30 Ocak 2013 Çarşamba | By: Squaw

Squaw Bu Ara Neler Karıştırıyor?

Çizdirdim, izledim, hala izliyorum ve yattım. Yatmaya da devam ediyorum. Bir de, çeviriye...


Çizdirdim, sıfırladım hatta; bedenimi değil elbet.  :P Sıfırlananlardan biri de gözlerimdi, tamamen sıfırlanmıyor gerçi ama sıfıra yakın bir dereceye indiriliyor, 'çizdirdim' dediğime de bakmayın. Yapılan işlem çizmeyle olan bir şey değil ama halk diline öyle geçmiş, biz de ona göre isimlendiriyoruz işte. :D Geçtiğimiz 10 günde gözlerimi eski sıfır görüşüne kavuşturdum. 11'inde güzel bi operasyonla uzun, hatta çok uzun zamandır mahkum olduğum gözlük (22 yıl) ve bu 22 yıla yarısında eşlik etmeye başlayan lens (12 yıl) hayatına veda ettim. Çok da şugır oldu. :) Kaşkaloğlu'nda gerçekleşen operasyonumla 11 Ocak günü hayatıma ışık vurdurdum bir nevi. Miyop ve astigtmat derdi çekenlerden biri olarak ne iyi bir karar vermiş olduğumu düşünüyorum. Ailemin maddiyatını sağladığı, biricik anne ve babacığımın hiçbir maddiyatı esirgemediği bir operasyondu geçirdiğim. Çok büyük bir korkusu yok operasyonun ama operasyonun olduğu zamanın bir günlük geçişi biraz zahmet istiyor. İlk birkaç saat ise verdiği his anlatılamayacak şekilde. Bir yarınız gözlerinizi açmak isterken bir yarınız kapatmak istediği için göz kapaklarınız olmadığı kadar ağır geliyor vücudunuza. İlk gün ve ilk günün gecesi âmâ bir insanın çektiği zorluğu az da olsa anlamış oluyorsunuz. Daha önce bu operasyonu geçiren arkadaşlarımın öneriyisle diğer günün sabahı verilen kontrol saatime kadar gözlerimi mecbur kalmadıkça açmadım, açamıyordum da zaten. Özellikle de verilen o damlalarının yenilenme saati geldiğinde, o göz kapaklarınızı açmak için bir  yeri yarıyormuş hissi yaşıyorsunuz. Çok acı verici değil ama sonuçta göz bu, insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu, en çok kullandığı organların ilki olanlardan. Biricik annem ve ablamın titiz bakımı sayesinde ilk günü sorunsuzca atlattım, o günü atlattıktan sonrası kolaydı. Bakan için stresliydi belki, bakılan içinse aynı stres vardı bence. Gözünüz yorulmasın diye titizlendikçe gözünüz ne Tv görüyordu ne de pc. Bir hafta boyunca her şeyden mahrum bir hayat yaşadım. Tek eğlencem kulaklığımdan gelen müzik sesleri ve aileyle dinlenme saatleri dışında yapılan sohbetlerimdi, ha bir de geçmiş olsuna gelen sevdiklerim.



Müzik arşivimde ne kadar Anime ve Drama OST varsa hatim ettim. Ritimlerini geçin de sözlerini dakikası dakikasına ezberledim resmen. Hatta işi abarttım; dinlemediğim Türk müziklerine bile bel bağladım. Meğer Tarkan'ın eskiden ne güzel şarkılarını dinliyormuşuz ki günümüzde neredeyse unuttuğum bir alan oldu Türkçe Pop. Sadece Tarkan mı? Hayır, dinlemekten büyük keyif aldığım ve benim için eskimeyen ne Türk Sanat Müzikleri vardı, dinledikçe dinleyesim geldi. Pitbull vardı bir de, kendi ülkesinde eşlik etmediği kimse kalmadı neredeyse. Bu gidişle, bana gelecek artık. Yeni albümlerinden birini dinlerken karşınıza ben çıkarsam şaşırmayın sakın. :P Pitbull'u ayıla bayıla dinlemiyorum ama eşlik ettiği şarkıcıların bazılarıyla yapmış olduğu çalışmaları zevk alarak dinliyorum. Eski çalışmalarından Marc Anthony severek dinlediklerimdendi, şimdilerdeyse Christina Aguilera ile olan ''Feel This Moment'' öyle.



