30 Eylül 2016 Cuma | By: Squaw

Akira İçin Bir Melek Olmayı Dileyebilmek; TenNai - I'm Not An Angel



Yazawa eserlerinden giderken sıcağı sıcağına Tenshi Nanka ja Nai da okuyup aradan çıkarayım dedim. Aslında araya başka mangalar sıkıştırsam da Yazawa esintisine kapıldığımı itiraf etmem lazım. Şimdi düşündüm de bu ara okuduğum mangalar arasında daha çok sevdiğim konusunda tercih yapamayacağım o kadar çok yapım tamamladım ki. Hangi birinin adını versem bir diğeri gönlümde öksüz kalacakmış gibi hissediyorum. Sanırım son birkaç aydır iyi seçimler yaptığım gerçeğini gözardı edemeyeceğim. :D Shoujoya olan açlığımın getirisi olarak mangalara saldırdığım doğrudur. Belki de iyi yapmışımdır, kim bilir. Gerçi gönlüm hala animeden yana olsa da mangaların da güzel bir dünya olduğu gerçeğini kabul etmem lazım. ;)

 

Yazawa'yı okudukça her mangakanın yaptığı el alışkanlığını taşıdığını fark eder oldum. Karakterleri arasında bazen aşırı benzerlikler fark edebiliyorsunuz ki bazı karakterleri gerçekten birbirine bağı olan isimler. Mesela Paradise Kiss izlemeden/okumadan önce Gokinjo Monogatari ile tanışılması gerektiğini öğrendim çünkü bu iki ismin bağlantısını gördüğümde araştırayım dedim ve gördüm ki Paradise Kiss'ten birkaç karakterin Gokinjo Monogatari'den karakterlerle baya bir bağı varmış. Acemiliğimize denk geldi diyelim artık. :) Gokinjo Monogatari izlerken de ana karakterlerden birinin Ken isimli birine benzetildiği sahnelerle sıkça karşı karşıya gelince, daha doğrusu çevirmen notunda, 'Tenshi Nanka ja Nai isimli yapımdan Ken karakteri' görünce bu mangayı araştırayım dedim ve konusu hoşuma gidince okumam gerek diye düşündüm, eee bir de sevdiğim ellerden çıkınca okumak şart oldu elbette. Başlayınca akıp gidiveren bir konuya sahip aslında, okudukça okuyası geliyor insanın ve o muhteşem finale ulaşmak için can atıyor. Çoğu okurun yaşadığı bir histir belki, bazısının da uzak kaldığı ama benim cümlemin başındaki bahsettiğim okurlardan bir farkım yoktu. Yazawa her defasında aşkı ve dostluğu ele almak istese de her yeni yapımında farklı bir şey denemek istemiş sanırım, ya da bize sunmak istediği hikayeyin havasını devamlı değiştirmek istemiş çünkü her ne kadar bu ikisine ağırlık verse de okuduğum/izlediğim her yeni yapımında, atmosferin bazılarında ortak yönleri olsa da devamlı değişkenlik gösterdiğini fark ettim. Çoğunda modayı ya da müziği eksik etmemiş ama o atmosferin farklılığıyla her ne kadar karakter çizimleri çok benzese de bizi farklı ortamlara götürmeyi başarabilmiş. Bu kez ne bir moda okulundaydık ne de bir müzik grubunun ortasında. Elbette yine bir sanatsever karakter tasarlamayı ihmal etmemiş ama bu kez tam bir liseliydik. Liseye dair ne varsa diğer animelerde/mangalarda izlediğimiz veya okuduğumuz çoğu şeyi sunmuş Yazawa. Çok da iyi etmiş çünkü yine beni tam on ikiden vurmayı başarabildi. Bir shoujoda istediğim ne varsa gerisin geri sunmuş.

