12 Mart 2017 Pazar | By: Squaw

''Go'' Oyununa Başlatacak Kadar Sevilesi Olan Sai'yi İzlemeden Geçip Gitmeyin: Hikaru no Go



Japonların geleneksel oyunlarına ait olan serilerden sevdiklerim nadirdir aslında çünkü karakter bolluğu veya renklerin ahengi dışında işleniş açısından aşamadıkları bazı zorlukları olduğunu düşünmüşümdür hep. Zira o heyecanı sürdürmekte pek de başarılı olanı yok bence. Yer yer sıkıldığım oyun animeleri olduğunu bu noktada hatırlatmak lazım ama Hikaru no Go bu noktada ayrılıyor işte. Belki fantastik özelliği bu seriyi diğer oyun animelerinden ayıran en büyük artısı, kim bilir. Hatta bir oyun animesi ile fantastik temaların birleştiği en iyi yapımdı diyebilirim. Seriyi izleyeli birkaç yıl oldu, lakin yine de aklıma yer edindiğini söylemem lazım. Nasıl edinmesin ki? O rakip koltuğunda oturan karakterlerin güzelliği, ana karakterlerin renkliliği, Sai ile Hikaru'nun komedi sahneleri, turnuvalar sırasında seyircisine en güzel haliyle aktarılmış olan heyecanlı anlar ama hepsinden öte o Sai'nin dünyası. Sai yeri geldiğinde sizi sevimliliği ile güldürebiliyorken, güldürürken sevimlilikten öldürebiliyorken, yeri geldiğinde de o ciddi halleriyle de öylesine sizi etkileyebiliyor işte. Bu da tahmin edebileceğiniz üzere Go sevdasıyla buluştuğu anlarda gelip sizi tam on ikiden vuruyor. Sai bir hayalet belki ama duygularını çok güzel yansıtabilmiş, hele de duygusal hallerinin değişimindeki karakter tasarımlarıyla beni benden alan bir isim olduğunu belirtmem lazım. Chibi tarzı çizimler çok aşırı hayranlık beslediğim bir şey değil ama işte söz konusu kişi Sai olunca ben onu chibi çizimleriyle gördükçe içimin yağlarının eridiğini bilirim. Ha söz konusu ciddi Sai tasarımlarıysa işte orda akan sular dursun münkünse, yoksa ben durdurabilirim. ;)



Bu noktada, Tetsuo Kaga ve Shinichiro Isumi'yi de anıp hemen susuyorum. :P



Eh resimleri de ekledikten sonra konudan bahsedelim biraz. ;)


Ortaokul öğrencisi olan Hikaru Shindo 14 yaşının getirisi olan tüm özellikleri taşıyan, hepimizin aşina olduğu bir karakterdir aslında. Büyükbabası sayesinde geleneksel Japon oyunlarından biri olan Go oyunundan haberdar olsa da pek iyi bir oyuncu olduğu söylenemez. Dedesinin ise en büyük hobilerinden birisi Go oynamaktır. Hatta eski bir Go oyun tahtasına bile sahiptir. Hikaru, bir gün büyükbabasının eşyalarını karıştırırken eski bir Go oyun tahtası bulur ve çok kirli olduğunu düşündüğü bu tahtanın üzerindeki kan lekelerini temizlemeye kalkışır. Hayatının en iyi dönüm noktası mı yoksa en kötüsü mü olacağına o an karar vermez elbette ama gördüğü şey karşısında ilk vereceği tepki gün gibi aşikardır. Karşımızda aniden beliren bir hayalet karşısında hangimiz sakin kalabiliriz ki? İşte serimizin iki önemli ana karakteri olan Sai ve Hikaru'nun karşılaşması da böyle olur.



Hikaru'nun tahtayı temizlediği anda ortaya çıkan hayaletin adı Sai Fujiwara'dır. Sai, tarihte çok önemli bir konumda olan ve Go oyununu, bulunduğu dönemde en iyi şekilde bilenlerden biridir aslında. Dönemin imrapatorunun sahip olduğu iki Go öğretmeninden biri olan Sai Heian döneminden çıkıp gelmiş bir hayalettir. Sai'nin gelme amacı elbette bir gezi ya da Hikaru'yu korkutmak değildir. Yarım kalmış bir işi tamamlamak gibi görünen amaç aslında Sai'nin hayatındaki pişmanlıklarıyla orantılıdır diyebilirim. Sai, rakiplerinin kıskançlığının ekseninde sıkışıp kalmış ve kirli oyunlara maruz kalmış bir ustadır. Rakibi olan diğer Go öğretmeni Sai'yi saraydan attırmak istemektedir. Bunun için de Sai'yi bir maça davet eder, bir nevi düellodur bu. Sonucunda yenilen sarayı kendi rızasıyla terk edecek, meydan sadece bir öğretmene kalacaktır. Diğer öğretmen maçta hile yapar ve Sai bunu fark eder. Sai'ye fırsat vermeden rakip taraf hilekarlığı Sai'nin üzerine yıkar ve ilk söyleyenin haklı görüleceği bir durumda Sai suçlu bulunur, haliyle de saraydan atılır. Bunu kaldıramayan Sai intiharı çözüm yolu olarak düşünür ve ölümle hikayesinin sonunu getirir. Aslında pişman olmuştur ama kim öldükten sonra yaşama geri dönebilmiştir ki? İşte bu noktada da Sai'nin içinde uhde kalan şeyler vardır. Sai mükemmel oyuna ulaşmayı istemekte, yani kendi yaşamında elde edemediği Go ustalarının çeşitli turnuvalar sonucunda elde ettiği ''Kami no itte''ye (The Hand of God - Tanrı'nın Eli) sahip olmaktır. Elbette Sai için artık çok geçtir, bunu yapabilecek bir kişiye sahip olmaksa işi kolaylaştıracaktır. Hal böyle olunca da Sai bu ünvan için bir kişiyi seçmiştir bile, tahmin edeceğiniz üzere bu Hikaru'dan başkası değildir. Başta, Hikaru olanlara anlam veremese de çok geçmeden bu yola girdiğinin farkına varır. Elbette bu ünvan kimsenin pat diye elde ettiği bir şey değildir. Hikaru'yu da zorlu bir yolculuğun beklediği kaçınılmaz bir gerçektir.




