25 Ekim 2017 Çarşamba | By: Squaw

Bütünü Tamamlamak Adına Beşincisi Olmak İçin Can Atacağınız O Evin Sakinlerine Ait Olan Güzel Bir Dünya; Saraiya Goyou



KÜNYE:
Diğer Adları: Sarai-ya Goyou, House of Five Leaves
Kategori: TV
Bölüm Sayısı: 12
Tür: Seinen, Samuray, Dram
Yayım Tarihi: 16 Nisan 2010 - 2 Haziran 2010
Firma/Stüdyo: Manglobe
Yönetmen: Tomomi Mozhizuki, Koyomi Deai, Masato Jinbo, Kazuto Nakazawa, Oizaki Fumitoshi, 
Orjinal Eser: Natsume Ono
Müzik: Rake, immi, MOKA☆
Dizayn: Miyoko Ichinose,


''Açken gözüne taş bile güzel görünür.''



Ristorante Paradiso serisini sevenlerden biriyimdir. İlk izlediğimde josei etiketiyle dikkatimi çeken bir yapım olmuştu. O dönemde mangalarla aram yok diye mangakası kimmiş, neyin nesiymiş diye hiç araştırmamıştım. Sonra onun tadında bir şeyler var mıdır diye düşünürken birkaç yıl geçip gitti. Ne zamandır elimde bekleyen bir yapım varmış meğersem, aynı elden çıkma olan House of Five Leaves. Aynı elden çıkma fakat konuları tamamen ayrı, atmosferi aynı kokuya sahip ama karakterleri apayrı. Bunun yanı sıra karakter bağlarının güzelliği birebir olan bir isim House of Five Leaves. Aynı tadı alabildiğim bir anime serisiydi hatta. Bugüne kadar izlememiş olmak benim için kayıpların en büyüğü. 12 bölümcük süren bir yapıma ne kadar güzellik varsa fazlasıyla yerleştirilmiş bir isim. İzlerken içinde kaybolduğunuz, her şeyin akıp gidiverdiği animelerden birisi.


5 kişilik bir arkadaş grubunun maceralarına ev sahipliği yapıyor seri.  Daha doğrusu Matsu'nun hayatını borçlu olduğu kişilerden birinin deyimiyle, ''Suç ortakları''nın hikayesi. Yaichi azılı suç gruplarından, yani mafya grubundan ayrılmış bir isimdir. Bir nevi yakuzadır, aslında bu dünyadan uzaklaştığını düşünmektedir ama Masa'nın da dediği gibi Yaichi geçmişinde sıkışıp kalmış bir  yakuzadır. Aslında sıkışıp kaldığı geçmiş yakuzalık dönemleri değildir, onu buna iten nedenler ve bu yola girmeden önceki masum günleridir. Belki de içinde yıllar önce söndürmek zorunda kalmış olduğu intikam ateşinin izleridir.  Otake ise bağlı bulunduğu çay evine tüm borçları ödendiği için genç yaşta emekli olabilmiş bir geyşadır. Matsu ise mecburen girdiği bu karanlık dünya dışında geçimini süs eşyaları yaparak sürdüren bir ustadır. Pek konuşkan biri olmadığı için grup arkadaşaları Matsu hakkında, onun yetenekleri dışında pek bir şey bilmemektedir. Ume ise bu dünyadan elini eteğini çekip kızını daha masum bir dünyada yetiştirmek için dönemin en ünlü çete liderlerinden birinin yardımıyla bu karanlık dünyadan çoktan uzaklaşmıştır ve bir restoran açıp geçimini bu şekilde sürdürmektedir. Karısı ise o bu karanlık dünyadan ayrıldıktan kısa bir süre sonra ölmüş, kızıyla birlikte yalnız kalmıştır. Masa ise tüm bu karakterleri onun gözünden tanımamızı sağlayacak olan samurayımızdır. Biraz ürkek, biraz çekingen, biraz sakar, biraz şapşal, yani bugüne kadar bize sunulmuş olan hiçbir samuray imajıyla uyuşmayan biridir aslında ama tüm bu özellikleri yanında insacıllığa ve arkadaşcanlısı özelliklerine sahip oluşu onun en büyük artısırıdır. Bu (Bahsettiğim olumsuz özellikleri) da onu -kesinlikle favorilerime giremeyecek biri olsa da- serinin en orjinal karakteri yapmaktan alıkoyamaz, hatta gördüğünüz özgün karakterlerden biri bile olabilir. Zira, bu dünyaya adım atmış olarak çoğumuz biliriz ki bize bugüne kadar hep güçlü samuray imajı sunulmuştur. Bu açıdan bakınca tüm pasifliğine rağmen, hatta itiraz edişlerimize rağmen Masa bu anime dünyasında karşılacağınız  ilk samuray olacaktır. Bu da onu diğer karakterlerden daha farklı bir konuma getirir, hatta ben gibi dikkatinizi de çekebilir ya da izleme iştahınızı kabartabilir.


