ulaştığınız an fazla bağlanmadığınız ama zaman geçtikçe ve geri döndükçe o şeye dair aklınızda kalan kısımları izlemek için gerisin geri can attığınız yapımlar oldu mu hiç, hatta o kısımlarla birlikte izlediğiniz o şeyden izleri arar oldunuz mu? Benim oldu, üstelik zaman zaman da olur. Çok sık yapmam bunu ama seyrek olarak yaşadığım bir şeydir. İşte La Dolce Vita draması bunu yaşatanlardan biri oldu. Sanırım diziyi izlediğim zamanki üzerime yapışmış olan ruh halimin etkisi fazlaca kendini göstermiş. Melankolik içerikleri sık eleyip ince dokuyan bir bünyeye sahibim. Bittersweet Life bu özelliği, üzerine şık bir şekilde yerleştirmiş. Müzikleriyle ise bu işlenişi çekici bir halde pekiştirmiş. Oyuncu seçimleriyle de seyircisini avlayıvermiş, Wookie'nin değişik halleriyle ise Lee Dong Wook severlere unutulmaz bir seyirlik sunmuş. Başrolün hüzünlü yüzüyle ise beni, yani bir dişiyi bile bu isme bağlayıvermiş. Finale kadar gelişimi anlatmak istesem nerden başlayıp da nerde duracağımı bilmiyorum, sadece o finalinde beni umutsuzluğa iten bitişi geçip dizinin diğer güzelliklerinden gidesim var.(^ω^*)


6 ay öncesini anlatmadan, geçtiği günün olay merkezinde bulunan bir detektifle tanışma ardından, istemedikleri hayatları yaşayan karakterler dünyasında buldum kendimi. İntihar eden bir insanın ardında yatan sebepleri teker teker karşıma getirdi bu yaşanılanlar; evliliği iyi gitmeyen Yoon Hye Jin ve Ha Dong Won, girdiği karamsar dünyanın ağırlığı altına ezildikçe kendini sorumlu tutan Lee Joon So. Her şeyin parayla çözüldüğünü düşünen Hong Da Ae ve  bu dörtlünün hayatlarının bir yerinde buluştukları o melankolik dünyanın adresi Bittersweet Life. Başlayan sahnenin ardından bizi 6 ay öncesine taşıyor. Ha Dong Won, Yoon Hye Jin ile olan düzgün evliliğine rağmen karısını birkaç yıldır Hong Da Ae ile aldatmaktadır. Yoon Hye Jin ile bir zorlama olmadan evlenmiştir, üstelik Hye Jin yıllardır kendisine karşı iyi bir eş olmuş, çocuklarına karşı da iyi bir annelik yapmıştır. Da Ae genç olan, aklı bir karış havada dolaşan biridir ve Dong Won'un evli olduğunu bilmesine karşın ilişkisini sürdürür. Diğer yandan Lee Joon So, uzun zamandır Da Ae'yi tanımakta, evli olan Ha Dong Won ile olan ilişkisini bilmekte, zaman zaman da Da Ae'nin yaşadığı sorunlara tanıklık etmektedir.


Arkadaşının intihar ettiğini düşünen ve ölü vücudunun bulunamamış oluşunu kabullenemeyen Lee Joon So, Japonya'da bulunan karlarla kaplı bir tatil merkezine doğru yol almaktadır. Bu esnada Hye Jin de eşinin, kendisini aldattığını öğrenmesi üzerine bu karlı dünyaya doğru yapacağı yolculuğuna çıkmıştır, amacının aslında tatil olmadığını çevresinden saklamaktadır. Aynı gün gidilen bu melankoliğe varış, aynı zamanları farklı yaşayan bu ikilimiz için hayatlarında yer edinecek önemli bir yolculuk olacaktır çünkü ne Lee Joon So'nun asıl amacı arkadaşının ölü vücudunu bulmaktır ne de Yoon Hye Jin kafasını toplama amaçlı tatile gidiyordur. Lee Joon So'nun amacı zamanla açığa kavuşacaktır ama Hye Jin'in amacı bellidir; ölmek için karlı bir dünyayı seçmiştir. Üniversite yılları sırasında okuduğu romandan etkilendiği için o zaman aldığı bir karardır bu; ölmek istediği yerdir burası, yaşadıklarını kaldıramayacağı için de bu yolculuğu ölümü için tasarlamıştır. Hayatta hiçbir şey planladığımız gibi gitmeyebilir, Lee Joon So ve Hye Jin ikilisi bunu yaptıkları bu yolculukları sayesinde öğrenmiş olur. Birbirleriyle tanışmaları sonucu hayatta başka değer verilecek şeylerin de olduğunu görmüş olurlar, daha da önemlisi bugüne kadar hayatlarını boş geçirdiklerini öğrenip artık bu boşluktan çıkmaya çalışarak devam etme kararı alırlar.


