8 Şubat 2013 Cuma | By: Squaw

Güneş İle Ay'ın Birbirine Tutulduğu Anda, Doğacak Olan Felaketlerine Rağmen O Kucaklaşmayı Arzulatan Bir Seyirlik: The Moon that Embraces the Sun.


Güneşi Kucaklayan Ay; adıyla mimlediğim dramalarımdan biriydi, hatta ismini en çok beğendiğim dizilerden biri The Moon that Embraces the Sun. Genelde dramalar adlarıyla bir bütündür, Güneşi Kucaklayan Ay da bu geleneği sürdüren isimlerden biriydi. Yeri geldiğinde tarihi yapımlardan sıyrılan atmosferiyle izleyenini kendi dünyasına çekiveren bir gücü bünyesinde sıkı sıkıya gizlemişti. Joseon (Kore'nin tarihi dönemlerdeki ismi) Dönemi'nde Kral'ın  ''Güneş'', kralın eşinin, yani Kraliçe'nin de ''Ay'' olarak betimlendiği dönemlere ait bir atmosfere sahip. Çocuklukla başlayan diziler nadirdir, bu bölümlere sahip olup da başarılı olanı daha nadirdir. The Moon that Embraces the Sun, bu birinci aşamanın üstesinden gelmişken ikinci kısımda yer alan 'başarılı  olanın nadir olduğu' kısmı aşabilen en iyilerden biriydi. Öyle güzel bölümlerdi ki bu sahneleri üstlenen çocuk oyuncuların (Yeo Jin Goo ve Kim Yoo Jung) rol yeteneği beni benden aldı resmen. Büyümüş de küçülmüş tavırlarıyla o aşkı ile bir Veliaht Prens ve Prenses'de olması gereken ne kadar özellik varsa izleyicisine aktarmaktan çekinmemişlerdi. Büyük oyuncuları sevmedim mi peki? Hayır, aksine onlara da bayıldım ama yine de The Moon that Embraces the Sun çatısı altında tüm bölümleri severek izlesem de izlemekten en çok keyif aldığım en çok sevdiğim bölümler bu ufaklıklarımıza ait olan kısımlardı. Ha büyümüş Prens'imizi de ayıla bayıla izledim, zira bugüne kadar izlemiş olduğum tüm tarihi yapımlar arasındaki Dong Yi Kral'ı ile birlkte en sevdiğim Kral betimlemesiydi kendisi. Zeki, hak yemeyen, hakkını aramak için çevresindeki herkesten yaptığı iş için önce şüphe duyan ve o kişiyi tartıp biçtikten sonra karşısındakine güvenen, azimli, politikayı seven; sevdiği için de çirkin politik oyunların tuzağına düşmemek için var gücüyle savaşan biri vardı karşımda. Tüm bu güzel özelliklerle bütünleşmesi yanında aşk dolu bir Veliaht Prens, o aşkıyla da yoğrulduğu için hayatından asla vazgeçmeyen gururlu bir Kral vardı karşımda. Tüm bu özellikleriyle de o gereksiz saray entrikalarıyla dolu dizilerden uzaklaşmış, bu uzaklaşmasıyla da hepsinden bir adım daha öne geçmiş bir isimdi. Şamanları ele alışıyla bu öne geçişi daha da hızlandırmış, tadından yenmeyen keyifli bir seyirlikti.


Veliaht Prens olan Lee Hwan'ın artık kendine bir Prenses seçme zamanı gelir. Bunun için de ülke çapında seçme yapılacağı duyurusu asılır, tabii bu seçmeler sadece kraliyet yetkililerinin belirlediği ailelerden gelebilecektir. Yani bu seçimler sadece soyluları kapsayan bir elemedir. Ailesi asil olan ve babası da kraliyet yetkilileri arasında bulunan Yeon Woo bu seçmeleri kazanan kişi olur. Yeon Woo, bu heyecanını düşünürken ilk kez karşılaşacağı sandığı Prens'i de merak eder. Aslında, Prens'i çoktan görmüştür, zira dizi başında bu karşılaşma perde arkasından bize sunulmuştur çoktan. Yeon Woo'nun aldığı bu konumu isteyen bir kişi daha vardır; babasının kışkırtmasıyla bu konumu almak için elinden geleni ardına koymayan biridir Bo Kyung. Babası, Ana Kraliçe'nin maşalarından biridir. Ana Kraliçe seçim öncesi bu iki adayı tanımak için Veliaht Prens kardeşi olan Prenses için oyun arkadaşı olarak sık sık saraya getirtir. Zaman içersinde Lee Hwan da Yeon Woo da birbirlerini daha önce tanıdıklarını anlar ve bu birleşme için en çok sevinen kişi olurlar çünkü bu iki ufaklığımız ilk karşılaşma esnasında yaşadıkları o güzel dakikalar sonucu zaten birbirlerinden hoşlanmaya başlamıştır.


