13 Eylül 2016 Salı | By: Squaw

Hâlâ Masallarla Büyüyor Olmak; Last Cinderella


''Hayat bir peri masalı değildir. Eğer bir gece yarısı ayakkabılarını kaybediyorsan, kesin sarhoşsundur.''

Sanırım bu sözler zamanında Sakura için sarf edilmiş. Kim bir Prens kaybetmiş ki Sakura bulsun? Sakura bir Cinderella olabilir belki ama Hiroto kesinlikle ama kesinlikle bir Prens değil. Hal böyle olunca da işin sonu nereye varıyor siz düşünün. Yine de siz böle dediğime bakmayın, Hiroto belki bir Prens değil ama bu dizinin olmazsa olmazlarından. Bir Külkedisi hikayesi için biraz fazla belki de. Ya da tam tadında, Sakura'yı onsuz, onu da Sakura'sız düşünemiyorum galiba. Ha bir de bu hikaye sadece Cinderella ve Prens için yaratılmış diyorsanız işte asıl orda yanılıyorsunuz demektir. Hikaye bir zengin oğlan fakir kız hikayesi diye düşünüyorsanız da en büyük falsoyu vermiş demeksinizdir. Çünkü bu ikilinin yanında, bambaşka dünyalar da sizi bekliyor, bilginize. O dünyalar yanında zengin bir erkeğin fakir kızın peşinde koştuğu rüyalardan da uzakta. İşinde başarılı bir kuaför olan ve terfi bekleyen Sakura, ailevi sorunlarından dolayı evden ayrılmış olan akrobasi bisiklet yarışçısı Hiroto, yetiştiği kuaför salonuna yıllar sonra geriş dönüş yapan Tachibana, küçüklüğünde yaşadıklarından dolayı yıllardır kapanık olan ama bu kapanıklığını asiliğiyle örtmeyi başarmış Chiyoko, olgunlar takımı olan üçlü hatunlarımızdan en neşelisi Shima ve en taşı :P ile kocasıyla bu takımı tamamlayan Miki. Bu karakter bolluğunun yanında bize yapımcıların sunmuş olduğu kuaför ve takıldıkları arkadaşlarının mekanının boşluğunu dolduran yan karakterler bolluğu. Bir izleyici daha ne kadarını isteyebilir ki? İstemesin zaten, bundan fazlası yüzsüklük olur. :D


40'ına merdiven dayamış olan Sakura işinde gerçek anlamda başarılı olan bir kuafördür, müşteriyleriyle olan iletişimi yanında iş arkadaşlarıyla fazlasıyla iyi geçinmekte, hatta yeri geldiğinde patron ve çalışan statüsünden çok ama çok uzaklara gitmektedir. Bu arada Sakura çalıştığı kuaför salonunda (hem erkek hem de kadın müşterilere sahip olan) terfi bekleyen bir müdür yardımcısıdır. Ha bunlara ek olarak sosyal hayatında da çok güzel dostluklara sahip olan bir bireydir. Hayatına bu açıdan bakıldığında pek eksiği yoktur aslında, daha doğrusu yok gibidir ama her insanın doğasının değişmezlerinden olan 'aşk' belki de Sakura'nın en büyük eksikliklerindendir çünkü son ilişkisinin üzerinden fazlasıyla zaman geçmiş, nasl aşık olunacağını unutmuştur bile. Bu nedenle de kendini işine adamış bir kadındır. Çok eski arkadaşı, aynı zamanda da meslektaşı olan Tachibana uzun zaman sonra ayrıldığı bu mekana geri dönmüştür. Aslında ayrıldığı değil de aynı kuaförün başka bir şehirdeki zinciri olan kuaför salonunda mesleğine devam etmiştir ama artık geri dönme zamanı gelip çatmış, hatta geçmiştir bile. Sakura ile arkadaşlıkları bambaşka bir boyuttadır çünkü ikisi de birbirini kendi cinsinden biri gibi görüp zamanlarını neredeyse bu şekilde geçirmektedir. Bunun yanında birbirlerinin kusurlarını bile çekinmeden dile getiren arkadaşlardır onlar. İyi anlaştıkları su götürmez bir gerçektir ama birbirilerini iğnelemek ve birbirlerine alaycı laflar sokmak söz konusu olduğunda da bu ikilinin üzerine yoktur çünkü bu ikisinin de en büyük hobisidir. Dışarıdan birbirine gıcık olmuş ya da mecburi arkadaşlık ediyormuş gibi görünseler de ikisi birbirinin en zor zamanlarında hep yanlarında olmuşlardır. Bu da ikisinin ne kadar iyi bir arkadaş olduğunun kanıtıdır aslında. Bu noktada da çalışma hayatları ikisinin de düşündüğü, yani planladığı yolda devam etmektedir.



