6 Kasım 2012 Salı | By: Squaw

Biraz Ordan, Biraz Burdan Ama En Çok da Benden

Hiç aklımda yokken yazmaya kalkıştığım bir yazımla geldim, daha önce denemedim bile. Mrymndlnden  sayesinde kalkıştığım yazılarımdan biri aslında, kendimi ifade etmeyi düşünmeyen bir bünye olarak bana yakışacak bir yazı mı olur bilemiyorum pek, biraz rehber tadında biraz da sözlük tadına olacağı kesin. :D Azıcık da ondan örneklendirerek bir şeyler yaptım işte, güzel mi oldu çirkin mi bilemiyorum ama bir şeyler becerdiğimi düşünüyorum. :D

Ah bu kız, başımı yaktı benim. :P :D Yine de seviyorum seni. ♥


Ege insanıyım ben ya; İzmir aşığıyım, özellikle de deniz aşığı. İçine girip de onu tenimde hissetmesem bile kokusunu duymalıyım. Nefes alamam yoksa, denizden gelen o kokuyu içime çekip ondan gelen o ılıklığı yüzümde hissetmem lazım. Yüzmeyi de severim aslında, yüzüp derinde kaybolmayı. Hatta derinde kalıp bir deniz kızı olmayı düşlerim, keşke ben de bir Prens için deniz köpüğü olabilsem.


Fedakarlık olarak düşünmedim hiç ama öyle bir hikayenin baş kahramanı olmayı dileyebilirim. Deniz olmadı mı nefessiz kalıyorum ben, onun getirdiği o seste bir sürü anlam yakalabiliyorum, içinde bir sürü canlının nefes aldığını biliyorken benim nefes alamıyor oluşumu haksızlık olarak görüyorum hep, belki de istediğim şey uçsuz bucaksız bir yerde sınırsızca hareket etmektir. Denizi, en çok güneş batarken severim yalnız, hatta o saatlerde izlemek yerine içinde olmak en büyük tutkumdur. :)


Su insanıyım kesin, yağmuru da ayrı severim. Islanmayı severim, çok klişe belki ama yağmurlu günler benim için farklıdır. Yazın yağan yağmurunsa tadı ve kokusunu daha bi severim. Henüz şemsiyem olabilecek biri yok hayatımda ama olduğu zaman yağmuru daha bi seveceğim, biliyorum.  Yağmurlu günde ev içinde ya da dışında olmam fark etmez, yeter ki onun damlaları içinde getirdiklerini anlayabileyim. Islanmam da önemli değil, sadece cam kenarında oturup sıcak bir kahve ve kurabiye ile onun tadına tat katmam yeterli. Bu noktada kahve ve tatlı delisi olduğumu söylememe gerek yoktur herhalde.



Türk kahvesi bir başkadır yalnız, kokusuyla bile beni benden alabilir, içmediğimde kendimi huzursuz hissettiğim ve ''Tek'' kategorisine yerleştirebileceğim  içeceklerimdendir. Yağmurlu günde deniz girme hevesim var bir de; ne zamandır içimde uhde ve bir gün gerçekleştirebileceğime inanıyorum. :)


Kedileri sevmem ama kedigillerden gelen diğer aile üyeleri olan vahşi dünyaya ait olan kedi türlerini (puma, leopar gibi) pek severim. Vahşilik doğamda var sanki, vahşi hayvanlar benim için başka bir dünya. Mesela safari yapmak isteklerim arasında ilk sırayı alabilecek şeylerden biri. xD Safariye çıkıp vahşi dünyada, vahşi kimliğimi gün  ışığına çıkarmak istiyorum. :P Yılanları görüp timsahları tanımak, kedigilleri yakın ama uzaktan tanımak istiyorum. Köpek severim bak, köpeğin her türü hoşuma gider. Ha hamster severim bir de; öyle böyle değil. Onlara karşı başka bir tutkum var ama anne faktörü uzaktan sevmemi sağlıyor. :D


