1 Temmuz 2017 Cumartesi | By: Squaw

Belki de Yaygın Bir İsme Sahip Olmak Sanıldığı Kadar Kötü Değildir; Another Miss Oh



Kore  dramalarından ne zamandır uzak kaldığım doğrudur, hatta 3 yıla yakın bir süredir izlemiyordum. Sadece Japon, arada da Tayvan dramalarına zaman ayırıyordum çünkü şu K-drama klişesi olan CEO & pasaklı fakir kız aşklarından usanmıştım. Koreliler isyanlarımı duymuş olacak ki bu klişelikten baya bir kurtulmuşlar. Gerçi Eric izlemiş olduğum hiçbir dramasında Kore'yi satın alabilecek zenginlikte olan CEO'lardan biri olmamış. Sadece Myung Wol the Spy dramasında zengin biriydi ki orda da yine bir CEO olarak izlemedik kendisini, çok ünlü bir şarkıcıydı. Neyse, dramalar diyorduk. Son yıllarında izleyiciye sunulan dramalara baktığımda bu tip bir aşka ev sahipliği yapan drama çok azdı, hatta yok denilecek kadar azdı. Another Miss Oh da bu yeni akımdan nasibini alan sevimli bir drama idi. Çok tatlıydı hatta, bildiğimiz birçok klişeye sahip olsa da bir o kadar da çoğu klişelikten uzaktı. Karşınıza çıkabilecek çoğu klişeyi aşmayı başarmış bir dramaydı ve bu özellikleriyle de benim gönlümü çalmayı başarabildi ki Eric zaten yeterli bir sebep değil mi ki? :P ;)




Neyse, drama diyorduk. Şimdi Eric'i bir kenara alıp bekletelim biraz. :3 Oh Hae Yeong (ne kadar doğru bilmiyorum ama Kore'de baya yaygın bir isimmiş) isminin yaygınlığından nasibini alan kadın karakterimiz, başarıya doğru koşan nişanlısının ansızın ayrılık isteğine anlam veremeden durumu kabul etmek zorunda kalır. Konuşmayı bırakın, nişanlısının ondan ayrılma sebebini duyunca aklına hiçbir şey gelmeyen Oh nişanlısı Han Tae Jin'den sadece bir istekte bulunur. Nişanı kendisinin attığını söylemelerini. Hal böyle olunca da herkes Oh'u suçlar ve bunu her fırsatta onun yüzüne vurmaya heveslidirler. Oh her şeyi bir yana bırakır, nedenini duymuş olsa da bir türlü kabullenmemektedir aslında, sadece dışarıya karşı hayatını kaldığı yerden devam ettiriyor gibi görünmeye başlamıştır. Aslında birçok nedeni varmış gibi görünse de nişanlısı olayı kökten çözmek adına Oh'a, ''Senin yemek yiyişine bile katlanamıyorum artık.'' diyerek ilişkilerine son noktayı koymayı başarmıştır.



Oh için sıkıntılı günler de başlamıştır elbette ama iş gördüğümüz gibi değildir aslında. Oh Hae Yeong isim benzerliğinden dolayı sadece Park Do Kyeong (Eric)'un kurbanıdır. Do Kyeoung'un dostu olan avukatımız Lee Ji Sang'ın kişileri karıştırması sonucu onlarla hiçbir bağı olmayan yanlış Oh'un nişanını bozmuştur, daha doğrusu bozmuşlardır. Avukat Do KYeong'un yıllar önce, onu düğün günü terk eden 2 numaralı Oh sanıp da intikam için 1 numaralı Oh'un nişanını bozmuşlar, Oh'un hayatını hiç yere mahvetmişlerdir bir nevi. Er geç olayın farkına varan ikilimiz işi düzeltme yoluna girerler bu kez, bu elbette hiç kolay olmayacaktır. Gidip 1 numaralı Oh'a durumu nasıl açıklayabileceklerini bilemezken onun hayatındaki neden oldukları o kırık noktayı da nasıl tamir edeceklerini bilememektedirler. Öte yandan ana karakterimiz Do Kyeong bağı olmasalar da 1 numaralı Oh'u aslında hayallerinde, daha doğrusu zaman zaman karşısına gelen rüya tadındaki görüntülerde görmüştür ve tanışıklıkları olmadığı halde bu yüze hiç de yabancı değildir. Oh'la tanışana kadar da bunun sadece onun garip rüyalarından biri olduğunu sanıp uyanıkken bile bu tip halisünasyonlar gördüğünü düşünüp  tedavi olabilmek adına  psikiyatrise bile düzenli giden Do Kyeong'mız zamanla bu bilmeceyi de çözmeye başlayacaktır. İkilimizin yolları bir şekilde kesişir, hayatları da bir şekilde birbirine paralel olarak devam etmeye başlar. Eh tanışmalar, karşılaşmalar, yaşanmışlıklar ilerledikçe tüm karakterler de kendini yavaş yavaş göstermeye başlamış olur ve karşımıza tadından yenmeyecek olan sevimli mi sevimli, bir o kadar da eğlenceli, yeri geldiğinde de hüzünlü bir hikaye  çıkar. Bu hikayede de hepimiz yerimizi çoktan almışızdır bile. ;)