Aguilera demişken Your Body klibindeki o kurdeleli renkli  yüksek ökçeli gönlümü çelen ayakkabısı var ya, ondan istiyorum. (。♥‿♥。)


Çizme işlemi için en son kontrolüm geçtiğimiz pazartesiydi. Doktorum Bilgehan Hanım çok cici ve neşeli bir bayan, nazar değmesin ama sonuçlarım da çok güzelmiş. O kadar büyük bir göz numaram vardı ki doktorum bile sıfırlandığına çok sevindi. Bu sevinci yüzünden bile okunuyordu. Ameliyatımı da o yapsın diye düşünüyordum ama sonradan gelen değişiklikle Mahmut Kaşkaloğlu'nun kendisinde karar kıldım. Eli çok hafif, kendisi çok şeker bir doktordu. Her iki doktorum da mesleğini seviyordu, seviyordu ki hastalarıyla ilgilenirken her daim güler yüz dağıtıyor her daim neşe saçıyorlardı. Özel hastane olmasının etkisi fazlaydı belki, yine de ne özel hastaneler gördüm, ne özel doktorlar gördüm. Kaşkaloğlu'nu tavsiye ediyor muyum diyenler çıkar mı bilmem ama ben tavsiyelerim arasında bulunduracağımı biliyorum. O çok özel olan ''Hasta - doktor bağı'' dediğimiz olay var ya, size gerisin geri sunan bir isim Kaşkaloğu Göz Hastanesi. Hastane yanında, doktorları bunu hastasına en güzel şekliyle aktarmayı başarmış. İşini seven kişileri tercih ettiği belli Kaşkaloğlu'nun, yoksa bu kadar çabuk ikna olup bu kadar çabuk karar verilecek bir operasyon değildi benimkisi. Elbette iş biraz da maddiyata bakıyor çünkü ödeme koşullarında hiçbir şekilde esneme yok ama zaten bizim yıllık olarak yapılan gözlük + lens ödemelerimiz toplamda düşünündüğümüzde bu maddiyatı fazlasıyla geçiyordu. İlerisi için kesin bir şey söyleyemiyorum ama bence gözlük kullanıp da bu dertten kurtulmayı düşünenleriniz varsa eğer bir an önce olumlu yönde kararınızı verin ama bundan önce hangi şehirde olursanız olun, dibine kadar süren araştırmanızı yapın. Kararınızı verdikten sonra hastanenize giderken, hastaneden ziyade o operasyon masasına yatarken içiniz sonuna kadar rahat olsun, yoksa aldığınız kararın hiçbir anlamı olmaz. Ondan önce de sakın bu operasyona ait videoları krucalayıp etmeyin. Operasyon noktasına bilinçsiz şekilde, yani bu ameliyat ile iglili hiçbir şey izlememiş şekilde gidin. Ben öyle yaptım, hatta içimde şüphe varken Bilgehan Hanım ne kadar iyi bir şey yaptığımdan bahsetti. Demem o ki bilnçsiz girilen operasyonlar daha az korkutucu oluyor.  Benim hastane konusundaki tek sıkıntım, her iki gidişimde de bana denk gelen bekleme saatimdi. Randevulu gitmiş olsam da ilk muayenemde bir buçuk saate yakın bekledim, kontrolde aynısı olmaz diye sevinirken kontrol günümde de neredeyse bir saate yakın bekledim ki biraz stresimi gösterince hemen telafi ettiler. Hastane yönünden tek sıkıntım buydu, bunun dışındaysa hiçbir derdim olmadı, hatta hastalarını bile sevdim. :D

Gözlük takmaktan bu kadar mı çok nefret ediyordum? Aslında etmiyordum ama o kadar yıl buna mahkum kalmışım ki çıkardığım anki mutluluğum başkaydı. Hı tabii eğer bana eşlik edecek partnerim ShiHoo'm gibi gözlüklü biri olacaksa gözlük takmaya devam etmek güzel olabilirdi. :P


Yeni dizisini de (Cheongdamdong Alice) izlemek istiyorum artık. (*^ω^)Kendi ülkesinde yasaklanırken eller yani ShiHoo'muz Nazım Hikmet şiiri döktüyürüyormuş yeni dizisinde, bu bile izleme sebebim olur. ♥ Başka bir neden varsa ne olayım? :P :D


