6 Aralık 2012 Perşembe | By: Squaw

Onlar da Bir Romeo & Juliet Yaşanmışlığıydı: The Princess' Man.


Drama türleri arasında sevdiğim tarihi diziler pek azdır. Bağlandıklarımsa daha da azdır, fazla bağlanamam çünkü içersinde gereğinden fazla entrika barındıran türlerden biridir tarihi yapımlar, hatta 'biri'nden ziyade bu tür için 'ele başı' yaftasını iyi bir şekilde taşıyabileceklerden. Yine de yoran entrikaları izlerken araya serpiştirilen olaylar dizini beni, bu türü barındıran dizileri izlemekten alıkoyamıyor, araya serpiştirilmesinden ziyade tüm olayları saran o etkileyici romantizm ve aşk hikayeleriyle izleyicisini sarıveren yapımlardan bahsediyorum.The Princess' Man bahsettiğim bu yapımlara en güzel örnek teşkil edenlerden biri, hatta ilk akla gelebileceklerden. Bazı yapımlar olur ya, üzerinden zaman geçtikçe ya da ikinci izleyişinizi yapınca daha çekici hale gelir, işte The Princess' Man benim için öyleydi. İlk izleyişimde yorulduğum bir yapımdı, belki bunda olayların gidişatını ve sonunu bilmemin etkisi büyüktü, nedeni neydi bilemiyorum ama benim sevdiğim tarihi yapımların arasına bu isim de kendini gelip yerleştirdi. Park Shi Hoo etkisi de olası tabii. :P


Tarihi bir zamanda kraliyet sisteminin bizim ülkemizden bir farkı olmadığı dönemlerin ortasındayız, bir nevi Romeo ve Juliet dünyasından esintileri taşıyan isimler merkezidir The Princess' Man. Bu merkez ortasında Romeo ismini Kim Seung Yoo üstlenirken Juliet yerini de Se Ryoung alır. Babasının yaptıklarından ve planında olanlardan bihaber şekilde yaşamını sürdüren Seung Yoo.


Tahta gözünü dikmiş olan kralın kendinden sonraki gelen kardeşi Prens SuYang'ın kızıdır Se Ryoung. Seung Yoo da o an tahtta olan kralın sağ kolu, en çok güvendiği kişinin, yani dönemin başbakanının küçük oğludur ve edebiyat profesörüdür. O dönemdeki kralın kızı olan Prenses Kyung Hye saray öğretmenleri arasında korkulan biri olmuştur çünkü oynadığı kurnaz oyunlarıyla dersine kim gelirse gelsin, ilk dersinde o profesörü katakülleye getirerek dersten kaçırtan bir prensestir. Bu nedenle, hiç kimse Prenses'in dersine girmeyi kabul etmez. Bu görevi en çaylak olan Kim Seung Yoo'ya verirler, bir nevi kurbandır Seung Yoo. Seung Yoo, kurbandan daha çok avcıdır aslında çünkü yaşıtları gibi hayatını en güzel şekilde geçirmeyi amaç edinmiş asiller soyundandır ve gecelerini içmek, giaseng evlerinde geçirmek dışında en yakın dostları olan  Shin Myun ve Jung Jong ile içki içerek ya da fırlamalık yaparak geçirmektedir. Shin Myun da saray görevlisi olan bakanların soyundan gelen kraliyet muhafızlarından biridir. Jung Jong da özünde soylu kanı taşımaktadır ama ailesinin maddi çöküşü nedeniyle kötü bir dönem yaşamaktadır. Kim Seung Yoo, Prenses'i eğitme görevini aldığı bu dönem içersinde güzel yaşantısına daha da güzellik katacağını düşünerek görevi seve seve kabul eder.


Kral'ın kardeşi Prens Suyang'ın tek hedefi abisini tahttan indirip kendini Kral konumuna getirmektedir. Bu nedenle de güçlenmesi gerektiğini adı gibi bilmektedir. Bu güce kavuşması için de çevresinde güçlü bakanlar olmalı, pis oyunlarına yardım edecek hainler bulunmalıdır. Sahip olmak istediği bu güç için gözünü Seung Yoo'un babasına dikmiştir. Amaca giden yolda her şey mübahtır inancıyla yola çıkar ve Bakan Kim'i kendi tarafına çekme planı için Kim'in oğlu ile kendi kızı Se Ryoung'u kullanmaktan çekinmez.