 

Yazımı karalamaya başlamadan önce değindiğim gibi Another Miss Oh çoğu klişeden uzak oluşuyla bana güzel bir seyirlik keyfi yaşattı. Ses yönetmeni olan Do Kyeong'un Kore'yi satın alabilecek zenginlikten uzak oluşu, orta derecede vatandaş statüsünde olan Oh'umuzun pasaklılıktan uzak oluşu ve kadrosunda bir okul dizisi tadındaki genç karakter kalabalığıyla izlerken fazlasıyla eğlendiklerimden birisi oldu. Eric'i şarkılarıyla sevdiğim doğrudur, K-pop çok dinlemesem de yıllarının büyük oluşuyla söyledikleri bazı şarkıları dinlerken keyif aldığımı inkar edemem, lakin dizi konusunda sadece bir dramasıyla aramızda bağ kurduğum bir isimdi. Sonra Goblin ile K-dramalara geri dönüş yapınca ablamın da tavsiyesiyle izleme listeme aldıklarımdandı Another Miss Oh. Peki ya sonuç? Ne iyi yapmışım da izlemişim, dediklerimden biri oldu. Eric'i sadece şarkılarıyla da sevmez oldum artık. Bu dizideki rolüyle, konumuyla, tavırlarıyla kendini drama dünyasında daha çok görmek istediğimi itiraf etmem lazım. Bu düşüncelere dalmışken ardından diğer dizilerinden izleyebileceğim neler var diye göz attım ve Discovery of Romance izledim. Eric her zamanki hoşluğuyla yine ordaydı ama dizi sıkıntılıydı. Gel gitleri bolca olan bir diziydi ki benim için bir seyirliğin en büyük düşmanıdır bu. Hal böyle olunca bir noktadan sonra dizi beni yordu. Ha sonra Que Sera, Sera aldım listeme ve bugünlerde eskiliğine rağmen onu izliyorum. Sevdim mi sevmedim mi bilemiyorum, şu an tam bir dilemmanın ortasındayım. :D

 
 
 
Kadın oyuncuya ve yan karakter konumundaki diğer oyunculara gelirsek ilk kez izlediğim bir isimdi Seo Hyun Jin ve sevdim, hatta izlerken Kim Sun Ah dışında eğlendiklerimden biri oldu. Aslında dizide onun annesi konumundaki aktristin hakkını da yememek lazım. Çok eğlenceli biriydi. Neyse, Seo Hyun Jin diyordum. Favorilerimde olur mu bilmem ama onun adını bir yapımda görürsem çekinmeden şans verebilirim, elbette erkek oyuncusu da sevdiklerimden olursa. :P Yan karakterlerden gidersek bence dizinin yıldızı abla rolündeki Ye Ji Won idi. Çok eğlenceli bir karakterdi, belli bir zaman geçince de Kim Ji Suk ile paslaşarak sahneyi paylaşmışlar, iyi de etmişler. Ha kardeşi de yabana atmayalım derim ben. Onlar da dizinin ayrı bir rengiydi sanki. :D
 
 
 
Renk demişken aşk ve romantizm dizisiydi evet ama dizide kullanılan renk tonları bana mı çok hoş göründü, yoksa cidden tatlış mıydı? Sebebi neydi bilmiyorum ama ben dizinin renklerini sevdim, geçişleri arada fire verse de sahnelerde kullanılmış olan ışıklandırmalar ve pastel tonlar fazlasıyla sevimlilik katıyordu. Eh o güzel tonlamalara yakışan müzikleri de unutmamak lazım. Goblin son yılların vurgun yapmış dizisi ama beni vuramadığı aşikar. Wookie'nin vuruşları parçalayıcıydı elbette ama gerisi vuramadı. Neyse, yine K-dramalardan uzaklaşmama ramak kalmıştı ki Another Miss Oh ile tanıştım ve sonuç; Squ yeniden K-drama dünyasında. :)
 
 

 
 
 
Bu arada unutmadan dizide hemen hemen her bölümde yaşanılanlara göre giydirilmiş olan tişört ayrıntısına da bayılmadım değil.


 
 
♥♥♥
 
 
 

0 yorum:

Yorum Gönder