Gelelim bu ünvana; bunu isteyen sadece ne Sai vardır ne de Hikaru. Geleneksel oyunların severek oynanıldığı bir ülkede bu ünvanı isteyen birçok kişinin olması kaçınılmaz bir durumdur. Eh bu noktada da Hikaru'nun rakipleriyle yavaş yavaş tanışması gerekmektedir. Direk turnuvaya katılmak da yoktur elbette, tüm yarışçıların vakitlerini ayırıp da oyunlara katıldığı Go salonlarını unutmamak lazım. Hem yarışlara hazırlanma mantığıyla hem de Hikaru'nun Go oynununda ilerlemesi açısından kahramanlarımızın da bu salonlardan birine gitmesi gerekmektedir. Aynı zamanda liseler arasında da düzenlenen Go turnuvaları mevcuttur. Go oyununa tümüyle paçayı kaptırmış olan Hikaru için okul kulubünün varlığını da unutmamak lazım. Seri işte bu noktada sadece turnuva odaklı olmaktan çıkıp tüm karakterleri bir bir karşımıza getiren heyecanlı bir seri olma özelliğiyle sıkıcı oyun serilerinden bir tık ödeye geçiyor. Sizi bilmem ama benim gönlümü karakterlerin varlığı yanında bu özelliğiyle de fethetti diyebilirim. Sadece Sai sever olsam bile herbir karakterin seriye yedirilişiyle beni benden alırken Sai & Hikaru ikilisinin günlük yaşamıyla da bunu ikiye katlıyordu. Eh çok geçmeden de turnuvaların bize aktarılışı ile bu keyfi daha arttıran bu seriyi sevmeyeyim de napayım.






Neyse, yukarıda fazlasıyla Sai dedik. Biraz daha Sai dersem seriden daha fazla bahsetmeme vakit kalmadan veya başka karakterleri anmadan konuyu noktalayacağım sanki. Hikaru'ya gelirsem tasarım olarak pek de çekici görünmediği doğru ama tasarımı dışında bildiğimiz aşina olduğumuz shounen karakter kişiliğinde, yeri geldiğinde beni sinir ettiği anlar oldu ama olsun hangi karakterin olmuyor ki? Hele de shounen veya bir spor serisinin. Rakiplerini ayrı ayrı sevdiğim bir seri Hikaru no Go. Touyama Akira duruşuyla Go oyununa yakışıyor aslında. Bence böylesi bir seri için oluşturulabilecek en güzel rakiplerden biri. Onun yerini değiştirecekler olsa ben yine Akira'yı koyardım kesin. Sadece Akira mı? Hayır, Akira yanında varlığını gösteren diğer tüm rakipler bu serinin en güzel özelliklerinden birisi bence. Yukarıda bahsettim ya, daha doğrusu uzun uzun yazmaya ramak kala kendimi firenledim. Dedim ya, seri renkliliğini bir bakıma bu zengin karakterlerinden alıyor aslında, biraz rakiplerin dünyasından biraz Sai'nin fantastik dünyasından ve ortaya da en güzel şekliyle bir Hikaru no Go dünyası çıkıyor. Bize de bu dünyada kaybolması kalıyor. İster denemeyi düşünün ister uzak durmayı ama bence daha çok bu seriyi izlemeyi düşünün, hatta düşünmeyi bırakıp hemen izleyin.

 


Müzikleri, fantastik temanın getirisiyle bezenmiş hoşlukta. Açılış ve kapanış şarkıları yanında seriye yerleştirilmiş tüm müzikler serinin o güzel havasıyla aşırı derecede uyumlu. Müzikleri şugırken seiuyu (seslendirme sanatçısı) seçimlerini de yabana atmayalım derim ben. Her ne kadar çok bilinen seçimler olmasa da karakterlerin tasarımlarının güzelliğiyle uyum içersinde oluşu seriyi daha da bir sevdiriyor. Müzikler varken o güzelliği dinlemesi ayrı keyifli, müziğe ihtiyaç duymadığınızda ise o karakterlerin kendisiyle bütünleşmiş olan sesleri dinlemesi ayrı zevkli. Serinin giriş ve gelişmesi güzel bir uyum içersinde ilerliyor ama finali için pek bir şey diyesim yok. Mangasını kısa bir zaman önce devirdim, evet güzeldi ama Sai'siz olunca tadı ekiskmiş gibi bir his yaşıyorum ben. Onun için mangasındaki gidişatı pek açasım yok. Ha siz bana bakmayın, mangasını da okuyun. Zira ben sevdim. :3 Gerçi siz böyle dediğime bakmayın sakın, mangasını bir kenara itelim şimdi. Neden derseniz eğer bu güzelliği hala izlemediyseniz izleme vakti gelmiştir de ondan. ;)


0 yorum:

Yorum Gönder