Kelebekler ise dünyamı renklendiren hayvancıklardır. Onların rengarenk oluşuna rağmen hayatlarının kısa sürüşünü haksız bulmuşumdur hep. Sanırım güzellikler, kısa olduğu için daha bir çekici oluyor. :'(



Yolculuklar kaçamağımdır benim, kaçamağım desem de sık sık yapamıyorum. Yaptığımdaysa kendimi ayrı bir dinlenmiş hissediyorum. Çocukken tren yolculuklarını severdim, otobüs yolculukları da güzel ama nedense tren hep nosaljik gelmiştir bana. O ''çuf çuf'' seslerinin ritmi, raylardan gelen ''tıkır tıkır'' şarkısı beni heyecanlandırmıştır hep. Tren yolculuğunda daha samimidir insanlar, belki de bu nedenle tren yolculuğu daha sevimli gelmiştir, belki de en sevdiğim yolculuk türü olmuştur. Onun verdiği o tatlı yorgunluk bile ayrı güzeldir.


Ağaca tırmanmak en büyük hobilerimden biriydi, gerçi hoş hala seviyorum. Salıncağa binmekten asla vazgeçemeyeceğim gibi ağaca tırmanmaktan da vazgeçemeyecek bir ruhu bünyemde zımbalamışım. Doğada bulunmayı her zaman sevmem, şehir insanıyım ben. Öyle olsam da ağaç tırmanma ve salıncakta yüksekte olmak en büyük keyiflerimden benim. Birinin sallaması umurumda olmaz, kendi başımın çaresine bakabilirim. Ağaç dallarında gezmeyi seviyorum sanırım, ister salıncakla olsun ister çıplak ayakla, ne yolla yaptığımın önemi yok. Yeter ki o dala bir kez ulaşmış olayım, hatta ters durup baş aşağı sallanmak en çok yaptığım şeydi küçükken. Düşüp yaralanmamın da önemi yoktu, zira çocuklar düşe kalka büyür. :D Bu açıdan anlayışlı bir anne babaya sahibim ben. Çocukken özgürce koştum, dilediğimce oynadım, sayısızca yara edindim. Bu nedenle, çocukluğum dolu doluydu benim.



Gezmek en büyük keyiflerimden biri, gezmeyi severim, gezip yeni insanlar tanımayı da. Tanıdığım her insanda da yeni dünyaları keşfetmeyi. Yeni insanları tanırım ama eski insanlarımı kenara  itmem asla. Dostluklarım kalıcıdır, beni üzmedikleri sürece her dostum benim için kendi yerinde özeldir.



Çocukluğumu, herkes gibi ben de özlüyorum. O günlerin neşesi bir başkaydı, ne de olsa hiçbir endişe duymadan gelecek planları kurulmadan, gelecek kaygısı taşınmadan yaşamanın güzelliği vardı. Lise yıllarını da özlüyorum, okula gitmenin sıkıntısı o günler en büyük derdim olsa da güzeldi ama ben daha çok ortaokul yıllarımı özlerim. Liseme alışmak uzun sürdü benim için, hiç istemediğim bir liseye gitmek zorunda kalmıştım. Zaten bu okul nakillerinden ilkokul 2. sınıftayken nefret etmeye başlamıştım. Şehir değiştirdiğimiz için 2. sınıfımda değişen okulumla, ilkokul dönemim işkence gibiydi, pek alışamamıştım. :'( Ortaokulum da öyle geçmişti, ortaokul arkadaşlıklarımın samimiyetini uzun bir süre lise hayatımda bulamamıştım. Son senemde bunu yakalamış olsam da ortaokul hayatımın güzelliğini verememişti bana. Okul formalarında bile bir iticilik vardı lisemin. O zamanki bastırılmışlıkla biz bir kampanya başlatamamıştık ama son dönemdeki 1-2 yılın çıtırları bu işin icabına bakmış keretalar. Aralarında imza kampanyası yaparak forma dizayn değişikliğine oynamışlar ve kazanan onlar olmuş. Şimdilerde lisemin yeri farklılaştı sanki, tek forma açısından değil. Çevresinde bir sürü kahve evleri ve ufak çaplı yemek mekanları açıldı. Herkesin bize garezi vardı, biz bir yandan büfelerde yemek vakti çırpınıp bir yandan da kalan vaktimizi nasıl geçireceğiz diye düşünürken şimdinin liselileri mekan seçme konusunda ıstırap çekiyorlar. Çok şanslısınız yavrum çokkkk! <3>