 


Tenshi Nanka ja Nai beşli bir liseli grubun hikayesi gibi gözükse de aslında zamanla eklenen karakterlerin ekseninde dönen bir hikayeye sahip. Bu ana karakterimiz olan beşliye eklenen diğer öğrenciler, öğretmenler ve okul dışındaki karakterlerle birlikte daha zengin bir hikayeye bizi götürmüş Yazawa. Okulun öğrenci konseyinin başlangıcını oluşturduğu bir hikayesi var aslında. Bildiğimiz shoujo karakterlerin süslediği bir konseyle bizi karşılasa da daha sonraları işin aslının öyle olmadığını gösteren bir gidişata sahip. Bu hikayenin merkezinde olan Midori'nin ortaya çıkışı belki de her şeyi körükleyen şey. Midori hastalığı nedeniyle tatilinin bitişinden sonra okula ancak üç gün sonra başlayabilmiştir ve bu yokuluğunda arkadaşları ona güzel bir sürpriz hazırlamıştır. Midori'den habersiz onu öğrenci konseyine aday göstermişlerdir. Okul yeni kurulduğu için aslında bu durum da ilk kez olacak bir etkinliktir. Yani seçilecek olan öğrenciler bu yeni kurulmuş okulun tarihine de ilk öğrenci konseyi olarak adlarını yazdırmış olacaklardır. Adaylar kendilerini hazır etmiş ve seçim konuşması için cümlelerini hazırlamışlar ve tüm okul önünde de bu konuşmayı yapacakları gün gelmiştir. Bu tarihi an sadece konuşmayla akıllarda yer edinmez, Midori'nin sakarlığı ile akıllarda yer edinecek bir gün olmaya ramak kala Midori hayatının prensi sayesinde, bugünü o komik anla akıllara kazımak yerine güzel bir gün olarak ekler. Tahmin edeceğimiz üzere oylama sonucu Midori de bu konseye seçilir; Midori başkan yardımcısıdır, başkanımız ise o yakışıklı prensimiz Akira'dan başkası değildir. Prens dediğime bakmayın siz, aslında Akira aksi mi aksi biridir ve çevresindekilere karşı göstermiş olduğu kaba tavırlar ile itici bir konsey başkanı olmaktan öteye gidemez. Asıl kızlarımızın gönlünü çalan kişi Takagawa-man'dir. Nasıl çalmasın? Kibarlığı ve sevimliliği ile, hele de o kızların içini ısıtan gülümseyişi, bir 'killing smile' oluşu ile tüm kızları kendine hayran bırakan biridir ve konseyde o da yerini alır. Buna ise en çok sevinen kişi, yani konsey elemanlarından biri olan Mamirin'den başkası olamaz. Eh bir de Bunta-chan eklenince 5 kişilik ekibimiz de tamamlanmış olur. Onları bir yandan eğlenecekleri bir iş ve okul yılı beklerken, diğer yandan da zorlu bir öğrenci konseyi beklemektedir çünkü rol model alacakları bir konsey yoktur. Ne de olsa yeni kurulmuş bir okulun ilk öğrenci konseyi onlar olacaktır.
 
 
 