Dört kişilik olan çetemiz bir gün Yaichi'nin Masa ile tanışması sonucu beşlenir ve adını Otake'nin kurduğu isimle birlikte suç ortaklarımı da kendilerine bu dünyada yer açarlar. Yani, artık çetemizin adı ''Beş Yaprak''tır. Otake bu ismi neden verdiğini asla açıklamaz ama biz onu izlediğimiz bölümler ve Yaichi geçmişi sayesinde çoktan çözmüşüzdür bile. Masa, çeşitli nedenlerden dolayı bağlı bulunduğu dojodaki işini gönüllü olarak bırakıp kendini Edo'da iş arayan samuraylar grubuna bırakmıştır çoktan, fakat hayat göründüğü kadar kolay değildir elbette. Hele de Masa görünümündeki bir samuray için daha da zordur çünkü ürkek görünümünden dolayı kimse Masa'ya iş vermeye gönüllü değildir. Hal böyle olunca hem maddi hem de manevi yönden sınırına ulaşan Masa ordan oraya sürüklenmektedir. Yaichi ve arkadaşları ise geçimlerini bu karanlık dünyada pis işlerle uğraşan kişilerin çocuklarını kaçırıp fidye isteyerek sürdürmektedir. Aslında hepsinin bu işte devam etme nedeni farklıdır. Yaichi'ninki bir nevi kendiyle hesaplaşma, geçmişiyle yaşamaktır. Ume ise ilk başta bu işe kızının başına gelen bir olay nedeniyle bulaşmış ama sonrasında da bir şekilde devam etmiştir. Matsu'nun da geçerli nedenleri vardır (zaman içersinde bu nedenleri öğreneceğiniz bölümler gelecektir elbette), Otake ise aslında hayatını kurtarmış bir geyşa olsa da Yaichi yanında olmak ve bu grubun bir parçası olmayı sevdiği için o da bu gruptan kopamamıştır. Bir gün Yaichi ile Ume kendilerine gittikleri işlerde en azından görüntü amaçlı bir koruma, yani samuray almaları gerektiklerine karar verirler. Masa'yı gören Yaichi bu iş için Masa'nın biçilmiş kaftan olduğunu düşünür çünkü saf görüntüsünün getirisi olarak Masa'nın hiçbir şeyi deşmeyeceğini düşünür ama bu onun en büyük yanılgısıdır çünkü Masa hepsinin içindekileri, yani derinleşen kişiliklerini çok geçmeden fark edecek, hepsinin, özellikle de Yaichi'nin hayatını deşmeye onlar farkına varmadan başlayacaktır. Hatta çoktan işe koyulmuştur bile.  


