10 Ekim 2014 Cuma | By: Squaw

Biraz Squ'nun Ritminden, Biraz Tartarus'un Karanlığından Ama En Çok da Squaw'ın Günlüğünden!

 
Bir bloğum olduğunu hatırladım, bazı şeylerin yazı yazmayı körelttiğini de.. 'Köreltme' değil de 'iştahsızlık' koydum adını. İnsan nefes almak istiyor bazen, mola vermek, dinlenmek ama aslında yeniden yazmak. Mola vermenin de nefes almanın da bir diğer adı ''yazı yazmayı istemek'' değil midir ki ben gibi yazı yazmayı sevenlerin dünyasında? Anime izliyorum yeniden... Ne zamandır uzak durduğum animelerime yaptığım en büyük haksızlığı telafi etmekle meşgulüm. Yine bir şeyler oluyor Squ'nun o karmaşık dünyasında, her yıl bitimine 5 kala yaşadığım bir şey... Belki de bu nedenledir uzun zamandır güz mevsiminden nefret edişim, kıştan daha soğuk hissedişim...
 

Dans etmeyi özlüyorum bir yandan. 3 yıl öncesine kadar, her yaz mevsimine ait tüm günlerini, gece kulübü ve diskoda geçiren biri için en doğal özlem bu olsa gerek... Çılgın mı çılgın arkadaşlara sahip olmanın verdiği enerjiyle geceden sabaha kadar durmaksızın dans edip eğlencenin dibine vuran biri için bu sakinlik büyük bir haksızlık sanki. Haksızlık ama en uzun süren emeklilik dönemi gibi... Gecenin bir vakti mp3 çalarını dinlerken kalkıp kendinizi, tek başınıza dans ederken bulduğunuz oldu mu hiç? Oldu, bu bünye son günlerinde, etrafına şapşal şapşal bakarken buluyor kendini her dans edişini noktaladığında. Latin saplantım var benim, tartışılmayacak derecede büyük olanından. Asya kültürü tutkusundan önce Latin saplantım vardı benim, o seksi ve bir o kadar da yakışıklı lationslar'ın bünyemdeki çekim kuvveti devasa. ;) 'Dans' dendiğinde, aklıma gelen alfabenin ilk harfleri, 'L-A-T-İ-N' oluyor hiç tartışmasız. Tango dersine başlayıp bırakan bir bünyenin bundan bahsetmesi haksızlık gibi geliyor kulağa, değil mi? ^.~
 

 
Hiç yapmadığım bir şey olsa da şarkı mırıldanırken buluyorum kendimi ya da parmaklarımla ritm tutarken. Bir yerime, başka bir ruh saklamışım kesin. Yavaş yavaş beni ele  geçirmeye başlıyor. Bugünlerde, yaşlandığımı da düşünür oldum biraz, d-e-p-r-e-s-y-o-n b-e-l-i-r-t-i-s-i :/ *alert* Hem de en büyüğünden. :o
 
 
 ''Her şeye rağmen yaşamak güzel!'' zırvalığından sıkıldım, ya da ''Her şeyde vardır bir hayır!'' avuntusundan. Belki bir şeyleri değiştirmek bizim elimizde, hayat seçimlerimizden ibaret değil midir zaten? Bu da gerçekliğin tokatlarından biri işte... Evet öyle, lakin bir şeylere erken başlayabildiysen öyle... Şu an için değil! Neyse, Yaoi izlemeyi özledim, okumayı da.. Fakat gözlerimi yorduğu için mangalardan hala uzak duruyorum. Özlemim de içimde çığ gibi büyüyüp gidiyor elbet. :3
 
 
Melankolik takılmak hiç benim tarzım olmadı, bir 'drama queen' olmak da... Depresyon yazıları yazmaksa, uzak dursun mümkünse. Hatta o başını, gizlice duvarın arkasından uzatıp da sinsi sinsi bakmayı bıraksın bir an önce. Zira onun için koca bir taş saklı cebimde, acil durumlarda kullanmak için her an yanımda taşıdığım. :P Ya da yüksek topuklularım her daim hazır olda. Gerçi doktorum bu ara onları da yasakladı, bir süre için spor ayakkabısı giyme talimatı aldım. Elveda high heels... T.T
 