 
Daha önce tanışan karakterlerimiz yanında, birbirlerini ilk kez gören karakterlerle birlikte ekibimizi heyecanlı ve bir o kadar da eğlenceli okul yılları beklemektedir. Zamanla gelişen dostluklar yanında oluşan ilk aşklar da kendini su yüzüne çıkaracak ve derinleştikçe de hüzünlü hikayelere götürecektir. Ana karakterlerimizin söylemesem de aşk yaşayacağı aşikar, zira Midori'nin gönlünde zaten Akira en başından yatmaktadır çünkü Midori Akira'yı yağmurlu bir günde bir kedi yavrusuyla ilgilenirken gördüğü an ondan hoşlanmaya başlamıştır bile. Sadece onun kim olduğunu bilmediği için Akira'ya ulaşamamıştır fakat şans Midori'den yanadır çünkü okul saatlerinde, dersler dışında zamanlarını hep birlikte geçireceklerdir artık. Zamanla gelişen ekibin dostluğu sayesinde vakitlerini sadece okul saatleri içersinde sınırlamazlar. Okul dışı aktiviteleri de birlikte yapmaya başlayan ekibimiz gittikçe yakınlaşmaktadır. Aslında bu onlara güzel dostluklar ve anılar getiriyorken madalyonun öteki yüzünü de sunmayı ihmal etmez. Arkadaşlıklar derinleştikçe aşklar da daha güçlenmekte, bunun getirisi olarak da ortak olunan geçmişlerle hüzünlü anlara da okuyucularını çekmekten geri kalmazlar. Manga sadece bu beşliyi kapsamamakta elbette, bir şekilde bağlantılı olunan karakterlerle ve üst sınıfa geçmekle yeni gelen öğrencilerin varlığıyla Yazawa bizi başka bir karakter zenginliğini ortasına bırakıverir ki bildiğimiz üzere Yazawa'nın en iyi yaptığı şeylerden biridir bu. Yan karakterleriyle bile izleyicisinde/okurunda derin izler bırakır. Hiroki Sensei'den Masashi'sine, Ken'inden chibimiz Hiroki'sine, Shino-chan'ından Seven'ına kadar hikayemize ortak olan her yeni karakterde konu sizi kendine daha da çekmeye başlayacaktır. Bununla gelen dostlukların da artmasıyla daha zengin bir hikaye esintisi gelip bizi içine çekiverir. Yine o muhteşem Yazawa diliyle çekiciliğinden hiçbir an bir şey kaybetmeyen TenNai - I'm Not an Angel hiç bitmesini istemeyeceğiniz bir hikaye olup çıkar.
 



Samimi bir hikaye arıyorsanız eğer TenNai - I'm Not an Angel yapacağınız en güzel seçimlerden birisi olabilir. Okudukça okuyasım gelen nadir mangalarımdan birisi oldu. Karakterlerin arka planda gelen hikayeleri ise hiç kuşkusuz tam bir Yazawa tarzı. Elbette ne bir NANA dramına sahip ne de bir Kagen no Tsuki dramına fakat en az onlar kadar etkileyici. Komedi unsurlarından taviz vermediği bir yapım aslında, benim gibi parodileri merakından başka bir nedenden dolayı izlemeyen birisi için biçilmiş bir kaftan. Komedi kategorisine alınmayacak bir manga elbette ama araya sıkıştırılan mizahi replikler ve sahneler bu ismin tatlı tarafıydı diyebilirim.


(Komedi içeren bir sahne değil ama şöylesi sevimli repliklerin, daha doğrusu Midori'nin düşüncelerinin yüzünüzde güzel bir tebessüm bıraktığı gerçeğine değinmeden geçip gidesim yok pek. )
 
 
 
 

Tuzlu tarafı her Yazawa izi gibi ağır basıyordu aslında ama ağır dramdan uzak o efsanevi anlatım tarzıyla aktarışı var ya, işte tam on ikiden vuruyordu. Bir tarafı sevimli bir güzellik sunarken bir yanı acıtıyordu bazen ama korkmayın sakın, bu acıtan anlar öylesine ustaca sunulmuş ki kesinlikle ama kesinlikle üzmüyor. Tamam kabul, üzebiliyor ama çok da acıtmıyor. Aksine meraklandırıyor, meraklandırdıkça da mangayı bir çırpıda tamamlama isteğiyle dolup taşmanızı sağlıyor. Benim gibi 'utangaç kızın popüler & okulun en yakışıklı erkeğini' kaptığı shoujolardan (bunu da bu ara dilime dolamış gibi oldum ama neyse artık :P :D) bayım bayıldıysanız eğer TenNai - I'm Not an Angel tam sizlik. Midori kendine aşırı güvenen bir karakter değil, lakin eğlenceli ve yeri geldiğinde çok gürültücü biri olup çıkabiliyor ama bu ona öylesine güzel bir sevimlilik katıyor ki Akira'nın ona doğru niye çekildiğini anlamamak hiç de zor olmuyor. Ha bir de, iz bırakan sakarlıklıklarını da unutmamak lazım. :D Onun yanında çekingenliğine rağmen (aşkından bu nedenle uzak durmuyor elbette) inandığı ve 5 yıldır asla vazgeçmediği aşkından bir an bile şüphe duymamış olan Mamirin'in bu yapımdaki varlığı en güzel şeylerden birisi.
 
