30 Aralık 2012 Pazar | By: Squaw

Sağ Gösterip Sol Vuran Bir Cha Seung Won Seyirliği: A Day With My Son.


''Bugün ailemi ziyaret eden bir misafirim.Oğlum için bir misafirden fazlası değilim.Selamlaşıp biraz konuştuktan sonra ayrılması beklenen bir misafirim.''


Bugüne kadar genelde 'anne-evlat' bağını sunuyorlardı bize ama bu kez farklı bir yapımla 'baba-oğul' bağını gördük ve sonuna kadar da bu bağa karşı duramadık. Cha Seung Won faktörü yanında, filmi totalden izleyicisine en güzel şekliyle sunan bir isim A Day With My Son; sağ gösterip sol vuran bir yapım. O tokadıyla içimi hala sızlatıyor, dün gece noktalayış anından beri o güzel oyunculuklar ve beklemediğim finaliyle bana iyi bir seyirlik sundu. Cha Seung Won severlerin, hatta bu isme tamamen yabancı olanların bile izlemesi gereken bir yapım, bir babanın evlat sevgisini iliklerine kadar hissetmek adına tüm erkek evlatların izlemesi gerekenlerden biri. Bir oğulla verilen tek bir günün önemini, her gün baba yanında olup da babanın eksinliğinin nasıl olduğunu anlaması için en güzel fırsat. Anne ve kızlarının bağını hepimizi yaşamasak da az çok biliriz ama bir baba oğul bağını bu kadar güzel yansıtmış olmaları karşısında saygıyla eğiliyorum, bunda oyunculukların da etkisi büyüktü kuşkusuz, içsel repliklerinse tadına varılmıyordu. Filmde en sevdiğim kısımlar babanın kendi açısından olan içsel replikleriyken, oğulun da aynı olayı kendi açısından değerlendirdiği içsel hesaplaşmalarıydı. Sona bir adım kala da hapishane görevlisinin, yani baba oğulu takip eden görevli Park'ın içsel repliğiydi; ''ikisi de benim bilmediğim dilde konuşuyordu.'' O an benim de bilmediğim bir dildi baba oğul arasındaki replik ama sohbet sonunda, daha doğrusu Cha Seung Won'un yeteneğinin dibine vurduğu andaki girişiyle başımdan aşağı soğuk sular döküldü. Cinayet zanlısı olup da müebbete mahkum bir babayı kabul etmek gibisi yoktur, hele de en son ayrılışınızda 3 yaşındaysanız ve o ayrılışınızdan önce sizi ölesiye döven bir babaysa, her katil acımasızlığından dolayı sevimsiz ve lanetkar biridir ama pişmalığı hisseden biriyse, her şeyden önemlisi evlat özlemi duyan bir babaysa ne düşünürdünüz? Uzun süren mahkumluğunu unutturacak hiçbir şey yoktur dünyamızda, onun içerde yaşadığı sıkıntıları bile umursamayız. Ne tür sıkıntılar yaşandı bilmiyoruz, yapımcılar bizi bununla boğmak istememiş anlaşılan, çok da güzel düşünmüşler ama içerdeki mahkumların dünyasını tek bir sahneyle bize ifade etme yolu seçmişler; uzun süre arabaya binememenin etkisiyle midesi bulanan biriyle karşı karşıya bırakarak anlatmak istemişler bunu.


Cinayet suçundan müebbete hapsolmuş Lee Kang Sik 15 yıldır hapishanededir ve dışarıyla tüm bağları kopmuş, annesi dahil kimseyle görüşmemiştir. Yetkililerden oluşan yönetim ise müebbete mahkum olmuş bu suçlular grubundan sadece bir kişiyi tek bir güne sığacak özgürlüğe kavuşturacaktır. Bunun için de mülakat yöntemiyle adaylarla görüşmekte, şanslı kişiyi seçme girişimindedir. Tüm mahkumlar sırayla girdikleri mülakat odasında ne için dışarıda olma isteği duyduklarını dile getirmektedir. Bizim ve yetkililerden oluşan kurulun dikkatini çekecek olan kişi bellidir: İşlediği suçun tüm pişmanlıklarını üzerine yapıştırmış ve bu süre içersinde hapishane hayatında en uslu suçlulardan olmuş biri vardır. Tek amacı en son 3 yaşındayken gördüğü oğluyla bir gün geçirmektir, oğlunun ne yüzünü hatırlayan bir babadır ne de doğum gününü hatırlayacak kadar kendine güveni olan bir babadır Lee Kang Sik. Yapılan mülakat sonucunda kazanan  Lee Kang Sik olur ve tek bir güne sığan özgürlük hakkını kazanmış olur, yanında da hapishane görevlilerinden Park olacaktır elbet ve baba oğulun bu özel gününde bir anlık bile olsa yanlarından kesinlikle ayrılmayacaktır.


Naparsa napsın bir türlü yüzünü hatırlayamadığı oğlu şu anda 18 yaşına gelmiş bir delikanlıdır ve lise hayatını diğer tüm akranları gibi devam ettirmektedir. Babasının, onu bir günlüğe ziyarete geleceği haberi çoktan Lee Joon Suk'a ulaşmıştır ve o gün gelir çatar. Babası, onu evde beklemesi gerekirken heyecanına yenilir ve oğlunun çıkış saatinde okulunun kapısında dikilir, elinde bir ''Oğlum, baban!'' yazılı pankartla biricik oğlunu karşılamaya hazırdır artık. Baba oğul beklendiği gibi buluşur ve o beklenen sessizlik de kendini göstermiştir artık. Bu sessizlik değildir aslında, baba ve oğulun içsel çığlıklarının yaygara kopardığı en hüzünlü anların başlangıcıdır.


