26 Ağustos 2016 Cuma | By: Squaw

Adam & Eve Hikayesi Hiç Bu Kadar Güzel Olmamıştı: Kagen no Tsuki



Son günlerde Ai Yazawa ve Adachi mangalarından bana hitap edebilecek olanları okuma kararı vermiştim. İlk olarak da animelerini izleyip beğendiğim yapımların mangalarından gideyim dedim ama Nana'yı zaten yıllar önce okumuştum. Yarım kalmışlığına rağmen hala da favorilerimden çıkaramadığım bir isim olmuştu. Animesini büyük bir zevkle izlemişken mangasını da aynı iştahla okudum. Yazawa'nın eserlerine ait olan tüm serileri tamamlamış bulunmaktayım ama serilere uyarlanmamış çok iyi mangaları da olduğunu belirtmek isterim. Onun için de okudukça kendini bana sevdiren Kagen no Tsuki isimli bu mangaya değinesim var. Yazawa severler olarak hastalığından hepimiz haberiz ki Nana gibi bir güzelliğin yarım kalması bizim en büyük isyanımız olsa gerek. Umarım bir an önce Nana'yı tamamlanmış olarak görmek nasip olur. Neyse, şimdi konumuz Nana değil, Kagen no Tsuki isimli Yazawa imzalı diğer bir güzellik.

 

Melankolik havaya sahip mangaları pek tercih ettiğim söylenemez aslında, dramatik olanlardan da son zamanlarda kaçmaya özen gösteriyorum ama hepimizin bildiği üzere çoğu yapım da dramsız olmuyor sanki. İşte bu noktada da Kagen no Tsuki'nin o melankolik havasının nasıl da güzel olduğundan bahsedesim var. Bu havaya sahip olan isimlerden MARS mangası aşırı keyif alarak okuduğum bir isimdi ki manga haneme bir yenisi eklense dahi aklımdan çıkaramadıklarımdan biri olmuştur kendisi. Arka plandan gelen karakter hikayeleri öylesine dramatik yaşanılanlar öylesine melankolikti ki yazarı karakterlerin çekiciliği ve çiftimizin aşkını öyle güzel bir şekilde aktarmayı seçmiş ki okurken o dramatiklik sizi boğmuyor, aksine sizi kendine daha da çok çekiyordu tıpkı Kagen no Tsuki gibi. Kagen no Tsuki diyorduk; gel gitleri yaşatmak Yazawa'nın en çok sevdiği şey aslında, gel git derken aşık karakterlerin duyguları konusunda yaşadığı kararsızlığın getirisi hislerden bahsetmiyorum ya da karakterlerin iç dünyasından. Birbirine bağlı olup da birbirinden kopuk birkaç hayatı birbiriyle harmanlayışının izleyiciye geçmiş ve gelecek şeklinde aktarılması bahsettiğim. Benim gözümde Yazawa bunu başarılı şekilde bize aktarabilen nadir isimlerden biri. Çok manga deneyiyim yok elbette ama okuduğum birkaç isim için bu konuda en iyi diyebileceğim tek isim.