Yapmak istediğim ve her yapmaya kalkıştığımda aksilikle karşılaştığım bir şey var hayatımda. Belki çok basit belki sıradan bir şey ama benim için özenilesi olan bir şey; buz pateni yapmak istiyorum. En azından rollerblade süresim var; bisiklet sevdalısıydım, onu yaptım zaten, arada da yapıyorum. Motor  tutkum başka, onu sürmeye yeltenmedim hiç. Almama da annem izin vermiyor zaten, babam da istemiyor ama annemi öne sürüyor, biliyorum. :) Onu da sadece kullanıcının arkasına oturarak hevesimi köreltmiş oldum. Bunu bulamayan da var :P, hatta küçükken gittiğimiz sahil tatilinde, tanışıklığımız olan abim sayesinde merdivenlerden inen motor arkasında bile bulundum ve o anki yaşadığım adrenalini unutamam hiç, hala aklımdadır ve tekrar yaşamak istediğim nadir duygulardan biridir. Ne diyorduk, hah paten diyorduk. Evimizin yakınına (İzmir'de) açılalı 2 yıl olacak  ve ben hala gidip deneyeceğim. Cesaret meselesi değil benimkisi, zira daha tehlikeli şeyler yapıp korkmayan biriyim. Tamamen korkusuz değil, böyle böbürlendiğim anlaşılmasın sakın ama buz pateninden tırsmıyorum pek. Hatta bir yerimin kırılması da sorun değil benim için. Zaman zaman üşengeçlik yapmayı seven biri olarak yatışta geçen günleri umursamam. Yine de tek başıma yapasım yok hiç, dramalarda özeniyorum buna, bir gün ben de düşe kalka buz pateni yapacağım, tabii yanımda da bir centilmen olmalı! :P :D Drama demişken aklıma kamp kurmak geldi, buna da özenmişimdir hep. Ama öyle ormanın derinliğinde değil, nehir kenarında yapılacak bir kamp isterim. Arı ve orman hayvancıklarından pek korkmam ama ufak tefek börtü böceklerden tırsıyorum nedense. Dengesizliğimin ortaya çıktığı durumlardan biri daha işte, alın size benim dengesiz olan huyumdan bir kuple. :P :D Doğada yaşamayı sevmem aslında ama iş kamp olunca 1-2 gece katlanabilirim. (Umarım :P :D) Hiçbir zaman doğa insanı olmadım ben, köy yaşamını sevmem. Ben şehir yaşamında kavrulmayı seviyorum, ıssız yerler hoşuma gitmiyor. Yalnızlığı sevmediğim için kalabalık yerler insanıyım ben, şehrin göbeğinde, insan selinde sürüklendiğim sokaklardan geçip kalabalıkla bezenmiş kafelerin içinde olmayı severim.