Her ülkenin kanlı tarihinde olduğu gibi Joseon'un da kanlı zamanları her dönemde kendini göstermiştir. Yine bu dönemleri içinde saklayan Lee Hwan zamanında Yeon Woo'ya Ana Kraliçe tarafından bir tuzak kurulur. Ana Kraliçe, bu kötü oynu oynamaktan çekinmez çünkü onun istediği Veliaht Prenses adayı Woo değil Bo Kyung'dur. Bunun için de yerinde oturup olanlara seyirci kalmayı düşünmez. Bo Kyung babası ile Yeon Woo'ya olan tuzağı kurar ve dönemin Baş Şaman'ına Yeon Woo için bir kara büyü hazırlatır ve Yeon Woo umulmadık bir hastalığa yakalanır. Bu nedenle de verilen Veliaht Prenses konumu elinden geri alınır, ölüme terk edilir, yerine de Bo Kyung geçer. Bu yaşanan kötü dönem sonrası zaman da ilerler ve yolculuk bizi uzun bir zaman sonrasına getirir. Artık Lee Hwan, ülkesinin kralı olmuş genç ve erdemli bir kraldır. Kraliçesi de Bo Kyung'dur, öyle olsa da Lee Hwan öldüğünü düşündüğü Yeon Woo'dan hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmemiş bir aşıktır, herkes öldü diye kabullense de o hayatını Yeon Woo'ya adamış şekilde yaşamına devam etmiştir. Özel hayatını umutsuzca devam ettiren bir Kral olsa da devlet işlerini kimseye bırakmayan bir yönetici olmuştur. Bu esnada, umulmadık olaylar da kendini göstermeye başlar. Bu olayları başlatan kişi de Wol adındaki Şaman'dır, kişiliği ve görünüşüyle Kral'a, hiçbir zaman silmediği, özlemini her daim hiseettiğiYeon Woo'yu hatırlatmaktadır. Bu hatırlatışı kimse kabullenmese de Kral yaşadığı bu his ile o dönem üstü kapatılan Yeon Woo olayını gündeme yeniden getirir ve ilk Veliaht Prenses'in ölümünün ardındakileri araştırmaya başlar.


Tarihi yapımlar, beni fazlasıyla yorduğu için uzak durmaya çalışsam da devamlı olarak tuzağına düştüğüm bir tür. (Sanırım, bu dilime doladığım cümlelerimden biri. :P :D) Çoğu, bu tedirgin yaklaşımımı onaylarcasına  boğucu, iç karartıcı ve stresli öğelerle kaplı. The Moon that Embraces the Sun'da bu öğeler yok muydu? Vardı, vardı ama nedense bu kez o entrikalar ikinci planda kalmıştı. Başta gelen entrika oyunuyla, yine aynı adımları takip edeceğimizi düşünmüştüm fakat bu isim beni yanıltanlardan biri oldu, hem de öyle güzel yanılttı ki ters köşeye yatırdı resmen. İçinde saklı olan detaylarıyla en güzel seyirliklerden birini sunuyordu. Başrollerin başarısı yanında tüm isimlerin ortaya koyduğu yetenekle sizi gafil avlayıveriyordu. Müziklerin, o güzel atmosfere eşlik edişiyle de kendinizden geçiriyordu.


Bir yapımı üst basamaklara çıkarabilecek en büyük etkenlerden biri de o yapımda yer alan sevilen oyuncuların varlığıdır. Bunu, bu dünyaya adım atmış olan çoğu kişi bilir. Bu dizi için de başlarda, başrol erkeğimiz Kim Soo Hyun sayesinde dikkat çeken bir yapım diye düşünürdüm çünkü keretanın  fangirlleri azımsanmayacak derecede fazla. Sevimli de kereta, bu fangirller arasında annem bile yerini alabilir. :D Bu diziyi daha çok onun için istemiştim aslında, kendisi koyu bir Kim Soo Hyun fanıdır. Diziyi izlediğimiz süre boyunca kendinden biri gibi sevip durdu zaten. Sevimliliğini ise bu dizide çok güzel kullanmıştı, hele o sonda gelen müzik aleti çalma çabası beni benden aldı. (Playback yapışını yesinler senin.♥ ) Onun sayesinde, ''Egsersiz yapıyorum'' diyen erkeklerden korkmamız gerektiğini de öğrenmiş oluyoruz. :P


