19 Temmuz 2013 Cuma | By: Squaw

Sağım Solum, Önüm Arkam F4


Live Action yapımıyla başladığım bir isim Hana Yori Dango. Konusu, dönemindeki çoğu Shoujo yapımın aksine birçok orjinalliği bünyesinde barındıran bir adres. Orjinallikleri yanında bir Yeşilçam Klasiği olabilecek kapasiteyi de sahiplenmiş. Karakter orjinallikleri ile de zaman zaman bu klişeliği unutturabilecek gücü olabilecekken, bu gücü görmezden gelen bir dünyayı izleyicisine taşıyan bir yapım. Nostaljinin Shoujo'larını daha çok tercih eden bir bünyeyim çünkü onlar hiç olmadığı kadar cesur, hiç olmadığı kadar romantik, hiç olmadığı kadar samimidi. İşte bu nedenlerden dolayı da vazgeçilmezdir, vazgeçilemezdir.


Ülkeyi satın alabilecek güce sahip olan aileden gelme 4 veliahtın hakimiyetini yürüttüğü bir lisede gelişir olaylar. 4 veliaht söz hakkına sahip dediğime bakmayın siz, 4’lü yürütüyor gibi gözükür ama o dörtlünün de lideri bir kişidir. O da bu dörtlü içinde olan Domyouji’dir. Hepsi de okulun, çiçek adından gelme olan, yakışıklılar ordusuna liderlik yapabilecek kapasitedir aslında. Kimisi zenginliğine rağmen alçakgönüllü, kimisi çevresinin kalabalığına rağmen yalnızlar prensi, kimisi de o zenginliğin vermesi gereken şımarıklığına rağmen ilk aşkını unutamamış bir centilmen. Hepsinin ortasına düşen yabani bir ismin, bu dörtlü ile çevrili olan dünyasının kapısını aralıyor Hana Yori Dango.




Hana Yori Dango, verdiği Reverse Harem görüntüsü sayesinde bana yenilgi yaşatan serilerimden biri oldu çünkü içeriği bir Reverse Harem’de olması gerekenden daha fazlasına sahipti. Dört çiçeğin ortasında büyüyen bir yabani otu anlatıyor ama her izleyicinin beklentisinin aksine, bu dört çiçeğimiz, yabani otumuza aşk gibi duygusal hislerle yaklaşmamakta. Hal böyle olunca da keyifli anların başlayacağı bir yapıma adım atacağınızı düşünmeniz kaçınılmaz olup çıkıyor. Zira bu kısım hata yaptığınız anın başlangıcı oluyor işte! Keyifli anlar başladı derken gelen olaylar dizini keyifli yönünüzü ardınızda bırakmanızı sağlıyor. Orjinallikleri barındıran bir isim dedim ya, o orjinallikler bir noktadan sonra klişeliklere, hatta olmayacak, daha doğrusu olması abartı gelebilecek olan olaylar dizinine bırakıyor yerini. Ülkenin en zenginlerinin arasına düşen Makino zaman içersinde yönetimi elinde tutan bu dörtlümüze kafa tutan kişi olarak diğerlerinin arasından sıyrılır ve okulda nam salar. Bu kafa tutuş ucuza mal olmayacaktır elbet. Makino, F4 tarafından mimleneneler sınıfına girecektir, yani okula geldiği ilk saatlerde şahsi dolabını açar açmaz kırmızı kartını almış olur. Bu kırmızı kart sadece F4 tarafından verilebilir ve bu kartı sadece F4’ün cezalılar sınıfına aldığı kişiler görebilir. Kartı almak demek, o kişinin cehennem günlerinin başladığı an demektir çünkü tüm okul öğrencileri bu kartı alan kişiye hiç ummadığı anlarda tuzaklar kurarak olmadık eziyetleri yapmaya koyulmuştur. İş sadece bu tuzaklarla bitmez, kartı alan kişi herkes tarafından dışlanır ve o artık tek tabanca olmaya mahkumdur. Kartı alan Makino için de bu kaçınılmaz son olacaktır, iş o kişinin okuldan ayrılma isteğine kadar sürdürülür ama esas kızımız için farklı sonlara sebep olacaktır çünkü hiç beklemediği kişiden hiç beklemediği anda gelen aşk itirafı, hiç düşlemediği şekilde karşılıksız kalan ilk aşkı ve lise hayatının kaçınılmaz anları hayatına girmiş olur. O, hayatının beklenmeyen gelişleri ile boğuşurken diğer tarafta başka biri de hayatının sürprizleri ile boğuşmaya başlamıştır çünkü Domyouji de hayatında tatmadığı aşk duygusunu, kırmızı kartı verme konusunda hiç tereddüt yaşamadığı Makino'ya karşı başlatmıştır bile. İtiraflar başlar, kıskançlıklar ortaya çıkar, dostluklar çatlamaya başlar; bunların hepsi sıraya girmişken okul hayatı da yavaş yavaş sona yaklaşmaya başlamıştır ve ilerisi için planlanan yaşamlar kendini göstermeye başlar.


‘Zengin erkek-fakir kız’ ekseninden dönen Hana Yori Dango, döneminin o sevilesi nostalji atmosferine ev sahipliği yapan en güzel yapımlardan biri. O güzel atmosferine eşlik eden melodileri ise vazgeçilemez güzellikte, özellikle de açılış ve kapanışın güzelliği serinin kendisinden bir adım önde. Sadece müzikleriyle de değil, açılışın görüntüleri tüm yapımı özetler nitelikte ve nicelikte.