Dans geldi aklıma, kalabalıktan giderken arkadaşlarımla eğlenceye gidip de sabahlara kadar dans ettiğim zamanları özlediğimi anımsadım. Öyle ahım şahım kulüplere gitmedim hiç. Yazlığımızın büyük diskosunda  eğlendiğim zamanları kastediyorum. Eğlenmeyi seven arkadaşlarımla oluşturduğum grubumla kapanışın, yani sabahın ilk saatlerine kadar usanmadan bıkmadan yaptığımız eğlencemizi hatırlarım sıkça, hatırladıkça dans edesim gelir çünkü dans etmek bir başkadır benim için. Sadece başlangıcını aldığım tango dışında latin danslarını bilmesem de onların ritmi bir başka cazibelidir. Her tür (tango, çaça, vals...) dansı yapmak isteyen bir bünyem var, en çok da R&B severim. Müziğin ritimleri en basit olanlardandır R&B, kıvraklığı varsa herkesin kolayca berecebileceğine inandığım bir dans türü. Müziği zaten seviyorum ama dans başka benim için, mekan da önemli olmayabilir. Yeter ki istediğim keyfe varayım, kalkıp sahil kenarında bile dans edebilirim; işte o an değmesin kimse keyfime. Alkol geldi şimdi aklıma, alkolik olmadım hiçbir zaman ama arkadaş toplantısında ya da yazı belli eden o ılıklaşmış esintisinde gidilen açık hava mekanlarında içilen bir kadeh alkole hayır demem asla. Kokteyl olabilir, brendy olabilir, archers olabilir, üzüm dışındaki meyve aromalı (ahududu, böğürtlen, yabanmersini gibi) şaraplardan biri de olabilir, baileys de olabilir, içebileceğim türlerin birinden olması yeterli benim için. Denizin güzelliğiyle birleşen o anın keyfini ikiye katlayabilir. Rakı vardır mesela; biz İzmir'liler için başkadır. Rakı & balık sevmem yalnız; balık sevmiyorum. Rakı varsa meze olmalı benim için, fasıl varsa rakıya hayır denilmez asla. Ne de olsa Türk Sanat Müziği'ni ayrı severim. Müzeyyen Senar favorilerimdedir; ''Huysuz ve Tatlı Kadın''ı döndürüp döndürüp saatlerce dinleyebilecek bir bünyem var.



''Aşka aşığım, aşk kadınıyım'' gibi klişelerden yapasım yok hiç, bu tip klişeleri de sevmem zaten. Aşkı aramak da istemedim hiç, o kendiliğinden gelmişti zamanında. Sonra da kendiliğinden gitti, önce ondan gitti, sonra benden gitti ama ben de hayaleti duruyor hala; bazen ortaya çıkmak için çabalıyor ama yemezler güzelim. :D Aşktan uzun bir süre için vazgeçmiş biriyim; geldiği gibi gitmemişti, uzun bir süre kaldı, izin verdim. Sonra da gelişi gibi gidişi de aynı oldu, gitmesine de izin verdim.  En azından gidişine alıştığım süreci telafi etmek için uzun süre kapalı kalmak istiyorum. Hala gereksiz bir kapalılık gibi geliyor bana, belki bir gün yüzsüz bir aşk gelip kapımda çöreklenir kim bilir. :)  Çöreklenmesi de fena olmaz sanki, benimkisi istemem yan cebime koy olayı bir nevi. :P Bir nevi de korkaklıkmış gibi geliyor bana. Çocuksu aşklara özenirim hep, sevimli bir aşk yaşayan ama cıvık cıvık olmayan aşkları severim. İleride ne olur bilemiyorum ama gelecekse de tüm masumiyeti, tüm dürüstlüğüyle gelsin.


Büyüdüm ben, daha ne kadar büyümem gerekiyor bilmiyorum ama büyüdükçe bazı şeylerin zamanında güzel olduğunu öğreniyorum. Öğrenmenin yaşı yok değil mi? Her yaşımda başka şeyler çıkıyor karşıma, aslında en güzel dönemlerindeyim. İlkokuldayken bir kadının en güzel yaşı lise dönemleri diye düşünürdüm. Liseye geldiğimde de 20'li yaşlar sonrası olduğuna inanırdım ve kendimi, söylenen 30'lu yaşların olgunsu güzelliğinin sadece bahane olarak kullanıldığına inandırmıştım. Öyle değilmiş, meğersem bir kadının en güzel dönemi gerçekten de 30'larıymış. Fiziksel mi zihinsel mi, yoksa ruhsal mı bilmiyorum ama kendimi aynaya baktıkça daha da güzel bulmaya başladım. Önceden çirkin mi buluyordum? Hayır, aksine kendimi hep güzel bulmuşumdur. Evet, biraz narsist bir yapım var ama ben her insanın kendini güzel bulması, daha doğrusu kendinde güzelliğe dair bir şeyler olduğu bilincinde olmasına inanmışımdır. Kendimle ilgilenmek, süslenmek, giyinmek ve evdeyken paspal dolaşmak en çok sevdiğim şeylerdendir. Aşırı makyajı sevmem hiç, doğal yapılan makyaj her zaman için favorimdir. Sık sık yapılan makyajı da sevmiyorum. Normal bir zaman planında gerektiği kadar süslenmeyi severim. Moda delisi olmadım hiçbir zaman, kendi tarzımı kendim yaratmayı seviyorum. İçimde bir modacı canavarı saklı bence. :P