Bir de, hastabakıcım şöyle Cain and Abel'inki (Buyrun, burdan yakın) gibi bir Dr. Cho In'im olsaydı fena mı olurdu?  (´ω`)



Gerçi, ben Sebastian'ımdan yani biricik ablamdan çok mennundum, zira Kuroshitsuji'nin Sebastian'ı onun yanında halt etmiş. En güzel şekilde ilgilendi, bebekler gibi baktı bana. :) Onun gibi bir abla kolay kolay bulunmaz. Sebastian demişken bir Live Action filmi geliyormuş, hem de başrolünde Mizushima Hiro var.


Şimdi gel de bu Live Action'ı görmeden geçip git. Animesini severek izlemedim ama söz konusu Hiro-san'sa eğer ben o filme balıklama dalarım. Anime yapımını çok severek izlememiştim, Live Action'ı nasıl olur izlemeden bilemiyoruz elbet. Live Action inadımı kırsam da hala bu alanda çok başarılı olduklarını düşünmüyorum. Hatta itiraf ederim ki Antique Bakery gibi bazı anime yapımlarının Kore versiyonlarından daha fazla keyif alıyorum. Japon yapımı Live Action'larda iyiler yok mu? Var elbette, bir Nodame'yi ya da bir GTO'yu unutmamak lazım ama ayıklamak lazım. :D İş sadece yapımla bitmiyor elbet, bunun bir de mutfak kısmı var. Yapımların çoğu bu açıdan kaybediyor bence, Japon oyuncular nedense kamera karşısında kendilerini ifade edemiyorlar gibi geliyor bana, illa ki anime veya manga mimiklerini yapalım diye kendi yeteneklerini baltalıyorlar. Ses kullanımı konusundaysa çok yetenekli değiller. Seiyuu'ları her ne kadar muhteşem ötesi işler ortaya dökse de oyuncular bu konuda sınıfta kalıyor. Neyse, çok da irdelemek istemem, arada sevdiklerimiz oluyor, en azından onların hatrına çok da eksik çıkarmamak lazım. xD

Oyunculuklarını en çok beğendiğim isimlerin başında Odagiri Joe gelir, sonrasında ise izlemekten en çok keyif aldığım isim Mizushima Hiro'dur. Özellikle de zıpır roller adamıdır Hiro. Nerde eğlenceli bir karakter tiplemesi varsa gözüm direk onu arıyor. Hana Kimi izleyenlerimizden hangimiz 'boş işler adamı' rolünü unutabilir ki, ya da Tokyo DOGS'un o süper ikilisinden yine zıpır olan detektifini hangimiz unutabiliriz? Mr. Brain'in sempatik detektifi vardı bir de; sanırım Hiro'yu izlediğim tek ciddi rol Zettai Kareshi çatısı altındaki isimdeydi, zaten onunla tanıştığım yapımdı Kareshi. Sempatik isimler sıralaması yapsam ilk sıram kesinlikle Hiro'ya rezervedir.

Peki bu ara drama izledi mi Squ?


O ara izlemedim elbet ama ondan önce operasyon şerefime Rooftop Prince izleme kararı almıştım, almaz olaydım. Dizi beklentilerimin çok altında çıktı, beklentilerimi de geçtim bu kadar çok konuşulan bir yapım böyle olmamalıydı. Zaman yolculuğu teması taşıyan yapımlar benim için çok başkadır çünkü sevdiklerim çok nadirdir. Eğer karşımda böyle bir temalı yapım varsa ince eleyip sık dokuyan bir bünye olur çıkarım. Bu konuda Steins; Gate benim ilk fiyaskomdu. Bu kadar bayık bu kadar monoton bir zaman yolculuğu teması görmedim. Oyuncularla bile daha heyecanlısı yapılabiliyorken çizimle bunu neden başaramamış bu işin erbabı olan kişiler çok merak ediyorum. Çok mu zordu, yoksa çok mu gereksizdi? Bugüne kadar, bu temaya sahip sevdiğim tek yapım ''Back to the Future'' (Geleceğe Dönüş) üçlemesi oldu. Ondan aldığım keyfi hiçbir yapımda hissedememiştim, ''Queen In Hyun's Man'' izleyene kadar. Üstelik birkaç platformda Queen In Hyun's Man için Rooftop Prince'in tırnağı olamaz tarzında yorumlarla karşılaştım. Bence tam tersi bir durum söz konusu, artıları ve eksileri değerlerindirdiğimizde asıl Rooftop Prince, Queen In Hyun's Man'in tırnağı olamaz. Eğlencenin adresiydi bu dizi, eğlence yanında sevimli mi sevimli bir aşk hikayesiydi. Zaman yolculuğu yapan karakterin gelme ve gitme nedenleri ile geliş gidişine sebep olan madde (yolculuğu sağlayan tılsımdan bahsediyorum) bile zekice düşünülmüştü. Her şeyi, yani geçmişte ona oynanan entrikaları bile sahip olduğu üstün zekasına rağmen didik didik ederek çözüyordu, peki ya Rooftop Prince? Dört zibidinin geçmişten gelme şekli belliydi, peki ya zamanda sıçramalarına neden olan şey neydi? Kendi kafalarına göre yapılmış bir zaman yolculuğu vardı sanki.


