6 Kasım 2012 Salı | By: Squaw

Biz? Bizler Seo Yi Soo'nun Oppa'larıyız; A Gentleman's Dignity



Son günlerde bu Ajussi'ler, beni en çok güldüren, en çok eğlendiren şeydi.  ♪( ´▽`)  Eğlenirken yaşlarının getirisi olan hayatları da izlemeyi çok sevdim. Eğlendim, güldüm, büyük olmalarına rağmen erkeklerin içinde taşıdıkları çocuğu dışarı çıkartmalarına bir kez daha tanıklık ettim. Büyümenin sadece bedensel ve çevresel olduğunu sayelerinde bir kez daha anladım. Sonra dostluğa özendim; 20 yıl boyunca bir kez bile bir yerinden sızıntıya yer vermeyişine imrendim. Dizi boyunca onlardan birinin sevdiceği olmayı ister miydim diye çok düşündüm. Kimi zaman istediğim şey oldu ama daha çok onların hayatında yer edinecek bir dost olmayı istedim, çevremde onlar varsa tüm dertlerimi unutacak kadar neşelenebilirdim, eminim. Kendilerinin de kabul edişi gibi onlar 40'lı yaşlarına gelse de hala büyümemiş çocuklardan oluşan haysiyetli dört centilmendi (!).


Evliliğine sadık kalamayan ve kahve dünyası ile kendine yakışır bir bar işleten Lee Jung Rok, ailesinin zenginliğine rağmen kendi ayakları üzerinde durmak adına mesleği olan mühendisliği devam ettiren Im Tae San, dörtlümüzün en gururlusu olan ve Tae ile ortaklaşa iş yapan mimarımız Kim Do Jin; her grupta bulunup da dengeyi sağlaması gereken rolü üstlenmiş en mülayim centilmenimiz Avukat Choi Yoon, bunların hayatlarında iz bırakan ve bırakacak olan hanımlarımızla çevrili bir dünyanın ortasıydı A Gentilman's Dignity. Ben de bu dünyaya düşüvermiş bir kurbandım, yapımcıların izleycisini en güzel şekilde avlamayı planladığı tuzaklardan biriymiş meğersem. Çocuksuluklarıyla sevimliklerinden ödün vermeyen bu centilmenlerimizin dünyasının bir avı olmak gibisi yoktu, zira eğlencenin dibine vurma sebeplerimden biriydi.


A Gentilmen's Dignity seyircisine eğlence sunarken , diğer tarafta da bir kadınla erkeğin en güzel tanışma şeklini sunuyordu. Kırmızı iple bağlanmış kadere sahip olan bir kadınla bir erkeğin hikayesiydi bu. İçinde başka hikayeleri de barındıran çok hoş bir aşktı. O tanışmalarından sonra ayrılacak olsalar bile Kim Do Jin ve Seo Yi Soo ismini hatırladıkça yüzümde sevecen bir gülümseme bırakabilecek güzellikteydi.


İşiyle ilgili sokak gününde olan Kim Do Jin, sokak satıcıların olduğu caddede tezgahlar arasında ilerlemektedir. O esnada takı tezgahında bir şeyler bakınmakta olan Seo Yi Soo yere düşürdüğü bir şeyi almak için eğilir. Tam o anda da Do Jin çantasıyla Seo Yi Soo'nun güzel kalçasını buluşturur ve üzerindeki örgü elbisesi, Kim Do Jin'in çanta düğmesine takılır. Farkında olmayan Do Jin yoluna devam eder, o yürüdükçe Yi Soo'nun elbisesi de söküldükçe sökülür. İş işten geçtikten sonra bu kaderin kırmızı ipine yakalandığı fark eder. Hemen centilmence bir hamleyle Seo Yi Soon'u bu zor durumdan kurtarır. İkilimizin, ilk karşılaşması değildir bu; daha önce yağmurun kendini gösterdiği anda onlar zaten karşılaşmıştır ve o yıl Kim Do Jin'in, telefonunu almayı istediği iki kadın hayatına girmiş olur. İkisi de aynı kişidir; ikisiyle de hesaplanmamış, düşünülmemiş, dahası planlanmamış zamanları yaşamıştır. Çok sonra da üçüncü karşılaşma gerçekleşir.