Ne zamandır deli gibi izlediğim dramalarımı bıraktım. Bu bir mola mı terk ediş mi bilemiyorum henüz, bıraktım belki ama So Ji'nin o güzel ellerine bakmayı asla bırakmadım. ♥♥~


İleride dramalarıma geri döner miyim, onlarla tekrar bir aşk yaşar mıyız bilemiyorum, karar vermedim henüz. Marmalade Boy izliyorum bu ara... Müziğin de animenin de, hatta filmlerin de eskilerini seven biriyim ben. 80'ler ve 90'lar benim en büyük hazinem. Yaşımın getirisi mi yoksa eskilerie duyulan özlemimin getirisi mi bilmiyorum ama anime aşklarını seviyorum ben. O dönemdeki filmlerin romantik çiftlerini, eğlenceli dostluklarını da... Bir ''Pretty Woman'' masalını izlemenin keyfini hiçbir şeye değişemem gibi geliyor bana. Evet, bir 'fairytale' hikayesini tercih ediyorum, ''Gerçekçiliğin nerde saklı Squ?'' diyorum kendi kendime, bazen de masal gerek bu kocaman kıza, diyorum ve animelerime geri dönüyorum. Onların şapşalsı aşklarını, masum dostluklarını ve çocuksu aptallıklarını izlemek keyif veriyor bana, yeri geliyor özendiriyor elbet ama izleyip de gerçek dünyama dönmeyi başaranlardanım, anime ya da o drama dünyasının büyülü evreninde sıkışıp kalanlardan olmadım hiçbir zaman, olmaya da niyetlenmedim hiç. Şapşal şapşal ekrana takılı kalıp da bu dünyanın erkeklerinden düşleyen o masal kızlarının dışında kalanlardan oldum hep. Oldum evet ama yine de bir samuraya hayır diyemem ya da bir Gilgamesh gibisine... *sigh*


Uzun süre olmuş bu dünyaya uğramayalı. :'( Bu zindanın karanlığına ışık getiren kapıyı açmayalı... Tartarus olsa da tıkılıp kalmayı seviyorum bu zindanımın karanlığında. Belki de hükmedebildiğim tek dünyam diye, kim bilir...? O ritimleri hissedebilmek adına yazmasam da birçok kez kapısına kadar gelip içeriye göz atmadan çekip gittiğim oluyor. Uzun süre oldu bu karanlığı hissetmeyeli, o kapıdan içeri adım atmayalı... Uzun olmasına rağmen ritimlerimde bir değişiklik yaşamadığım, fark edebiliyorum kolayca. :) Bazen mola vermek iyi gelir bünyeme; yorulduğun, yazmak için düşünüp durduğun, yazmak isteyip de uzak durmayı istediğin zamanın sözlük karşılığı bu...  Animelerimden bahsedesim var yine, kendimden daha fazla onlara değinesim. Aslında hayatıma dair yazabileceğim çok şey gizli ama bu kez Squ'nun Tartarusu'nda değil, Squ'nun kendi bünyesinde. Yazma konusunda da çizgi dünyasını tercih edesim var, kendimden daha çok çizgi dünyamı, hayallerimdeki samuraylarımdan, zindanımın karanlıklarına gömdüğüm o isimlerden... Biliyorum, bu kez bu saklambaç oynunu çok uzattım ama arada oyun oynamak benim de hakkım değil mi? Hem de her yıl biraz daha büyüyor oluşuma rağmen...

Şu resim karesinde yer alanlardan biri olmak için neler yapmazdım, hatta şu kuşlara uzanan hatunun yerine..
 
 
 


0 yorum:

Yorum Gönder