Sakura işi ve arkadaşları Shima & Miki ile çok mutlu bir hayat sürdürmektedir, işte hiç beklemediği aşk da hayatına bu noktada girecektir. Bir ayakkabının merdivende unutuluşu kimseyi bir 'Külkedisi' yapmaz, yapsa da bir kadını Külkedisi yapan Prens'ten başkası değildir belki de. Belki de hikayede Külkedisi ayakkabısını bilerek unutmuştur ama Sakura'nın nedeni bu değildir, olamaz da. O sadece kör kütük sarhoşluğunun başına açtığı bu sorunla baş başa kalmıştır, aslında sorundan daha çok belki de Sakura'nın hayatı boyunca yakalamış olduğu en büyük şanstır. Prensi bile hatırlayamayacak derecede sarhoş olan Sakura, Prensimiz Hiroto ile de böyle tanışır. Gittiği bir tanışma partisinde karşısına çıkan Hiroto yavaş yavaş Sakura'nın hayatına da yön vermeye başlar. Tek Sakura'nın mı? Hayır. Tachiba'nın, Chiyoko'nun, hatta yeri geldiğinde kendi babasının... Belki klasik bir Prens ve Külkedisi hikayesinden dönmüş bir hikaye diye düşünebilirsiniz ama aslında çok ötesinde çünkü karşınızda sizi karakteri ve güçlü kimliğiyle şaşırtacak bir Külkedisi beklemekte. Bir Külkedisi masalı gibi gözükse de arkasında bambaşka bir hikaye gizlemekte. Öyle ki yeri geldiğinde bu hikayeyi izlemek istemeyecek olsanız bile herkese kendini sevdiren o iyimser, yardımsever ve güçlü karakteriyle Sakura sizi de kendisine bağlayıverecek. Sadece bu özellikleriyle mi? Hayır, onun çılgın yönü benim bu dramada sevdiğim en güzel şeydi. Belki de beni bu diziye zımbalayan. ;)


Hikayeye bu açıdan baktığımızda nasıl da basit bir dramanın sizi beklediğini düşünüyorsunuz değil mi? Evet aslında basit de denilebilir ama o animelerin size verdiği sıcaklığa sahip bir drama, üç dişinin dostluğuna özene özene kalıp izleyebileceğiniz, hatta yeri geldiğinde kıskançlıktan kudurabileceğiniz bir arkadaşlık o. Sadece dostlukla sizi kendine bağlamayacağına emin olun. Ondan fazlasıyla gönlünüzde taht kurabilir. Komedisi ise bir romantik komediden ne kadar beklediğiniz şey varsa size fazlasıyla sunmuş. Duygusallığının da ondan aşağı kalır yanı yok. Romantizm de en güzel yerinde kalmış olanlardan. Cıvık cıvık aşklardan uzak, tadında bırakılmış bir heyecan saklıyor dizi. Tabii buna eğlenceli aşk yönünü de eklemeyi unutmayın. Kısacası güzel soslarla harmanlanmış bir aşk sizi bekliyor. Aşk yanında keyifli bölümler, özenilesi dostluklar veeeee en önemlisi de bir yapımda olgunluk arayanların arayıp da bulamayacağı güzellikler. Çocuksu saçmalıklardan arındırılımış bir isim Last Cinderella. Ha bu noktada fazlasını da beklemeyin derim ama dedim ya, her şey tadında. Belki de diziyi benim gözümde güzel yapan yönü bu. Beklediğimi bana sunan hatta yeri geldiğinde fazlasıyla beni keyiflendiren. Komedisinin beni kalbimden vurduğu gerçeği var bir de. Öyle kolay kolay komedi seven bir izleyici olmadım hiç. Zira sırf komedi kokan yapımlardan kaçan biriyim ben. Ee bu noktada Last Cinderella'nın o yönünü de dile getirmekten kendimi alıkoyamadım.



Finaline gelirsek belki de beklediğiniz, tahmin edebileceğiniz bir sonlanışa sahip ama olsun, bir tek bu nedenden dolayı vazgeçilmemesi gereken bir isim olduğunu iddia edebilirim. Ne finaller gördük ama bu seriye de böylesi bir final yakışaz mı? Ha final demişken nerden aklıma geldiyse müziklerini de yabana atmayalım derim. Her sahneye oturtulmuş o ezgilerin güzelliği ve kendine has havasına yakışan o şarkıları. Bir izleyici olarak daha ne isteyebilirim ki? Ha drama dünyasına geri döner miyim bilmiyorum ama eğer bir yerlerde başka bir Sakura ve Hiroto varsa neden olmasın? Aslında Last Cinderella demeliyim çünkü bu dizi tüm karakterleriyle güzelliğini koruyor. Sakura'nın hakkını yememek lazım, dizinin en öenemli taşı kendisi ve bu kimliği üstlenen kadın oyuncu da görevini layığıyla yerini getirmiş. Belki de diziyi tek başına götürüyordu. Öyle kendimi kaptırmışım ki neyin ne olduğunu en ince ayrıntılarıyla fark edememiş olabilirim. Ama olsun, bu dizi ince ince en ince detaylarıyla kendini işlercesine bünyeme kazıdıysa gerisinin ne önemi var? Kısacası peri masallarını sevenlerdeniz kaçırmayın derim, sevmeyenlerdenseniz de kaçırmayın derim. İster peri masalları dünyasında gezen biri olun ister olmayın, nerdesiniz bilmiyorum ama bence bu Hiroto ve Sakura dünyasında gezinin derim. ;)


0 yorum:

Yorum Gönder