Hepsi 40'ına gelmiştir, dizi süresince bu yaşı geçecek olan dörtlümüz, lise yıllarından beri birbirinden kopmamıştır. Duygusal hayatları da birbirine paralel gidecek olan dörtlümüzün hayatına giren ve girecek olan hatunlarımız da onların tanıdık çevrelerinden olur. Seo Yi Soo bir lise öğretmendir ve zamanla Kim Do Jin hayatının değişmez isimlerinden biri olur. Hong Se Ra profesyonel bir golf oyuncusudur, Se Ra da Im Tae San hayatı için iz yapan isimdir. Im Me Ahri, küçüklüğünden beri dört erkeğimizin de hayatındadır aslında; Me Ahri, Tae San'ın kardeşidir ama onların hayatında asıl iz bırakması Avukat Choi Yoon nedeniyle olur. Bir de Kim Min Sook vardır; varlığıyla dünyayı satın alabilecek unnimiz. Kendisi dizinin de unnisidir, başlarda cins ve kasıntı biri gibi görünse de aslında diğer kızlarla anlaşılabilen biri olup çıkar. Min Sook, Lee Jung Rok hayatında fazlasıyla önemli bir yere sahiptir çünkü Rok'un biricik (!) eşidir ve Rok'un çapkınlıklarıyla hayatını düzene sokamamıştır. Dörtlümüz, yaşları büyüse de kendileri hala çocuksu kalmış Ajussi'ler grubudur. Hayatlarındaki kadınları, zaman zaman yaptıklarıyla bezdirseler de yeri geldiğinde centilmenliklerinden de ödün vermezler. Her yeni zamana başlarken bölüm başlarında gelen onların dostluklarına ait anılar bizi en güzel anların ortasına bırakır, hayatlarında her şeyden vazgeçseler de birbirlerinden vazgeçemeyeceklerinin kanıtıdır bu dizi. Kimi zaman birlikte güldük, kimi zaman birlikte ağladık, kimi zaman da o güzel aşklarını yaşadık ama birlikte geçirdiğimiz en güzel anlarımız onların dostluklarına tanıklık ettiğim zamanlar oldu.


2012 yılı, bence birçok kaliteli yapımın yılı olarak kalabilecek bir dönemdi. 40'lı yaşlarında olan 4 erkeğin bana ne verebileceğini düşünürken, diziye dair aldığım iyi yorumlar nedeniyle hiç nazlanmadan başına oturduğum bir yapımdı A Gentilman's Dignity. Nazlanmayı da hak etmiyordu zaten. Eğlencesinin, zaman zaman tavan yaptığı, o dakikalara geldiğinizde de size tüm sıkıntılarınızı unutturabilecek bir güce sahipti. Dört kişi ekseninde dönen ve onların hayatlarında dönüm noktası olabilecek zamanları izleyicisinden esirgemeyen bir ruh saklıyordu içinde. Sadece dört kişinin hayatında kısıtlı kalacağınızı düşünmeyin sakın, ondan daha fazlasını sizden esirgemeyecek olan isimlerden olduğu için diziye dair düşebileceğiniz ilk hata bu olur. Diziye dair hiçbir ön yargı beslemeden oturun ekran karşısına, ben öyle yaptım ve bu çılgın Ajussi'leri çevremden biri gibi kabullendim; onlarla birlikte liseye döndüm, yeni arkadaşlıklarını kurarlarken yakınlarında durup kavgalarına şahit oldum, sigara içmediğim halde onların sigara bırakma yöntemlerine güldüm, hatta bırakamayacaklarını düşündüm. Sonra, onlar her an, bana o dönemlerini taşıdıkça ben de onlarla birlikte büyüdüm, onlar gibi büyüdüm ama ruhumda çocuksuluğumu sakladım. Fırlamalıklarında eğlendim, hatta çevremde onlardan birer tane, yani onlar gibi 4 ajussim olsun istedim. Bu noktada hep Im Me Ahri'ye özendim, sonra da Colin çıka geldi. Ona daha çok özendim, çılgın bir aileden olup da öyle amcalara sahip olmak gibisi yoktur. Çevremde de öyle Ajussi'lerim olsa, onlar çılgınlık yaptıkça gülsem eğlensem diye iç geçirdim hep. Eğlendim hatta, dizinin ilk 10 bölümü benim için drama hayatımın unutulmaz anlarına sahipti. Yüksek tempolu başlayıp da devam edişine rağmen, sonlara doğru biraz zayıflıyordu dizi. Romantizm boyunu derinleştirmek adına gereksiz gel gitleriyle; gel gitlerinden ziyade gereksiz uzak kalışlarıyla beklediğimi verememişti. O 10 bölüm hatrına diziyi yukarılara taşıyasım var; sigara bırakma sahnesiyle çok konuşuluyor. Güzel bir sahne ve sevilesi anlar ama benim favorim araba kazası olan sahne; ha bir de Lee Jung Rok'un diğerlerinden, öldüğü zamanki alınacak para için avans ricasında bulunduğu an. Her şeye değebilecek bir sahneydi. :) Bu rolleri öyle benimsemişler ki diziyle bütünleşen bu dört isim (Jang Dong Gun, Kim Su Ro , Kim Min Jong ve Lee Jong Hyuk ) için bir anda gerçekmiş hissini yaşadım. Rolleri için biçilmiş kaftan olan dört isimdi, kadın başrollerimiz için de aynı şey geçerli miydi diye soran olursa benim için değildi. Başrol olan esas kızımız Kim Ha Neul'un oyunculuğunu sevmiyorum, duygusallığı bana hissettiremeyen biri, aşık bir kadını ise hiç yaşatamıyordu. Favorim Yoon Se Ah benim, o kadının City Hall'deki oyunculuğunu da çok severim. Bence (daha önce de söylemiştim) asil bir auraya sahip kadınlardan biri, onun karakteri arada sinir edecek fireler verse de ben o karakteri sevdim. Gerçek yaşamda kariyeri ile duygusal hayatının gel gitlerini sunan bir kadını, güzel bir şekilde yansıtıyordu. Im Me Ahri için bir şey diyemiyorum henüz, onu tam çözümleyemedim, yine de aşkını destekledim. x) Dördüncü unnimiz pek de zorlayıcı bir konumda değildi zaten ama yine de Kim Min Sook olarak rolüne yakışan bir isim olmuş. Oyuncu seçimlerini sevdim, özellikle de 4 erkeğimiz için seçilen bu isimler biçilmiş kaftandı, iyi de olmuş sanki. Onları izlerken hiçbir yapmacıklık yaşamadım, aksine izledikçe daha da izleyesim geldi. Dizi boyunca, başlardaki gibi onlara ait olayları işleyen sahnelerden daha çok izleyebilseydik diye de iç geçirmeden edemedim. (●・ω・●)/★