Melankolik bir dizi arayanların adresi olsa da Lee Dong Wook severlerin, farklı bir Wookie izleme hevesiyle değerlendirmesi gereken bir diziydi Bittersweet Life. Tüm karakterlerin kendisiyle olan hesaplaşmaları, herbir ismin içinde taşıdığı şeytanı ortaya çıkarıp onu alt etme savaşıydı bir nevi. Hepsinin geçmişten izleri taşıdığı, geçmişten bir türlü kurtulamadığı, yaptıkları hataları da bitirme hevesiydi diyebilirim. Psikolojik ayrıntıların atlanmadığı türden bir yapımdı, bu ayrıntıları sunuşlarında da aşk, tutku, özlem ve sır gibi öğeler saklıydı. Tutkunun aşkla nasıl bir bütün olduğunu, hatta aşkın tutkudan da üste çıktığını yalın bir dille anlatıyordu. Oyunculukların döktürüldüğü, melankolinin sınırlarını aştığı bir isimdi. Müziklerin bu atmosfere en çok yakışanlarındandı hatta, Hye Jin gibi bir isim için Oh Yun Soo'nin kendinde bulunan hüzünlü güzelliği bu diziye en çok yakışandı. Onu izlerken kendimi başka bir dünyada buldum, yaptığı her şeyde, yaşadığı her anda onda bulunan bu başka ama etkileyici hüznü iliklerime kadar hissettim. Bunda müziklerin etkisi de büyüktü ama bunu daha çok Hye Jin'e borçluydum, biliyorum bunu. Wookie vardı bir de; bambaşka bir Wookie izledim, şaşırdım, şaşırdıkça da yine ona bağlandım. Bu ismi her izleyişimde kendine bir adım daha yaklaştığım Lee Dong Wook'du karşımdaki. Sadece bu isimle yürümeyen bir diziydi, diğer oyuncuların da kendini akıllara yerleştirdiklerindendi. Rolleri için biçilmiş kaftan olan isimlerdi, her ne kadar Da Ae karakteriyle beni deli eden bir Park Si Yeon olsa da hepsini izlemek farklı bir tad bırakıyordu.


İlk bölümlerin verdiği, o matlıkla bezenmiş atmosferin etkisiyle devamı için de aynı şeyi bekleyebilirsiniz, hatta beklemekten ziyade bunu düşlersiniz. Sizi bilmem ama ben bekledim ve beklediğimi de aldım, son birkaç bölüm hariç. Finalinin, böylece kalması içime oturdu diyebilirim. Beklemediğim sonla, beklemediğim gidişatla benim için üzücü dizilerdendi Bittersweet Life. Belki adına yakışır bir noktalanıştı, belki o yaşanmışlıklar sonrası dinlenme yoluydu; hangisiydi bilemiyorum ama bu kez olmadı Wookie. T^T  Her zaman için mutlu sonlar insanı değilim ama bu kez olmalıydı. Yine dörtlü yaşanmışıklara sahip olan hayatlardan gitse de genel drama kalıplarından çıkarıyordu bizi, bu çıkışla bile değişime uğrayan bir diziydi. Bu değişen dünya ile de beklenmeyen kişiliklerin eksenine hapsediyordu. Kimi zaman üzüyordu, kimi zaman hüzünlendiriyordu, kimi zaman da içindeki aşkla sizi heveslendiriyordu. Yine güzel bir Wookie aşkı vardı, yine güzel bir aşık Wookie'miz vardı, bu kez hüzünlü bir aşk vardı. Scent of a Woman'da bunu yaşatmıştı ama bu kez başkaydı; özellikle de karlı dünyanın beyazlığında olan aşk hayalimsiydi. O anki Wookie'ye alışmam zaman aldı ama sonra bunun hata olduğunu anladım, zira yine aşk dolu biriydi o. Aşkını da sonuna kadar koruyan, korumak isteyen. Yalnız yapmıyordu bunu, bu kez Oh Yun Soo da vardı yanında, çiftler dünyamın sayılı güzelliklerinden olmaya adaydılar. Bu dizi için sadece bahsedilen, bu 3 harf topluluğunu kullanmak gibi bir niyetim yoktu aslında, daha fazlası vardı çünkü. Etrafında iç hesaplaşmaların olduğu, her insanın içinde bulunan psikolojik hesaplaşmaların dünyasıydı. Bu dünyayı da ''Lee Joon Soo & Yoon Hye Jin '' bağı ile süslüyordu, onların bağının hüznüyle süslüyordu. Her ne kadar hüzünle süslüyor olsa da o acı tadı yaşamak için heveslendiriyordu. Yaşamak için değil de daha çok onların dünyasına girmek için kullanıyordu bunu, tüm takipçilerinin istediği bir şey miydi bu bilmem ama ben Lee Joon Soo & Yoon Hye Jin dünyasını ayrı bir sevdim, sadece sevmekle kalmadım onları yaşadım, hatta yaşadıkça daha da izlemek istedim. İzledikçe de daha fazla görme isteğiyle doldum, bu istekle de döndüm durdum. :)

Oh Yun Soo'nun hüzünlü güzelliğini dile getirebilyorken Bittersweet Life dünyasının da aynası olabilecek güce sahip olan en güzel dinletilerinden biriydi. /★


Ha bir de, beni en çok şaşırtanlardan biri de sendin Jung Gyu Woon; o nasıl bir oyunculuk, o nasıl bir psikopatlıktı. Bu dizide korktum senden. (ㆁᴗㆁ✿)  Her şeyine rağmen, Dr. Champ izlediğim andan itibaren seviyorum seni. ♥


0 yorum:

Yorum Gönder