Film, bir baba oğul bağından daha fazlasıydı. Ne zamandır planımda olan bir filmdi aslında, hep doğru zamanı bekledim ve en doğru zamanı da yakaladığımı fark ettim. Yoğun geçen haftamın ardından özlediğim bir Cha Seung Won performansını izleyesim geldi. Bana göre romantik erkek rollerin en doruğunda bulunan bir isim Cha Seung Won. Tipiyle öne çıkanlar dünyasında zirveye oynamış ve oynu kazanmış; film oyunculuğunu ayrı severim, dizi oyunculuğunu ayrı severim. Dizileri bambaşka lezzet sunarken filmleri tadı damağınızda kalacak bir tatla size veda ediyor. Onun izlerini taşıyan her isim sizi kendine hapsediyor. Cha Seung Won yanında Ryu Deok Hwan ismini de yabana atmayalım derim, zira babaya kızan bir evlat konumunu üstlenişiyle yerini fazlasıyla dolduran bir seçimdi. Onların birlikte geçirdiği tek gün bana bile yetmezken bir baba oğula nasıl yetsin? Hele de müebbete mahkum olmuş bir katille olacak, 18 yaşına kadar tek başına büyümüş ve bir baba oğulun birlikte yapması gereken ne kadar şey varsa tek başına yaşamış biri için bu nasıl bir duygudur bilinmez, anlamaya çalışılması da çok zordu. İlk içkisini bile babasıyla içen akranlarının aksine o doğum gününde arkadaşlarıyla yaşamış bunu, yine de babasına isyan etmemiş, gördüğünde de etmiyordu. Ya gece saati geldiğinde aynı odada uyumak yerine birlikte kaçamak saatlere adım atmak için onları gözetleyen Memur Park'a yakalanmamak için gizlice kaçtıkları an, onlar koştukça benden bir şeyler de onlarla koptu gitti. ''Bir gün sineği'' vardı bir de; filme damgasını vuracak sahnemdi diye düşünürken finale bir adım kala geldi çattı o an; tren istasyonu sahnesi....


O beklenen anın gelmesiyle uzattığım sağım yerine solumdan iyi bir tokat yedim, sanırım o tokat izinin oluştuğu yerdeki kırmızılık uzun bir süre geçmeyecek çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değildi...


Film, benim için sadece finaliyle değildi, benim gözümde her şeyiyle bir bütün. Çoğu izlerini finaliyle etkilemiştir diye düşünüyorum ama ben başından beri etkilendim ve o baba oğulun sauna sahnesindeki suya gömülme anında her şeyi bir kenara bıraktım, sonunda da filmde kayboldum çünkü gözlerinin oğluna korkutucu görünmesi nedeniyle hayatı boyunca ağlamaktan vazgeçmeyi göze alan bir baba vardı karşımda.


Oyunculukların en iyi şekilde sunulduğu yapımların başındaydı A Day With My Son, oyunculuklar yanında sizi bekleneden daha fazlasına götürendi. Film adı altında yazılmış her isim ayrı bir hediyeydi sanki, isimler yanında mekan kullanımları da öyleydi. Çok çeşitli bir kullanım yoktu ama o evde geçen her an izleyicisinde iz bırakmaya yetiyordu, hatta yeip artıyordu. Bambaşka bir Cha Seung Won performansıyla karşılıyordu bizi, genelde kendine güvenen birey rollerindedir Cha Seung Won ama bu kez farklıydı. Pişmalığının getirisiyle acizliğe hapsolmuş bir baba vardı karşımda, baba rolünü bu kadar iyi oynacağına adım gibi emindim.


Zira kısa bir an da olsa The Greatest Love dizisinde onu keyifli bir baba olarak izlemiştik biz severleri ama böylesine hüzünlü böylesine aciz böylesine çekingen bir baba oluşuyla onu bambaşka bir isimle izledim. Peki bu hali kendinden uzaklaştırıyor muydu? Hayır, aksine onu ne kadar değişik isimde izlesem de ondan vazgeçecmeyecek bir takipçisi yapıyordu beni, onu her izleyişimde kendisine daha da bağlanmamı sağlıyordu. Onun göstermiş olduğu her değişik performans onu sevme haneme bir çentik daha atmamı sağlıyor, onun sayesinde de tattığım her yeni film, bu kültüre ait tüm filmleri izleme isteği uyandırıyor. Ne zamandır bağlandığım Uzak Doğu filmleri dünyam onun sayesinde daha da bi şenleniyor, onu izledikçe daha da izleyesim geliyor ve  onun sayesinde böylesi güzel filmleri görmezden gelip de geçip gidemiyorum hiç. Bir baba oğuldan daha fazlasını bünyeme kazıyan bu film sayesinde bir kez daha doğru adreste olduğumu anladım ve bu adreste sonsuza kadar ikamet edebilecek gücüm olduğuna inanıyorum, tabii beni kovalayan çıkmazsa. :)

Ve bu güzel isme dair kırıntıları bünyesinde barındıran izlere ait o dünyadan gelen birkaç kesit:

2 yorum:

ofiser dedi ki...

mükemmel

Squaw dedi ki...

@ofiser
Kesinlikle! Bence Uzak Doğu yapımlarını seven tüm takipçilerin izlemesi gereken filmlerden biri. ;)

Yorum Gönder