Nadir olarak bir dizinin tüm müziklerini beğenirim. Enstrumentalinden tutun da sözlü ne kadar şarkısı varsa, sözlerini bilmediğim, daha doğrusu Korece bilmediğim halde tüm şarkılarını mırıldanırken buldum kendimi. Ne var ne yoksa hepsini benliğime yapıştırasım var çünkü bu dizi Ajussi'lerimiz yanında o muhteşem müzikleriyle de yer edinmeyi hak ediyor. Müzikleri ve müziklerle birlikte gelen her anlatışda beni onların dünyasına bir adım daha götürüyordu. Ayaklarım isteksiz bir şekilde o melodilerin içine çekiliyordu, biraz müziklerden, biraz dörtlümüzün varlığından, biraz da dostluğundan. Daha fazlası da neden olabilir ama benim A Gentilman's Dignity adı geçtiğinde aklıma gelebilecek şeylerdi bunlar; dostluk, müzik, hayran olunası dört Ajussi. Bir yapımda, olup olabilecek çoğu şeyi yıkıp geçmiş yapımcıları. Çoğu yerde drama kalıplarından sıyrılmış, ne soju içip de dağıttığı için hoşlandığı erkek sırtında taşınan bir kız karakter vardı ne de geçmişte bir yerde karşılaştıkları halde birbirlerini hatırlamadıkları için yeni bir tanışma, yeni bir aşkın doğuşu. Dizi, bu yönüyle bile bir artı almalı. Bu klişeleri sevsem de arada bunlardan uzak olan dramalarla tanışmayı da seviyorum. Peki noksanlığı yok muydu? Vardı, hem de aşırı şekilde göze batıyordu. Uzun bölümler boyunca birleşemeyen çiftleri sevmiyorum pek, biri birleşemiyorsa en azından diğeri birleşmeli. Birleşmeliydi ama bu dizide yoktu, neredeyse dört çifti de gel gitleri yaşatmak adına son bölümde birleşmeye bırakmışlar. Bu da uzatılan duygusallığın verdiği noksanlığı öne çıkarıyordu işte. Duygusallığı seviyorum, zira drama dünyasının beni çekme nedenlerinden biri bu. Duygusallığı seviyorum diye de gereksiz uzatılan duygusalıklara hayran kalacağım diye bir şey yok. Aksine bu izlediğim seyirlikte canımı sıkan şey oluyor; 10 bölüm sonrasında başlayan uzun süre beklenecek olan birleşme anları bu dizi için eksik gördüğüm şeydi benim. Başından beri, süregelen 40'lı centilmenlerimizi daha fazla izleyeceğim düşüncesiyle başladığım bu isim aynı zamanda bu yönüyle de beni yanıltan yapımlardan biri oldu. Yine de bahsettiğim bu noksanlıklarına rağmen beklediğim etkiyi sürdürebilenlerdendi, keyifli vakitlerimi vermesiyle bile göz önünde olan çoğu yapımın içinden ayıklanabiliyordu. Her bölüm başında gelen dört centilmenimize ait anılar için bile izlenmeyi sonuna kadar hak ediyor. Finalin doyuruculuğuyla, arada verdiği sıkıntılı sahneleri unutturabilecek gücü olduğu için bu Ajussi'leri evime kabul ediyorum, hatta etmekten ziyade onları tekrar tekrar izlemek istiyorum. Keşke benim de çevremde öyle (deli, eğlenceli, çılgın) oppalarım olsa. ♩☆♬♡♪