Masa yine açlığının yenilgisine uğradığı bir anda gittiği tapınak bahçesinde Yaichi ve Otake ile karşılaşır. Bu, Masa'nın sakin hayatına o  dopdolu günleri getireceği anın başlangıcıdır bir nevi. O andan sonra Masa, geçici olarak girmiş olduğunu düşündüğü bu Beş Yaprak Evi'nden bir daha çıkmak istemez. Çeteye katılmak istemezken sadece onların ortamında bulunma hayalleri kurar, yani hayatın hala peri masallarından ibaret olduğunu sanmaktadır. Çetenin buluşma noktası burasıdır, yani Ume'nin mekanı. Gece veya gündüz hiç fark etmez fırsat buldukları her an Ume'nin mekanında buluşan karakterlerimiz iş için ve kaçırdıkları rehineler için başka bir ev kullanmaktadırlar. Zaman içersinde Ume bu kırsal yerdeki eve gelip gittikçe yanına Masa'yı da almaya başlamıştır. Bu evin sahibi de zamanında bu karanlık dünyadan nasibini almış bir ihtiyardır. Gerçi, ihtiyar çoktan bu dünyadan uzaklaşmıştır aslında, sadece rehineleri saklama konusunda evini kullanmalarına izin vermektedir, onun dışındaki işlerine kesinlikle karışmamaktadır. Masa, bu dünyaya, yani çeteye bu konuda yardım etmeyi kabul etmeyedursun. Çoktan bu dünyanın, yani Beş Yaprak çetesinin 5.'si olmuştur bile. Eh hal böyle olunca da geçmişin hesaplaşmalarında o da yerini alır. Suç ortaklarının hepsi bir noktadan sonra ortak geçmişe sahip oldukları için bu çemberin tek yabancısı Masa'dır ama hepsi bu çemberin dışından yavaş yavaş çembere dahil olan yabancıyı kabullenmeye başlar. Yaichi başlarda sırf gruba eğlence katacağını düşündüğü Masa'nın arkadaşlığına çoktan kapılmıştır bile, sadece Yaichi mi? Sanmıyorum, daralacağına yavaş yavaş genişleyen çemberde Masa da çoktan yerini almış yaprağın bir parçasını oluşturmuştur artık.


Çete dediğime bakmayın siz, aslında hepsi birbirinden sevilesi olan o derin karakterlerin arasında Masa gibi siz de kaybolmayı göze alabilirsiniz. Zira hepsi birbirinden derin olan bu suç ortakları görüntüde birbirini umursamıyor gibi gözükse de aslında bir aile gibidirler. Ne de olsa hiçbirinin birbirinden başka kimsesi kalmamıştır. Hal böyle olunca aralarındaki bağ da arkadaşlıktan ötedir. Hatta öyle ki Ume'nin kızını hepsi kendi akrabası gibi görüp ona göre davranış sergilemektedirler. Karakterler arası bağların güzelliği de bu noktadan ileri geliyor bir nevi. Birbirlerine olan bağları yıkılmayacak düzeyde ama öte yandan kimse birbirinin sınırını da geçmemektedir. Hepsi nerde durması gerektiğini bilecek kadar da olgundur. Zaten bu mangakanın çalışmalarının güzelliği de bu değil midir ki? Sizi alıp da o olgun atmosfere sahip olgun karakterlerle süslenmiş bu sevilesi dünyanın ortasına bırakmak. Yolculuğunuza devam ederken de arka fondan gelen hoş ezgilerin güzelliğinde büyülenmenizi sağlamak ve tüm bunların getirisi olarak da o dünyadan ayrılmama isteğiyle o bölümden o bölüme sizi sürüklemek. :)


Hiç eksileri yok mu? Bana göre en büyük eksisi geçmişe dair yapılan kısıtlı yolculuk. Sadece Yaichi geçmişini detaylarıyla görmek istemezdim mesela, Beş Yaprak'ın diğer üyelerinin de geçmişlerini daha detaylarına girerek öğrenmek, sadece anlatımla değil de flashback tadıyla görmeyi dilerdim. Yaichi geçmişine nasıl değiniliyorsa her karakteri bu noktaya ne getirmişse o detayları yavaş yavaş öğrenmek daha güzel olurdu. Bu, benim için Saraiya Goyou'nun en büyük eksisi. Bunun dışında çok göze batan noksanlığı da yok diye düşünüyorum ama benim aksime çoğu izler için noksanlık sayılabilecek noktaları da mevcut. Hadi biraz objektif gözlerle bakalım. Serinin işlenişindeki bazı sakinlikler sizi rahatsız edebilir, onun yanında Masa karakteri de. Beni ise aksine hiç ama hiç rahatsız etmedi, hatta benim gözümde Masa izlenilesi bir karakterdi, ondan öte kesinlikle tanışılması gerekenlerden. Yukarıda dediğim gibi ilk kez görmüş olduğum bu özelliklerdeki bir samurayı izleme tecrübesi nedeniyle Masa'yla tanışmış olmamın keyfi başkaydı. Onun yanında, samuray etiketi görünce beklediğiniz o çok kırdılı vurdulu dövüş sahneleri beklemeyin. Ha hiç mi yok? Var elbette ama bir shounen serideki gibi karşınıza iki dakikada bir dövüş sahnesi çıkmasını beklemeyin lütfen. Bu beklentiyle başlamazsanız eğer seri sizin için de büyük bir keyif olacaktır. Seinen kısmına gelirsek seride bu etikete sahip özellikler karşınıza layığıyla çıkıyor. Özellikle de Yaichi geçmişine ait bazı sahnelerde görebileceğiniz olaylar olduğunu belirteyim istedim. Dram kısmını ise hiç açasım yok, en çok da bu etiketin hakkını verdiklerini düşünüyorum. Ha bir de, Sachi var. Ona değinmeden geçip gitmek istemedi bu gönül. Bence Sachi'nin sahnelerinin sonları çok keyifliydi, özellikle de ''Hayat bazen çok acımasız.'' kısımları. Yüzünüzde tebessüm oluşturabilecek bir isim Sachi. Benden tavsiye, sakın bu ismi üstün körü geçmeyin. Çok etkisi olacak bir kilit isim değil aslında ama serinin tatlı kısımlarından birini oluşturduğunu da unutmamak lazım. ;) Rolü epi topu 2 bölümcük olsa da seriye fazlasıyla renk kattığını düşündüklerimden. Belki de serinin lokomotif karakteri görevi ona bırakılmalıydı. ;)