Kagen no Tsuki birkaç karakterin, sürpriz şekilde birbiriyle karşılaşmaları sonucu hayatlarının ortak noktasında buluştuğu anları içeren bir isim. Ortaokul grubumuz olan muhteşem dörtlü diye tabir edebileceğimiz sevilesi karakterlerimiz Hotaru, Tetsu, Sae ve Masaki başlarda birbirinden kopuk kişilerdir. Daha doğrusu Sae ve Hotaru güzel bir dostluğa sahipken diğerleriyle bir bağlantıları olmadan okul hayatlarını sürdürmektedir. Birbirleriyle bağlantıları vardır aslında ama adına 'arkadaşlık' diyebileceğimiz türde bir ilişkiye sahip değillerdir. Hotaru kayıp kedisini ararken bir trafik kazası geçirir ve hastanede kaldığı süre boyunca sürekli rüyasında kedisini bulduğunu görür. Bu rüyalarında ise karşısına hep liseli bir kız çıkmaktadır. Buna anlam verememiş olan Hotaru iyileşip hastaneden taburcu olur ve kedisi Lulu hala kayıptır. Evde olduğu günlerin birinde, kedisinin bir malikaneye doğru gittiğini gördüğünü sanan Hotaru onu takip eder ve bu bakımsız olan malikaneye kedisini bulmak ümidiyle izinsiz bir giriş yapar. İçeriye girdiğinde onu bir sürpriz beklemektedir, karşısında duran kız rüyalarında gördüğü Mizuki'den başkası değildir. Mizuki hafızasını kaybetmiş şekildedir, hiçbir şey hatırlamamakta sadece Adam diye isimlendirdiği birini sorup durmaktadır. Kendi adını da hatırlayamadığı ve Adam'dan Hotaru'ya bahsettiği için Hotaru ona Eva adını koyar. Eva ve Hotaru, Hotaru'nun eve birkaç gelip gitmesiyle arkadaşlık kurmaya başlarlar. Aslında Hotaru, Mizuki'nin yalnızlığına fazlasıyla üzülmüş onu yalnız bırakmama kararı almıştır, bu da ikili arasında bir arkadaşlığın doğmasına neden olmuştur. Hotaru'ya iyice alışan Eva, Hotaru'dan bir ricada bulunur; ona Adam'ı bulması için yardımcı olmasını.


Hotaru bu arkadaşlığını gizli tutmamaya karar verir çünkü Eva'nın ricasını kabul etmiştir ve Adam'ı arama işlerine koyulmaya başlayacaktır, bunu da tek başına yapacak gücü yoktur elbette. Bu noktada, ilk danışacağı kişi de Sae olur. Sae yanında Tetsu ve Masaki de bir şekilde bu arama ekibine dahil olmuştur. Artık iş bu dörtlünün elindedir ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir, daha derin izler taşıyan bir hikayeye çekilmeye başlamışlardır. Nereden başlayacaklarına karar veremeyen dörtlümüz ilk olarak Adam'ın kimliğini bulmaya çalışacaktır. Nitekim bu hiç de kolay olmayacaktır çünkü ellerindeki başlangıç için yardımcı olacak tek iz Mizuki'nin piyano ile onlara dinlettiği bir şarkıdan başka bir şey değildir. Aslında en büyük ipucudur çünkü Adam bir şarkcıdır fakat İngiliz olan Adam hakkında Japonya'da bulabilecekleri çok ipucu da yoktur. Aslında çoktur ama yanlış tarihlerde yanlış insanların arasında aramaya başlandığı için bu zorlu bir yolcuk olacaktır. Dörtlümüz bu yolculukları sırasında sadece Adam'ın hayatına ulaşmayacaklardır, birbirinden ayrı hayatlara ulaşacak, Adam'ın zamanında yaşadığı drama tanıklık edecek, Mizuki'nin de neden o yalnızlığa gömüldüğünü öğreneceklerdir. Bunun yanında birkaç hayata daha değineceklerdir. Finale doğru yaklaştıkça da o melankolik havanın hakim olduğu bu güzel dünyada bize getirilen finalin süprizleriyle yolculuklarını tamamlayacaklardır. Böylece bizi de bizden alan o hikayesiyle güzel bir noktalanış sunacaktır.