Uykuyu severim, okumayı severim, gezmeyi severim, alışverişi severim, uykuyu severim, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi severim, gülmeyi severim, yüzmeyi severim, dinlemeyi severim, dans etmeyi severim, dans edenleri izlemeyi severim, sohbeti severim, film izlemeyi severim, sinemaya vakit ayırmayı severim; samuray tutkunuyum, kimonoya ise fazlasıyla tutkuluyum. ♥


Şövalyeleri  ise ayrı severim, kızılderileri de seviyorum; İtalya aşığıyım, kendimi severim, güzel şeyler insanıyım, çirkinleri de severim. Zira bir ''Güzel ve Çirkin'' masalının prensine hayır demem, masalları da seviyorum bak, bu noktada aklıma geldi. :D Kocaman kız oldum ama hala masal delisiyim. Anime de seviyorum nolmuş yani? :P :D


Anime demişken Drama da sevdiğimi anımsadım. Fangirllüklerim çoktur, hala bunu yaşamayı seviyorum. Bir gün gitmek istediğim, görmeyi arzuladığım yerlerden biridir mesela Güney Kore, Japonya'yı da görmek istiyorum. Kimono giymek istiyorum, kimono giyip bir tapınakta dolanmak istiyorum. İtalya aşığı olduğum için İtalya'yı söylememe gerek yoktur herhalde, İtalya'da kaybolmak en büyük arzum. Yapar mıyım, bu dileklerimi gerçekeştirebilir miyim bilmiyorum ama ayaklarım beni götürürse de hayır demem hiç. Ha dövme yaptırmak istiyorum, geçen kış yaptırdım bir tane. Şimdi de sağ ayak bileğime şık bir şekil istiyorum, bir ara icraate geçireceğim planlarımdan biri ama bu zaman ne ara gelir hiçbir fikrim yok. :) Geçen kış, Atamızın imzasını sol omzuma yerleştirdim, yapılırken bile içimde bir şeyler kıpırdadı. Şahsen tanımayı en çok istediğim kişilerin başındadır. İşte Atamız sayesinde zaman makinesini çok isterim, bir zaman makinem olsaydı gitmek istediğim o kadar çok eski zamanlarım var ki; kendime ait zamanlarım da var ama daha çok başka insanların zamanını istiyorum.  Edo döneminde Samuray'ını bekleyen bir kadın da olabilirdim, hatta en çok istediğim şeylerden biri. Olmadı 19. yy Fransa'sı ya da İngiltere'sinde olmak en büyük fantezimdir benim; o dönemlerin kıyafetleri, o dönemin hayatları, o dönemin centilmenleri, o dönemin görgü ve kuralları. Bir de sokakları; bu nedenle yeniden dünyaya gelsem yaşamak istediğim hayatların resmidir bu, onların içinde bir Squaw saklı. Bir kızılderili ruhu olsa da o dünyanın içinde de yer edinebilecek gücü saklıyorum bünyemde, kendime olan inancım sanki. Asla ihanet etmeyecek bir inanç, ihaneti sevmiyorum zaten, nankör insanları da sevmiyorum. Kendinize ihanet ettiğiniz oldu mu hiç? Benim olmadı, ya da oldu da fazla mühim olmadığı için ben anımsayamıyorum. :) Olması da sorun değildi, bir başkasına ikinci şansı verebiliyorken neden kendime vermeyeyim? :D Hayallerim ya da yapmak istediklerimi dile getirebildim mi bilmiyorum ama üstün körü gibi görülüyorsa bile kelimelerin ardında benden bolca saklı olan bir yazı oldu, kendimi ifade etmeyi hiç düşünmedim ama zamanının geldiğini de düşünüyordum. Sanırım birilerinin beni iteklemesi gerekiyormuş, kendimi naza çekmişim. :P :D