Bir yanda sahip olduğu Un-ah sevgisi dizi boyunca ablamla aramızda birkaç espriye neden olmadı da değil ki zaten bu takılmalar dizide kendi içinde bile yer alıyordu. Dramaları bu nedenle de seviyorum, aynı cins aşklara yapılan esprili havadaki göndermeler bazı sahnelerde izleyicini avlayıveriyor. Kral'ın bile neşeli ve esprili bir insan olabileceğini, neşeliden ziyade dostvari biri olabileceğini ama hepsinden öte onun da insancıl duygulara sahip olmasını ispatlarcasına, aşkı dolu dolu yaşayabileceğini kanıtlar nitelikteydi bu dizi. Veliaht Prenses'e karşı olan tutkusunu öylesine güzel yaşıyordu ki yeri geliyordu yanındaki yaveri bile bu aşka karşı boyun eğiyordu. Aslında onunkisi boyun eğmek değildi, Kral'ın Prens'e karşı olması gereken ama konumundan dolayı hiçbir zaman yakınlık gösteremediği ''baba'' görevini görüyordu bir nevi. Bu tarihi dizilerde en çok sevdiğim kişiler nedense Kral'ın ya da Prens'in yanındaki yaver oluyor. Bu dizide de aynı şekilde sevdim, Kral'ın yaverle olan uğraşılarında güldüm, eğlendim. Hatta yaver, Kral/Prens için bir babanın yaşadığı üzüntüleri yaşarken ben de onunla birlikte hüzünlendim. Aralarındaki o bağın, yıllar geçmesine rağmen aynı kalışına özendim. (Yeri geliyor, bunu ebeveynler bile evlatlarına karşı başaramıyor. ) Özellikle de o küçüklüklerinin olduğu sahnelerdeki duyguları, yaver gibi yanlarındaymışçasına iliklerime kadar hissettim. Bunda, yaver rolünü üstlenen aktörün de etkisi büyüktü elbet. Yaver ve göz önündeki oyunculardan bahsettiğime bakmayın siz, diğer tüm oyuncular da yeteneklerini en güzel şekilde ortaya koymuş.


Her isim ayrı ayrı anılmayı hakediyorken en çok anılmayı hakeden Yeo Jin Goo'du kuşkusuz. Onun bu yeteneği gelecekte kendisini mimletecek olanlardan biri, onu yaşıtlarından bir adım öne çıkarıyor. Çizgisini bozmasın istiyor bu bünye, onu daha fazla izlemek istiyor hatta. (´ω`)  Onu değil de Lee Hwan'ın sahip olduğu Veliaht Prenses sevgisini izlediğim andan beri adı bünyeme kazıdıklarımdan. Yaşı henüz 16 olmasına rağmen daha fazlasına sahipti. Yanında yer alan iki kadın başrolün ufaklığını oynayan bücürüklerimizin (Kim Yoo Jung ve Kim So Hyun) de payı büyüktü. Lee Hwan tutkusunu tek başına yaşamadık elbet, ona eşlik eden Veliaht Prenses'imiz vardı bir de; asil çizgisini izleyicisine hiç tereddütsüz yaşatan Kim Yoo Jung. O da geleceğin parlayan ışıklarından, ikisini bir daha aynı projede aynı konumda görür müyüz bilmem ama bu bünye, 'Yeo Jin Goo & Kim Yoo Jung' ikilisini bir kez daha, birbirine böylesi tutkulu, birbirine böylesi tutulmuş olan Güneş ve Ay olarak izlemek ister. ♥


The Moon that Embraces the Sun sayesinde fark ettim ki bu F4 her döneminde sevilesiymiş. ♥


4 yorum:

Mrym dedi ki...

Eheyyyy!!1
Seni de 12'den vurmuş Güneşi Kucaklayan Ay'ım. Ohhh, kebaap.
Çok tatlıydı dimi, hihihi.
Artık biliyoruz ki; egzersiz yapıyorum diyen erkeklere tedbirli yaklaşmak gerek.
Ama o Soo Hyun'sa bilmiyorum; gece gece fangirle bağladın beni yahu; ne deyeyim.
Eline sağlık, şirin bir post olmuş.

Squaw dedi ki...

O güzel mi güzel, sevimli mi sevimli yorumlarını benden esirgemeyen tatlım gelmiş, hoş geldin beybim. :)

Aynen, hem de ne vurma! (´ω`) Tatlı bir his bırakıp gitti o Ay ve Güneş. :) Çok ama çok tatlıydı; hikaye tatlı, karakterler tatlı, oyuncular tatlı. Soo Hyun, hiç gözüme bu kadar tatlı görünmemişti. Merak etme, kardeş sevgisi bu, kan dökmeye gerek yok. :P :D

Hi hi, bağla yavrucum bağla, ben seve seve okur ve izlerim o fangirllüğünü. :) Teşekkürler tatlım, o güzel yorumun için de ayrıca teşekkürler. Sırada ne var biliyorsun, ilk fırsatta Bimog gelecek, hem de senin için. ;)

Mrym dedi ki...

auvvv; doğru sen hala Bimong postu yazmaadın; ceza vereceğim sana ama! nerde bu post, ey dost!
bebeğim, bebeğim; sevgili çıtır dostum; parmakların klavyeyi bulsun lütfen. öpüyorum çok, yaz çabuk bekliyorum ben.

Squaw dedi ki...

Öyle, hala yazmadım, daha doğrusu yazamadım. :( Operasyon üzerinden 1 ay geçti ama pc başında o eskiden olduğu gibi uzunca kalamıyorum, ondan oluyor bu. :(

En kısa zamanda, yani ilk fırsatta gelecek, merak etme sen, sen de çok öpüldün. :)

Yorum Gönder