Yazawa tarzını bilenlerimizin aksine bizi bu kez biraz daha fantastik bir hikaye bekliyor. Yazawa aslında daha çok hayatın içinden karakterler seçen bir usta ve onların fantastik dünyadan uzak hayatlarını ele alan bir isim ama bu kez fantastikliğiyle bizi büyülemeyi seçmiş sanki. İyi de etmiş. Ben, bu mangada en çok hangi karakteri sevdiğime hala karar verebilmiş değilim ama sanırım favorim Adam. Bu Yazawa, aşk adamlarını çok güzel tasarlıyor sanki. Belki bir Ren (NANA) havasına sahip değil ya da bir George (Paradise Kiss), hatta bir Akira (Tenshi Nanka ja Nai) da değil ama Adam da sevilesi olanlardan. Ren'in hüznü ona nasıl güzel yakışıyorsa Adam'ın o hüznü de gözardı edilemez asla. Biliyorum Ren bir başkaydı, George da, Akira da öyle ama Adam da kesinlikle çok farklı. Öyle sevilesi öylesine çekici öylesine aşk dolu... Kim ne derse, isterse Nana için çok pembevarimsi isterse saçma aşklar animesi denilsin, ordaki bir Ren'i kimse unutmamıştır ya da Nobu'yu... Bu mangada da Adam nasıl unutulsun ki?! Hele de o güzel tasarımı ve grupça salındıkları çekici anlarıyla bizi sunuluşlarını. Şimdi hatırlıyorum da o sahneyi kaç kez geri alıp alıp inceledim bilmiyorum, sayamadım. :D


Ai Yazawa yine yapmış yapacağını. Hüzünlendiğim sahneler olmadı değil, yeri geldiğinde ağlama noktasına geldim. Hatta ağlamış da olabilirim. (Çok sulu göz olduğumu itiraf etmem lazım. T_T ) Beni en çok Adam'ın hayatı etkiledi, onun yanında tüm karakterlerin hayatları etkileyici ve sevilesiydi elbette ama dedim ya Adam farklıydı. Yine bir müzik temasına sahip, yine ortada değinilen çekici grup üyelerine sahip olan bir müzik grubu var ama konu bir müzik etiketinden dönmüyor. Bu kez farklı, Eva'nın hayatının detayları var bu kez, Adam'ın geçmişi, Hotaru'nun hayatı, çok ayrıntıya girilmeden anlatılan Sae, Tetsu ve Masaki'nin hayatları, bakımsız bu malikanenin sahiplerinin hayatları, Hotaru'nun rüyalarının sırrı. Adam ile Eva'nın karşılaşma hikayesi, onun yanında Eva'nın neden Adam'ı beklediği, Adam'ın ise neden bir türlü gelmediği...

 

Belki de çok farklı boyutlarda olmayan bir hikayeyi saklıyor Kagen no Tsuki, belki de çok aşina olduğumuz bir aşk hikayesi ya da ummayacağımız bir melankoli. Hepsi en sade ya da en bilinen şekliyle önümüze getirilmiş olabilir ama ben bu dünyanın çok da kenara itilemeyeceğini düşünüyorum. Aslında hiç de bildiğimiz bir dünya değil, karakterlerin süslediği sevilesi bir dünya. Belki tahmin edebileceğimiz bir gidişata sahip ama önemli olanın bu olmadığına inanıyorum. O gidişattan ziyade bize getirilip sunulan o hikayenin güzelliği ile karakterlerin hayatları, bunun yanında da geçmiş ile bugünün buluşması. Mangayı okurken hep o aradıkları şarkının ezgilerini duyabilme isteğim vardı. Nasıl ki NANA o muhteşem müzikleriyle bir bütünse Kagen no Tsuki'nin de bu sihre sahip olacağını düşündüm bir an. Onu da muhteşem müziklerle çevrili bir anime serisi gibi hayal ettim hep mangayı okuduğum süreçte. Hatta hayalden öte masum bir okurun nice dileklerinden birisiydi belki de. Dileğim gerçekleşir mi gerçekleşmez mi bilmiyorum ama ben bu mangayı sevdim. Bugünlerde diğer bir Yazawa şaheseri olan Tenshi Nanka ja Nai okurken, bu güzellikle de bir gün bir anime serisi olarak yeniden karşılaşmayı ve o karakterleri bir kez de anime dünyasında hissedebilmeyi diliyorum. Belki bir gün bu dileğim kabul olur, kim bilir. ;)
 

0 yorum:

Yorum Gönder