 Meğersem, dansını yapmaktan bıkmadığımız Macerana da Kore'li bir gruba aitmiş, bu Ajussi'ler sayesinde onu da öğrenmiş oldum. Rok, ne güzel de dans ediyormuş (büyüksün ajussim P); seviyorum sizi, serseri Ajussi'ler. ♥ (Kim Min Sook Lee Jung Rok yerinde olsam ben de Gangnam Style dinleyip işkence çekeceğime, onlar gibi kulüp ortasında kulaklığımı takar Macerana yapardım.) :P :D


Ben de böyle badana yapmak istiyorum~~




4 yorum:

Mrym dedi ki...

Bende öyle badana yapmak istiyorumm.
Hatta kırmızı ipim ayağıma dolansınİ düşerken ipin öteki ucundaki tutsun beni, olur. Pembe ayakkabılardan bahsetmeme gerek var mı? Ya yağuşuklu liseli çıtırlardan. Çapkın ajusshi benim en sevdiğimdi, en çok ona güldüm, tam pislik :D
Avukat içlerinde en elle tutuluru olsa da; hatunumuz en taşı kaptı; artık onlar ersin muradına biz çıkalım kerevetine.
(Biz de kerevete çıkamayız, yok. Aşk en azından beni bulmuyor. Not; böyle isyan edeyim, gelir tökezletir belki :D )
Eline sağlık; yad ettim :D

Squaw dedi ki...

Aslında o deli manyak olan dörtlü arasından bir favori çıkaramıyorum, hepsi de birbirinden hoş hepsi de birbirinden eğlenceli, hepsi de birbirinden sevimli. Dostluklarına çok özendim, 20 yıl boyunca hiçbir yerinden yamanmamıştı, bir kez (avukatımızın aşk vakası) çıtırdadı, onu da bizle birlikte yaşadılar zaten. Dizinin çoğu kez gelen samimiyeti benim en çok hoşuma giden yanı oldu. Başrol kızı sevemedim bir türlü ama dediğin gibi taşı kaptı. Bundan sonra öyle örgü elbise giymeye karar verdim. :P Bakarsın ileride bir gün benim de kırmızı iple bağlı kaderim, kalçamın hezimetine uğrar. ahaha

Ayakkabılardan bahsetme güzelim, içim kaldı zaten ayakkabılarda. *-* Çapkın ajussi süperdi, hele o sondaki Macerana dans performansına bayıldım. :) İsyankarları oynaya oynaya nolacak bu halimiz hala çözemedim. :D

Senin de eline sağlık tatlım, bloğumu o güzel yorumunla yine şenlendirdin. ♥ Bu arada, ben sözümü tuttum, aşkol hiç görmüyorsun. T^T

Gitmeden bir şey daha var; rakibinle yani annemle birlikte The Moon that Embraces the Sun dizisine de başladık, bitince döneceğim sana. Döktürdüklerine konacağım. ;)

Asuka Langley dedi ki...

o popo gercek degil diorum!!! tepsi popolu korelilerde oyle yuvarlak popo olmaz akjsdkjhdas!! güzel bir diziye benziyor listeme alayım : )

Squaw dedi ki...

Dublördür kesin. :P :D

Güzeldir, aynı zamanda eğlencenin de dibine vurur. Bence izleme listene alma, direk izle. :D 2012'nin en iyi dizilerinden biri. :)

Yorum Gönder