Queen In Hyun's Man'in eksiği yok muydu? Vardı tabii, hem de öyle bir tane var ki diziyi son anda ters köşeye yatırmış resmen. Ne olduğundan bahsetmeye niyetim yok çünkü bahsettiğim şey  spoilerin en dibi. Eminim ki senaristi de bahsettiğim bu ayrıntı için sonradan pişmanlık yaşamıştır ama ne olursa olsun sırf bir eksiklik için diziyi baltalamaya niyetim yok. Bir hevesle oturduğum ekran karşısından büyük sıkıntıyla kalktım, Rooftop Prince benim için anime dünyasında Steins; Gate'i oldu, yani benim için drama dünyamın hayal kırıklıklarından biri. Onun sıkıntısını geçirir diye eğlenceli görünen Fugitive: Plan B'ime devam edeyim dedim ama Bi Rain'in bu hallerine alışamadım, dizi Bi Rain severlere torpil geçmek amacıyla yapılmış sanki. :P :D Plan B'de en sevdiğim sahnelerse, o muhteşem beşli detektifimiz var ya, onalara ait olan bölümlerdi, Bi Rain'i Full House halleriyle sevsem de kusura bakma Bi ama bu dizide seni sevmedim. :P :D

Ha, hep diziden mi gitti bu Squ?
Nayır, aksine bir sürü de Uzak Doğu filmi atıverdim araya. Neler attım neler:


Kim Ki Duk filmleri (Beautiful, Poongsan ve Dream), bunları bloğumda bir ara daha ayrıntılı misafir edeceğim. O yüzden onları deşmeye niyetim yok çünkü Kim Ki Duk öyle geçiştirelecek bir adres değil. :) Onun yanında son günlerde izlemekten aşırı keyif aldığım Kang Hye Jung ve Park Hee Soon filmleri atıyorum araya. Özellikle de son izlediğim filmleri Why Did You Come to Our House'da çok iyi bir performans sergilemiş bu ikili. Finalini sevmesem de finale kadar gelinen olayları izlemesi benim için büyük bir keyifti. Oyunculukların döktürüldüğü adreslerden biri. Yine Kang Hye Jung oynadığı Kiss me, Kill me vardı bir de; bir kiralık katilin aşık olmasına değiniyordu bir nevi. Ayıla bayıla izlediğim iki oyuncum (Shin Hyun Joon ve Kang Hye Jung) vardı sahnede, film haneme bir çentik daha attım. Oyuncuları izledikçe de daha fazla izleyesim geldi.


 Addicted ve The Fate vardı bir de; saplantılı bir insanın en iyi anlatımıydı Addicted, adından da bunu yansıtıyordu zaten. Bir ara, beni bile ruh geçme olayına inandırıyordu Lee Byung Hun. Kendisini, izlemeyi çok sevmesem de bu filmi en iyiler arasında olabilecek kurgudaydı. The Fate var hanemde; Ji Sung'un yan rolü olmasına karşın onun adını göre göre yanaştığım bir isimdi. Her ne kadar onu daha önce ciddi rollerde izlesem de bu filmde yan rol olmasına karşın Fate'in yıldızıydı Ji Sung, onun yanında elbette ki Kwon Woo Son vardı film yıldızları arasında. Sad Love Song ile oluşturduğum antpatikliğimi yıkacak bir roldü ama o antipatikliğimi yıkışı Bad Love'un aşk tutkunu Kang Yong Ki oluşuydu asıl. Ailemizin melodram adamı yerine romantik erkeği olmalı Kwon Woo Son.  :D