Dört çiçeğin ortasındaki yabani çiçeğin, seçkin bir çiçeğe dönüşmesini anlatan görüntüsüyle izleyicisinde, seriyi izleme iştahı uyandırabilecek güce sahip. Her bölümü yenileme çabasına giriştiğinizde açılış kısmını atlamanıza engel olabilecek bir güç bu. O gücün yanında, ana konuya gelinen olaylar diziniyle de istediğinizi bulabileceğinizi düşünmenizi sağlayan bir adres ama sonrasında gelenler sayesinde bu düşünceniz üzerinde bir daha yoğunlaşmanıza neden olabilecek bir isim Hana Yori Dango. Karakter zenginliğini iyi bir şekilde kullanamamış oluşundan dolayı olayların gelişimiyle sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Daha fazlasını isteyebileceğiniz ve bulacağınızı düşündüğünüz yanılgılardan biri. Bu yanılgısına rağmen de merak duygunuzu harekete geçirebilecek isimlerden olup çıkıvermiş. Her karaktere yerleştirilen özellikler serinin en güzel kısmı, özellikle de esas oğlumuz Domyouji’nin duygusallıktan bihaber tavırları serinin en güzel kısımlarını oluşturuyor. Ona eşlik eden diğer üç erkeğimizin de özellikleri bu güzelliği katlar nitelikte. Ardından gelen birçok Shoujo yapıma da örnek teşkil etmiş Hana Yori Dango; Reverse Harem esintileri getirirken bu özelliğini ardında bırakıp yoluna devam etmiş ve Reverse Harem kalıplarının dışına çıkmış, ne de iyi etmiş. :)


Finalinin doyuruculuğu, eskilerin Shoujo’larında bulabileceğiniz en güzel, en sevilesi ayrıntılardan biridir. Bundan nasibini alanlardan biri de Hana Yori Dango olmuş. O kadar gel git sonucunda güzel bir dinleniş vermiş izleyicisine ve dinlenişle o hikayeye iyi bir nokta koymuş senaristi. Bu açıdan bakıldığında Hana Yori Dango döneminin Shoujo’larında yer alan tüm özellikleri taşıyan bir isim, bu özellikler yanında çizimleri ve müzikleriyle de bu özellikleri destekler nitelikte. Live Action’ında alamadığım tadı anime yapımından aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim, zira bu isme dair ne varsa tüketmeyi görev bildim. 


Geriye, sadece Kore versiyonu olan Boys over Flowers kaldı, hangi ülkenin yapımı olursa olsun, ya da hangi tarz sunumun kalıbına girmiş olursa olsun F4 centilmenleri her yerde F4 etiketine yaftalanmış ve ben bu F4 centilmenleriyle çevrili Makino'ya az özenmedim değil. ‘Hangi anime dünyasında yaşamak isterdin?’ diye sorulsaydı gözüm kapalı vereceğim cevaplarımdan biri bu F4'ün centilmenleriyle kaplı olan Makino dünyası olurdu. Hana Yori Dango benzerleri de olabilir, diye düşünebilirdim ama orjianli dururken benzerleri bir kenarda dursun.

4 yorum:

Dürr-i Yekta dedi ki...

benim favori dizim buu, animesini izlememiştim izlemeyi çok isterim

Squaw dedi ki...

Ben daha Kore versiyonunu izleyemedim! *ühü ühü*

Animesini izle mutlaka, yılına göre çok başarılı, özellikle de müzikleri şugır. Ben de Kore versiyonunu izleyeyim bari, izlemeyi en çok istediğim dramalardan biri. :)))

Princess Emeraude dedi ki...

Blogunuz çok hoş. Yorumlarınız da. Özellikle yan taraftaki notunuz beni hayli güldürüdü. "Kapıyı çalmak serbesttir, yazıları değil." Hana Yori Dango'nun animesini değil de live action uyarlamaları daha çok sevmiştim ben. Sanırım. Shojo'da eskiler deyince benim için en iyi seri -bu animeyi de ezip geçen- Marmalade Boy'dur. Onun ardından keşfettiğim Hana Yori Dango ise bana hayal kırıklığı yaşatmıştı. Bu uüzden re-made olarak yeniden karşımıza çıksa harika olabilir.

Squaw dedi ki...

@Princess Emeraude
Çok teşekkür ederim. Bloğuma uğramakla kalmayıp uzun uzun içimi dmktüğüm yazılarıma da göz atıp yorum bıraktığınız için de ayrıca teşekkür ederim. Maalesef yazıları izinsiz alan o kadar çok kullanıcı ve site var ki ben de onlara esprili bir şekilde gönderme yapayım dedim. Yüzünde sevimli bir tebessüm oluşturabildiysem ne mutlu bana. :)

Hana Yori Dango'nun Kore versiyonu hariç tüm yapımlarını izledim, benim tercihim animesinden yana oldu sanırım. Shoujo konusunda benim -eskilerde- asım Versailles no Bara. Gerçi ben onu shoujo'dan daha öte bir yapım görüyorum, onun yanında da Skip Beat ve Lovely Complex shoujo tercihimde ilk sıralarda ama Marmalade Boy'un da hakkını yiyemem. Keyifle izlemiştim, müzikleri de çok hoştu. <3

Yorum Gönder