İlk plan olarak da Bakan Kim'e oğlu Seung Yoo ile kendi kızı Se Ryoung'u evlendirme teklifi götürür. Se Ryoung ise özünde atılgan ve konumunu umursamayan yapısıyla o dönemde suç sayılan bir işe kalkışır. Koca adayını görmek için Prenses'in yerine geçip gözde profesörümüz olan Seung Yoo'nun ilk ders gününde karşısına çıkar. Öğretmenleri geçin, o dönemde izinsiz Kraliyet Ailesi'nden birinin yüzüne bakanın cezalandırıldığı bir kaos ortamında aradaki perdeyi kaldırarak Profesor Seung Yoo'nun karşısına çıkar. Bir süre kendini Prenses Kyung Hye tanıtarak evcilik oynuna başlar, her şey sadece ders almakla noktalanmayacaktır elbet. Oyunu kuralına göre oynayan bir baba varken, Se Ryoung ile Seung Yoo'nun hayatı düşledikleri güzellikte gitmeyecektir. Prens Suyang reddedilen teklifi nedeniyle planlarını başka yöne çeker, Prenses'in öğretmeni olarak kurban görevini gören Seung Yoo daha da kötü oyunların içine düşer, babasının yaptıklarından bihaber olan Se Ryoung tek derdinin kimliğini açığa çıkarmak olduğunu sanarkern daha da kötü entrikalara maruz kalan insanları görür; katliamlar başlamıştır artık. Taht kavgaları üst sınırlara ulaşır, kanlı olayların ortasında kalan Romeo ve Juliet'imiz de paylarına düşen olayları yaşar, gerçekler ortaya çıkar ve ikilimiz birbiriyle olacakları dünyanın çok geçmeden geleceğini sanarken düşmanlıkların kendini gösterdiği olaylar sonucunda  geri dönülemez yollara girer. Böylece, yolculukların nerede sonlanacağı kestirilemeyen bir dünyaya adımlarını atarlar.


Giriş yorumumda belirttiğim gibi ikilediğim dramalarımdan biri The Princess' Man. Çoğunlukla sevmediğim entrikalar diziniyle bütünleşen isimler arasında, entrikalar yanında efsanevi aşkıyla da yerini sağlamlaştırabilecek olanlardan. Bir ileri bir geri yaşanmışlıklarıyla izleyicisinde boğucu bir hava bırakabilecek olanlardan hatta ama tarihi türlerin yapısını düşündüğümüzde olağan entrikaları barındırdığını söyleyebileceklerimden. Tüm ülkelerin geçmişine dair  izlere göz attığımızda hepsinde saray entrikalarıyla boğuştuğumuzu biliyorum, hangi ülke olursa olsun, hatta hangi insanlık olursa olsun hepsinin tarihinde mutlaka kanlı bir geçmiş bulunmakta. Başlarda, bu yönüyle itici bulduğum bir tür olsa da bazı isimler kendini bu türler arasında rahatlıkla sıyırabiliyor. İşte bu yapım da öyle olanlardan biriydi. Bugüne kadar izlemiş olduğum tarihi yapımlar arasında en kansız geçmişe sahip olanı The Moon that Embraces the Sun dizisiydi. Onun da havası güzeldi, hatta onun sahip olduğu aura daha hoştu ki entrikaları yan hikaye olarak sunan bir yapısı vardı. The Princess' Man'i de başlarda öyle olsun istemiştim ama aşkları düşününce The Princess' Man aşkı oldukça farklı boyuttaydı. Güneşi Kucaklayan Ay'ın aşkı da güzeldi ama  Kim Seung Yoo & Lee Se Ryung bir başkaydı. Belki oyunculukların etkisiydi bilemiyorum, zira Güneşi Kucaklayan Ay'ın küçüklükleri de aşkı yaşatma konusunda beni benden almıştı. Park Shi Hoo'nun romantizmi üstlere çıkarışıyla The Princess' Man farklılaşıyordu sanki, bu noktada Moon Chae Won'un da hakkını yemeyelim  derim. Kendisi Uzak Doğu'lu aktrisler arasında sevdiklerimden, hatta gözüm kapalı ilk 5'im arasında sayabilirim. Aşkı oynayışını en çok bu yapımda hissettirebildi ki bu diziyle yerini sağlamlaştırdığını düşünüyorum. Belki Park Shi Hoo daha önce başarmıştır bunu ama kendini, biz severlerin kalbine bu isimle kazıdığı gerçek, tabii o öldürücü gülümseyişiyle kazıması daha olası. :)