Başka Neler Yaptım?
Bunlar dışında hiçbir şey yapamadım, ha komşu gezmelerini saymazsak evde tıkıldım kaldım bu ara. Gözümüzün mikrop kapmaması için mümkün mertebe evde kalmaya özen gösterdim. Bu çabalarımız da işe yaramış ki doktorum son kontrolümüzde gözümün durumundan çok mennundu. Aman dilimi ısırayım da nazar değmesin. :P :D

Evde pinekledim ya, o dönemde beni arayıp ya da mesajlarıyla dürtenlerim vardı sağ olsunlar. Kendi çevremi kastetmiyorum çünkü bahsetsem de bilinmez zaten, haliyle kimden bahsettiğim anlaşılmaz. Anime sayesinde tanıdığım gerçek dostluklarımdan bahsediyorum. Neylan'ım (YukiberaYen) telle ilgilenemeyeceğimi bilse de mesajını esirgemedi sağ olsun, Bahadır'cığım da öyle yani nam-ı diğer gundamaster, hatta Bahamecha'mız. Ameliyat öncesi ve sonrası mesajlarıyla beni dürttü durdu. :D Tuğçe'm de var, nam-ı diğer r3ina, mesajıyla dürttü beni. Hepinizi çok seviyorum, iyi ki varsınız ve iyi ki benim arkadaşım olmuşsunuz. ¦ Bir çingum (Rurouni'm) var ki o da mesajlarıyla ve gözlerime en bolundan şifa aşılayacak foto paylaşımlarıyla evimize şenlik getirdi. Onun sayesinde gözlerim hemencecik sağlığına kavuşuverdi. Eee, sayesinde Squ gördü tabii ShiHoo'ları, So Ji'leri, Wookie'leri; hemen canlanıverdi. :)




Ha bu arada evdekiler ne yaptı?
Annem Kore dizilerinin dibine vurdu resmen. Elimdekilerin hepsini bir bir tüketiyor evimizin sultanı. Ailecek yaptığımız propagandalar yakında işe yarayacak mı bilmiyorum. Aslında yarayacak biliyorum ama bir türlü şu uzun saatler süren uçak yolculuğu inadını kıramıyoruz. Yoksa o kadar çok doğal güzelliklerinden (So Ji, Park Shi Hoo, Lee Dong Wook, Hyun Bin, Cha Seung Won, Ji Sung, Jung Gyu Woon, Bae Youg Jun gibi...) gösterdim ki artık gösterecek doğal güzellik kalmadı. :P Ama dur, az kaldı, biraz daha iteleme kakmayla Hülyoş'um yakında Kore yollarına düşecek gibi, ah babam gitmeyi istese annem anında hazır olacak ama işte yalnız gitmek de gözlerini korkutuyor zavallımın. Neyse, zaman ne gösterecek bakalım, ablamla biraz daha gayret diyor o yılmaz propagandalarımıza devam ediyoruz. :D

Ablam benle ilgilenmekten kendine pek vakit ayıramadı, kıyamam. :( Anime ve dizileri benimle birlikte takip ettiği, tek başına izlemenin de keyfi çıkmadığı için o da benim gibi anime ve dramalardan uzak kaldı. Onun yerine, daha önce izleyip de çok sevdiği bazı animeleri ikiliyor, ha bir de mangaya başladı. Uzun zamandır düşünüyordu ama bir türlü icraate geçememişti, artık zamandır diye düşündü ve mangalara da el atmaya başladı. Babamsa, o her zamanki gibi haber, spor, siyaset programları ile sanatsal filmlerine devam etti, tabii bir de beni hastane taşıma işlerine. Kısacası, ev halkı da bana ayak uydurma adına çabaladı ve onlar da benimle birlikte hastalığı yaşadı. Onlara her yaptıkları için teşekkürlerimi sundum ama bir kez de burdan sunasım var, teşekkürler. :)

Çeviriyorum!
Ne zamandır çevirisine ara verdiğim ve izlemekten asla bıkmadığım bir animem vardı; Ookiku Furikabutte.