Gelelim müziklerine, serinin atmosferine uyabilecek ezgilere sahip hoş melodiler olduğunu belirtmem lazım. Açılış ve kapanışı olsun seri içersindeki müziklerin de akıllarda kalıcı olabileceğini düşünüyorum. En azından benim için öyleydi, belki de serinin atmosferinin getirisi, kim bilir. XD Bu mangaka çalışmaları konusunda tek sorunum çizimleri. Çok itici çizim tarzı yok ama ağız ve göz çizim tarzına bir türlü alışamadım sanki. İzlerken en çok takıldığım şeylerden birisi ki çizim konusunda takıntım yoktur, bilirsiniz. Nedense bu mangakanın tarzına hala alışamadım. Belki yeni gelecek yapımı ACCA'ya nasip olur ha? :P Aslında ben o kimonolarında salınışlarına hapsolmuşken pek de umursamadım sanki. ''Yüz çizimlerini boşver Squ, o güzelim kimonoların içinde salınışlarına bak asıl.'' derken buldum kendimi, hatta, ''Onu bunu boşver sen, şu Yaichi'den gözlerini nasıl ayırırsın da.'' diye fısıldarken buldum. :P Şakası bir yana, karakterlerin güzelliğinde kaybolmuşken çizim kısmında çok da takılı kalmadım, zira Beş Yaprak üyelerinin bağında takılıp kalmışken suç ortaklarından biri olmak için can atmamanız içten bile değil. Ha finale gelelim artık. ''Açken gözüne taş bile güzel görünür.'' diye başlıyorduk ya hani,  ''Açken gözüne taş bile güzel görünür.'' diye de bitirdik seriyi ama bu kez Yaichi değil de farklı dudaklardan dökülüyordu bu kelimeler. Belki de işin güzelliği burdaydı. :) Benim içinse olabilecek en güzel noktalanıştı hatta, suç ortaklıklarına yakışacak en güzel şeydi belki de.




Karakter yapısı, olaylar zinciri, replikler, seiyuu kadrosu, müzikler, final ve o mis gibi tarih kokan atmosferiyle bana 12 bölüm boyunca keyifli anlar yaşatan bir isimdi Saraiya Goyou. Arada çocuksu yapımları sevsem de olgunsu havasıyla ve orjinal karakterleriyle o sakin durduğu yerini haketmiyor belki de. Bir başkasına göre de hak ediyordur, kim bilir ama bana sorarsanız uzun zamandır ''dişime göre'' diye tabir edebileceğim bir yapımdı. Mangasını okur muyum okumaz mıyım bilmiyorum ama şimdilerde aynı ellerden çıkma ACCA için izleme iştahımın gelmesini bekliyorum. :D Animedeki çizimlere değindiğime bakmayın siz, yukarıda çizime dair bahsettiklerimi de noksanlık olarak görmeyin sakın, zira aşağıya eklemiş olduğum görüntülerdeki gibi detaylı ve sizi kendine çekecek güzellikteki çizimleriyle de anime gönlümde taht kurdu diyebilirim. Kısacası siz bana bakmayın ve bu güzelliği de daha fazla bekletmeden izleyin derim. :)



0 yorum:

Yorum Gönder