Kendimi yansıtabildim mi bilemiyorum ama ben zaten en başında, kendimi ifade etmeyi sevmiyorum diye uyarmıştım. :D Bundan iyisi de olmazdı eminim, Mrymndlnden beni yine azarlayacak, buna da adım gibi eminim ama benim yazma uslubum böyle değiştiremiyorum güzelim, umarım beni az azarlarsın. <3>

4 yorum:

Mrym dedi ki...

Kendini boşa yerme; olmuş işte. Beni değil, kendini anlatıyorsun; senden iyi kim yapabilir bunu. Eksik ve gediğiyle sensin işte :)
Denizi bende çok seviyorum; deniz ve yağmur; yağmurda ıslanıyorum bile bile; bu gün İstanbul yağışlıydı; dershanemden çıktım ve yolu uzattım bilerek ıslanmak için. Yağmur altında SuJu ve SJ dinleyerek yürüdüğümde; müthiş hissettim; güçlü. Su sadece arındırmıyor; sanki psikyatrik bir tedavi gibi. Vazgeçilmez.
Baloncuk olma meselesi; hımm. Fazla dramatik ve romantik; beni aşar. Ben dramı izlemeye bile dayanamıyorum, aslında güçlü biriyimdir, ama komedi varken neden dram izleyip kendime işkence edeyim diyorum.
Çocukluğumu yaşamadım ben pek. Hala deli doluyum; zamanındaki yersiz olgunluğum, şimdi yersiz çocukluğa bırakıyor kendini bazen. Yine de elime fırsat geçtiğinde azıtmadım değil. 3 yaşlarında yarım gün dağda kaybolmuşum; Trabzonda, kurt inlerinin yoğunlukta olduğu bir dağda :D Saatlerce aramışlar; öldüm sanmışlar hatta. :D Gezmeye çıkmışım nasılsa :D
Çocukluğuma dönsem; yine tontiş dedeler 'altın saçlı kız' deseler bana; ellerinden çikolataları, halleyleri kapsam, yüzüm kıpkırmızı olana kadar koşsam..
6-7 yaşlarında salıncağa bindiğimde biraz daha biraz daha diyerek; takla attırdım salıncağa; o da bana. Ben düştüm o da üstüme düştü; bu kadar çatlak olmama sebeptir belki; bilmiyorum, doktora çocukluğuma inmesini söylersek buluruk belkim :D
Beraber buz pateni yapalım; kırmızı kazaklarımızı giyinip.
Birde nasıl bir manyaklıksa ilk kar yağdığı gün; ilk karşılaştığım birine aşık olmak istiyorum; ne ütopya!
Adrenalin bağımlısı mısın sen :D Bende motora binmek istiyoruuum.
Okyanusa dalmayı istiyorum. Safari çocukluğumdan beri hayalimdir. Paraşütle atlamayı falanda çok çekici buluyorum. Tırmanış, kamp. İmkanım olsa hepsini yaparım; bizimkilerde biliyorlar. Ne zaman adrenalin ile ilgili kaza haberi olsa beni çağırırlar, izle, derler. Bende ne takarım ya :D Atın ölümü arpadan olsun (normalde bunu; bizimkiler oppadan diye tamamlardım) :D

Kıvırmışsın işte; hiç çemkirme, olmuş.
Eline sağlık. Bende.

Squaw dedi ki...