Aslında benden kaynaklanan bir ara değildi bu, çeviri ortağım ne zamandır ortalarda yok ve bana geri dönüşü de olmadı bir türlü. Ben de en sonunda onu beklemekten vazgeçip yoluma kendi başıma gitme kararı aldım ve en kısa zamanda çeviriye [Animemangatr - Ookiku Furikabutte]  kaldığım yerden devam etmeye başlıyorum. Birkaç bölümü çevrilmiş şekilde 1 yıla yakın bir süredir elimde öksüz gibi duruyordu ve sonunda sitemizin çevirmenlerinden olup da benim sanal alemde kurduğum en güzel dostluklarımdan biri olan Erdal (Varolanbiri) kontrolünde işime geri dönüyorum. Encodumu da yine sitemizin aile üyelerinden olan *Marco* arkadaşım üstelenecek sağ olsun. İkisi de benden dönüş haberimi bekliyor, gözlerim tam anlamıyla rayına oturduğu an çeviri de kaldığı yerden start alacak, yeter bu kadar yattığım. Zavallı Mihashi'm ve Abe-kun'um beni beklemekten helak oldular kesin, hele de Nakamura-san'ım.

Tamamen iyileştim dediğime bakmayın siz, eskisi gibi esip gürleyemeyeceğim. Ne kadar iyileştiğim söylense de gözlerim arada kendini hissettiriyor ve göz kapaklarım ağırlaşıyormuş gibi bir his veriyor. Ben tedbiri elden bırakmamak adına pc başına eskisi gibi çok oturmuyorum, Tv zaten izlemezdim ama şimdilerde arada Arirang Tv'de sevdiğim birkaç programı takip etmek adına 1 saate yakın takılıyorum. Pc'den izleyeceğim şeyleri de parça parça izleyerek gidiyorum. Anime ve dramalarımı özlüyorum ama ileride bana lazım olacak olan şey ne dramalarım ne de animelerim, lazım olacak şey gözlerim. Bu nedenle, onlara eskisi gibi hoyratça davranmayı düşünmüyorum. :)

4 yorum:

Mrym dedi ki...

Geçmiş olsun canım ya. Hiç haberim yok, bakar mısın? Çok sevindim, hayırlı olsun 0 km halin. :D
Ki Duk izledin demek, eğer Bi Mongu izlediysen hemen bir post yaz nolur, senden yorum almak için sabırsızlanıyorum biliyorsun.

Squaw dedi ki...

Teşekkürler tatlım benim, haberim yoktu diye dert etme sakın. :))) Tekrardan teşekkür ettim, çok ama çok teşkür beybim. ♥

Ki Duk izliyordum zaten biliyorsun, Shi Gan olsun The Bow olsun sevdiğim yapımları çoktur ama Bi Mong başka, Odagiri Joe döktürmüş resmen. ♥ Bir ara dökerim posta, bekle beni anacım. :D Film bahane senle sohbet şahane. :) Beautiful izledim en son, Kim Ki Duk'un erkek olmasına karşın hemcinslerinin pis dünyasını böyle güzel böyle eleştirel ortaya dökmesine bayıldım, izlemediysen onu da izle beybim. Seni de senin bloğunu da özledim, yeni neler döktürdün bir ara konup bakayım. :)))

İstanbul dedi ki...

Merhaba Itır, çok geçmiş olsun gözlerinden ameliyat olmuşsun, gözün aydın olsun : ) Umarım şimdi daha iyisindir. Ben de mi çizdirsem acaba ^_^ Bu süreçte ne çok şey yapmışsın. İyice dinlendikten sonra uzunca sohbet etmek üzere. Tekrardan geçmiş olsun, görüşmek üzere Itır : )

Squaw dedi ki...

Sana da merhaba Burak'cım, çok ama çok teşekkür ederim canım, sağ olasın. Doğrusu pek bi aydın oldu. :))

İnsanın zamanı kısıtlı döneme doğru gidince bir sürü şeyi belli bir zamana sıkıştırabiliyormuş, onu öğrendim. hi hih hi Aynen, dinlenme süresinden sonra eski düzenime kavuştuğumda bolca kaynatabilmek dileğiyle, görüşürüz Burak. ^.^ Yine de arada laflayalım yahu, özledim. Mesela, arada Code Geass kaynatmaca yapalım. ;)

Yorum Gönder