 
 

 
 
Hepsinden öte o bilindik aşina shoujo erkeklerinden (okulun bütün kızlarının peşinden koştuğu popüler erkek) uzak hüzün dolu bir Akira. Oysa ki herkesin gönlünde bir Takgawa-man yatar, hepimiz biliyoruz ama Akira da sürpriz bir şekilde -sıkça- gösterdiği sevecenliği ile Takagawa-man'den aşağı kalmıyor. Aslında hepsinden önemlisi de ne istediğini bilen (özellikle de aşk konusunda) karakterlerle dolup taşması TenNai - I'm Not an Angel ismini benim gönlümde zirveye oturtan şey. Gel git değil belki ama belli nedenlerden dolayı vazgeçmeye ramak kalınan aşkları olsa da genelinde inandıkları şeyi en başından en sonuna kadar götüren karakterlere sahip olması bu ismin en güzel yanı. Hal böyle olunca da bana, ''Alın size güzel bir keyiflik.'' demekten başka bir şey düşmüyor.
 
 
 
 
Çizimlerine pek değinesim yok. Zira Yazawa'nın en az bir yapmıyla tanışmışsanız eğer aşina olduğunuz çizim tarzıyla karşı karşıya kalacağınız bir gerçek. Benim için hiç de itici bir tarz değil, zira ben hikayenin güzelliğinde kaybolup gitmişken çizimleri kim takar? ;) Hikayede de Yazawa izleriyle sıkça karşılaşmak mümkün ama varsın olsun, zaten bu, tüm mangakaların özelliği değil mi? Bunlara değinmek yerine dediğim gibi hikayeye değinmek lazım ki onu zaten çoktan yaptım. Anlatım diline de değinmişken sadece finaline dair bir şeyler karalamak kalmış sanırım. Eh böylesi güzel bir hikayeye de ancak o muhteşem final yakışırdı zaten. Finale gelirken bir çırpıda okuyup neler olup bittiğini görmek için bitirme isteğiyle dolan ben finale bir adım kala gıdım gıdım okumak isteğiyle dolup taştım. Öyle yaptım çünkü bitmesin istedim. Benim de böyle saçmalıklarım var işte. :P Bitirirken böylesi güzel bir hikayeye yakışan o finali içime sindire sindire okudum ki uzun süre aklımdan çıksın istemedim. Elbette çoğu yeri unutulacak ama varsın olsun. Sonuçta ben böylesi bir güzellikle tanışmış oldum. Kagen no Tsuki gibi bu ismi de bir gün bir anime olarak görmeyi ister bu bünye ama şimdilik sadece dilek olmaktan başka bir şey gibi gözükmüyor. Anime olur mu olmaz mı bilinmez ama Yazawa yine yapmış yapacağını ve bize bir güzellik daha sunmuş. Girişiyle, karakterleriyle, hikayesiyle ve o bitişiyle en güzel isimlerden birisi olup çıkmış TenNai - I'm Not an Angel. Unutulmayacak cümlelerin sıralanışıyla ise akıllarda yer edinmesini sağlamış, ha bir de Ken'in o şarkısıyla. Eh tüm bu saydıklarım bir mangayı okumak için yetmez mi? Yeter de artar bile. ;) 
 
 
 
 
 
Biliyorum manga ile alakası yok ama şu güzel NANA şarkılarından biri eşliğinde böylesi hoş bir mangayı okumak gibisi yok.
 
 
 

0 yorum:

Yorum Gönder