Tesekkur ederim canım. :)

Su olayı başka bir şey, zaten bu nedenle Mitoloji'de tedavi yöntemlerinden biri olarak kullanılmıyor muydu? Hastaların, sadece su sesine odaklanması için su yollarının olduğu karanlık odadan yütürülme tedavisi sadece bir efsane olmasa gerek. *-* Mitoloji'yi de severim bak, Mitoloji konusu ya da mitolojik mekanlar söz konusuysa kendimi kaybediyorum. :D

O sevgini biliyorum artık. Yüz yüze görüşemesek de az çok neyi sevip neyi sevmediğini tahmin edebiliyorum. :D Denizkızı gibi yok olmak; varlığım kaybolsun istemem aslında ama öyle bir sevgi varsa karşımda aynı şeyi yapar mıyım diye çok düşünmüşümdür. Ha ayrıca en sevdiğim masallardan biridir bu hikaye, sanırım denizkızı olma isteğim en çok da bundan kaynaklı; bir de özendiğim ve inandırıcı bulduğum aşk masallarından biri Notre Dame de Paris'in aşkıdır. Onun müzikalini canlı izlemek istiyorum. :) Müzikleri şaheser, özellikle de ''Belle'' çok sevdiklerimden biri. Hah benden gidiyorduk, ben yine bastım gittim. :D Dramatikliği de severim komediyi de ama her komediyi beğenemiyorum. :D

Büyük bir badire atlatmışsın yavrum sen; kurtulmuş olmana çok sevindim. Yoksa senin gibi sevimli birinin varlığından habersiz geçip gidecektim. Çok geçmiş olsun canım. :(

Kar olayı benim açımdan uzak bir ihtimal. Kaç yılda bir gördum biliyorsun, o da öyle doya doya bir kar yaşamadım hiç ama bana karı ilk yaşatacak kişinin aşkı da tadacağım insan olmasını isterim. Kara yatmak var bak bir de; onu da yaşamak istiyorum. Olur güzelim, dediklerinin hepsini birlikte yapalım; yağmurda ıslanalım, müzşklerimiz ayrı olsa da birlikte dans edelim; sonra kamp kurmaya gidelim birlikte, hatta salıncağı da beraber kurup birlikte sallanalım, karda da seninle birlikte kardan adam yapalım. :) Pateni de birlikte yapalım, çok şugır olur. Hem birbirimize destek oluruz, gerçi ''kör - topal'' olayına döner bu; sen acemi, benden senden acemi. :P :D Kırmızı kazaksız olmaz zaten. :D

Adrenalin bağımlısı olduğumu söyleyebilirim, mesela imkanım olacağını bilsem helikopterden bir paraşütle iniş yapmayı çok isterdim ama o imkanım yok, daha doğrusu şu an ufukta gözükmüyor pek. :D Ahahaha, ''oppadan'' daha çok uyardı sanki. :P

Çocukluğumu doya doya yaşayabilmemin en büyük nedeni küçüklüğümde bir köy okulunun lojmanında kalmamızdı. Köyün okulunun o ağaçlarla, özellikle de çam ağaçlarıyla kaplı olan kocaman bahçesi yaz aylarında, sadece bize, yani lojmanda kalan ailelerin hobi alanı oluyordu. O düşüşünde de başına gelen şeye rağmen olayı iyi atlatmışsın. Demir bir salıncak çok büyük bir zarar verebilirdi, çok ama çok geçmiş olsun tatlım. :(

Tamam, bir daha çemkirmiyorum. :D İki yorumun da birbirine benziyordu, ikisini de yayımladım ama tekrar görünecek gibi ilki yerine ikincisini bıraktım. Umarım yanlışlık yapmamışımdır. :)

Mrym dedi ki...

Birini onaylayamadan sayfayı kapattım; bir tonda söylendim; abime yemek yapıyordum o ara. Deli oldum; zaten 2 kere SuJu yazmışım JYJ diyeceğime; yazdığım bir ton şeyi atlamış unutmuşum. Evet kör-topal; ama ikiside benim. Salıncaktan kurtulmuşumda çatlaklık kalmış :D

Squaw dedi ki...

Kıyamam sana. :) Neyse ki giden veri olmamış, kurtardık. :D Olsun güzelim, hiç sorun değil. Hayır, ikisi de sen olamazsın, o zaman bana yer kalmaz. :P :D

Yorum Gönder