Konusu aşina olduğumuz tarihi olaylar dizinine sahip, oyunculuklar bildiğimiz seviyenin üstünde, müzikler ise tarihi bir yapımda olabilecek efsanevilerden. Bunda Baek Ji Young etkisi fazlasıyla mevcut, Kore OST denildiğinde gözüm kapalı sayabileceğim isimdir kendisi. Sesini, o atmosfere en çok yakıştıranlardan, öyle dolu öyle tok, öylesine etkileyici. Aşk dolu bir sahnenin güzelliğini izleyinine aktarabilecek gücü var, sesinin tonundan tutun da sözlerine kadar her şeyi size gerisin geri sunan biri. İzlemiş olduğum ne kadar yapımda karşılaşsak da onu ilk kez dinliyormuşçasına her şarkısında daha da bi seviyorum. Secret Garden sayesinde tanıştık, The Greatest Love geldi sonra, The Princess' Man'leyse doruk yaptı ve ben her yapımda kendisine, o beni benden alan sesine daha bi bağlandım. Dinlemekten hiç vazgeçmediğim birkaç isimden biri Baek Ji Young, asla bıkmayacaklarımdan. Diğer müzikleri de en az  ''Again, I Love You Today''  şarkısı kadar başarılıydı, diziden sonra tekrar tekrar dinlediğim OST'lar listemde. Oyunculuklar diyorduk, başrol isimleri dışında da etkileyici roller bütünüydü The Princess' Man; Prenses rolüyle kendini kanıtlamış Hong Soo Hyun. Duyguları öyle güzel yansıtıyordu ki izlerken bende en çok hüzün bırakanlardan biri oldu. Kral'ı tahtından etmek isteyen kardeş Prens yanında Song Jong Ho vardı bir de; öyle nefret dolu bırakıyordu ki izleyicisini, yanımda olsa gözümü kırpmadan öldürme hissiyle dolduruyordu. Bunu, bana verebilmişse eğer rolünün hakkından gelmiş demektir, arkadaş ihanetinin en güzel örneğiydi hatta. En nefret edilesi baba modeli veren Kim Yeong Cheol yanında nefret edilen arkadaş rolünü veren Song Jong Ho vardı aklıma kazınan. Tüm bu kötülükler yanında bir şeker vardı ki izledikçe çocuk sevmeyen bana bile çocuklarla içli dışlı olma hevesi verdi; şeker amcanın şeker yeğeni Kim Ah Kang. Şimdilerde ''Usagi Drop'' tadında olan ''Oh! My Lady'' dizisinde izliyorum ufaklığı ve yanımda olsa mıncıklıya mıncıklaya morartasım geliyor onu. Onun amcasıyla yan yana geldiği her sahne benim için ayrı güzeldi, amca yeğen güzelliğiyle bütünleşen manzaralar sunuyordu bana. Onları izlerken iki güzelliğin ortasında yer almak isteyebilirdim, itiraf ediyorum.  (´ω`) 


Finalinde eksiklikleri olsa da ikiliye verilen sonuyla tok bir noktalanışı olan nadir isimlerden olduğunu söylemek boynumun borcu. Genelde tarihi yapımların sonunda beklenmedik ölümler yaşarsınız, bu diziyi güncel izlemeyi dilemezdim hiç. İlk izleyişimde birkaç bölüm sonrası açıp sona bakmıştım, itiraf ediyorum bunu. :D Eğer beklediğim ikili dünyası olmasa beni yaralayan dizilerden olacaktı The Princess' Man. O kadar zorluk ve yorgunluk verişinin ardından iyi bir dinleniş sunuyordu, bu sunuşla da seyircisini en güzel yerinden yakalıyordu. Finalden konu açıldı madem şimdi hiç yapmadığım bir şey yapacağım, bu kez spoiler eklemeden geçip gitmeyeceğim. (●・ω・●)

 
Tarihi türleri sevmiyorum dediğime bakmayın siz, bu söylemime rağmen birçoğunu izliyorum, hatta izlemekten geri kalmıyorum. Kendi söylemimi kendimin de yok ettiğini biliyorum aslında ama işte insanoğlu bu; kendini istemediği şeyleri yapmaktan alıkoyamıyor. Dramalarda bunu daha iyi anlamaya başladım, bugün yine 'izlemem' desem de ileride tekrar tekrar izleyeciğimi biliyorum. Bu nedenle, en iyisi ben bu söylemimden bir an önce vazgeçeyim ya da yapımcılara söyleyeyim de sevdiğim oyuncuları bu türlerde oynatmasınlar artık. :P

Yoksa şu gülümseyiş hatrına onlarca tarihi diziyi izleyecebilecek gücüm varmış gibi hissediyorum. ♥


Ve işte o sıkı sıkı zımbaladığım ruhumu kaybetmeyi sağlayan sevilesi ses;


Aynı şarkıyı bir de Park Shi Hoo ile dinleyelim, Baek Ji Young sesinin verdiği etki gibi seni alıp düşsel diyarlara götürmüyor ama yine de sevimli olmuş be! :D Park Shi Hoo'nun kendisi yeter zati. ♥



0 yorum:

Yorum Gönder