24 Kasım 2017 Cuma | By: Squaw

Adı Gibi Mis Kokulu Bir Dostluğun Adresine Doğru~~ Orange Days


KÜNYE
Adı: Orange Days
Türü: Romantik, Arkadaşlık, Dram
Bölüm Sayısı: 11
Yayın Kanalı: TBS
Yayın Tarihi: 2004
Yazar: Kitagawa Eriko
Yönetmen: Shono Jiro, Doi Nobuhiro, Imai Natsuki
Müzik: Sato Naoki
Dil: Japonca
Ülke: Japonya



Orange adının, okuduğum Orange mangası ve izlemiş olduğum bu Orange Days isimli dramadan sonra bu Japonlara uğurlu geldiğini, daha doğrusu bu ada dair yapımlara el attıklarında harika işler çıkardıklarına inanmaya başladım. İki ismin birbiriyle hiç alakası yok elbette ama dostluk açısından bakarsan ikisi yarışacak türden isimler. Orange Days'in mangası var mı diye arattım ama olmadığını fark ettim. Orange mangası için animesi gelsin diye az dua etmemiştim ve nihayet geçen aylar içersinde bizi sevindirecek bir haberle karşılaştık, darısı Orange Days'in başına. Öyle güzel bir dostluğa sahip olan öyle güzel bir hikayesi var ki... Bir de, müzikleri. Her şeyiyle dört dörtlük diyebileceğimiz bir drama değil belki ama içersinde izleyicisine sunabileceği o kadar çok şey var ki. Aşk isterseniz fazlasıyla, dostluk deseniz aşktan daha fazla, bir gençlik hikayesi aramaktaysanız eğer ne aşkı görüyor gözünüz ne de dramını. Bir üniversitenin ortasında yeşeren bir dostluğun, onun getirisi olan aşkın bize en güzel sunuluşlarından birisi. 5 üniversite öğrencisinin yeni yeni yeşeren dostluğu aslında. Üç erkeğimiz yıllardır arkadaşlardır, iki kızımız da ama hepsi tek grupta birleşince ve sık sık görüşmeye başlayıp ortak zevklerde buluşunca vazgeçilemeyecek bir dostluğu yeşertmekten de kaçınalamaz elbette. Aşk olmasa da olur, aslında olmaz ama o güzel hikayenin merkezinde aşk olsa da ben onu yan hikaye tadında aldım. Hikayemiz bir engelli dünyası gibi de görünebilir aslında ama değil, daha fazlası Hatta hepsinden öte güzelce işlenmiş karakterlerin iç dünyasına yaptıkları yolculuk, bir nevi kendilerini bulma çabası. Aslında sahip olduğu bu işitme engelliler dünyasına çok uzak da değil ama daha çok gençliğin korkuları, hüzünleri, gelecek planları ve geride bırakılmak istenmeyen o öğrencilik günleri...




Kai, üniversite mezuniyetinin yaklaşmış olmasının getirisi olarak hayata atılma planları kuran bir öğrenci. Sıradan günlerinden birini yaşadığı anda, yani bir iş görüşmesinden dönerken okulun bahçesinde dersliğine doğru yol almaktadır. İş görüşmesinden döndüğü için kıyafeti de gayet resmidir aslında. Konumuz bunla alakalı değil elbette ama itiraf etmem lazım ki komik ama bir o kadar da üçlümüzden birinin eğlendiği kadar keyifli bir sahne. Bu komediyi sağlayan bir durumu yaşadığı an Kai, dersliğine yöneldiği anda kulağına gelen o muhteşem keman sesini takip etme iç güdüsüyle okulun bahçesinde oraya oraya dolaşmaktadır. Bu güzelliği ortaya seren kişiyi görmek ister ve sese doğru yönelir, nitekim de ulaşır. Sae o anda en sevdiği şeyin dünyasına kendini hapsetmiş, o muhteşem kemanıyla tüm bahçeyi müziğinin sesiyle sarıp sarmalamıştır. O anda, Kai'nin onu dinlediğini fark etmemiştir bile. Kai kendini fark ettirdiği anda da Sae dinlemenin ücreti için elini Kai'ye uzatır ama Kai onun avucuna para yerine, okula girerken gördüğü o portakal ağacından aldığı portakalı bırakır ve ikilimizin hikayesi de o anda başlamış olur. Aslında başlamamıştır çünkü Kai'nin zaten yıllardır birlikte olduğu bir kız arkadaşı vardır ve kız arkadaşı üniversitenin işaret dili kulübünde gönüllü olarak diğer üyelere bu dili öğretmektedir. Üniversitenin geleneği mi bilmiyorum (dramada buna değinilmemiş) ama bu kulüp üyeleri gönüllü olarak işitme engeli olan diğer öğrencilere derslerinde ve üniversite etkinliklerinde eşlik etmekte, onlara yardımcı olmaktadır. (Keşke bizim ülkemizdeki üniversitelerde de olsa.)



Sae, Kai'nin dikkatini çeken tek kişi değildir aslında. Grubumuzun haşarı aynı zamanda çapkın çocuğu ve part time olarak çalıştığı fotoğrafçılık işini fazlasıyla seven Shohei 'nin de dikkatini çeker. Bir gün Sae okulun bahçesinde tek başına otururken çapkın çocuğumuz onun resimlerini çekmektedir. Sae son anda bunu fark eder ve ile ufak çaplı bir münakaşaya girer, o anda grubun diğer elemanı olacak kadın karakterimiz, aynı zamanda da Sae'nin dostu Akane sahneye çıkıp Sae'ye yardımcı olur. Shohei Sae'den bir iyilik ister, ona gayet utangaç olan Keita ile bir randevuya çıkıp çıkmayacağını sormuştur. Sae bunu sadece bir günlük arkadaşça vakit geçirme olduğu için kabul etmiştir ama Keita'nın işinin çıkması nedeniyle Sae'ye ulaşamadığı için o günkü buluşmaya gitmesi için Kai'ye rica eder ve ikilimiz bir tatil gününü beraber geçirecektir. Aslında Keita'nın işi yoktur, bu tamamen utangaçlığın getirisi olan bir durumdur. Olayımız kesinlikle ama kesinlikle bir aşk üçgeni değildir, yapımcısı yer yer bu kalıba yaklaşmış gibi gözükse de aslında çaktırılmayacak dönüşler yaparak bu kalıptan uzak durmaya çalışmış. İyi de yapmış. Sae'nin grupla tanışması bu şekilde ilerler ve birlikte takılmaya başladıkça grubumuz 3 kişiden 5 kişiye çıkar. Aralarında zaman zaman sorunlar yaşanacaktır elbette çünkü Sae uzun yıllar önce duyma yetisini yitirmiş ama en büyük aşkı olan müzikten de vazgeçmek istememektededir. Asla kaprisli biri değildir ama durumunu kabullenmesi de hiç kolay olmayacaktır, aksine fazlasıyla gerçekçi bir karaktere sahip olduğu için yaptığı davranışlarda da bencillik yapıyor gibi gözükür. Zamanla grup içinde yakınlaşmalar da artar. Aslında Sae çoktan Kai'den hoşlansa da Kai'nin bir kız arkadaşı olduğu ve onun hayatında işitme engelliliği ile zor anlar yaşatmak istemediği için Kai'den uzak durmaya çalışır. Gerçi hepimzin bildiği üzere bir insan kendine, aşk söz konusu olunca yapabilecekleri için istese de ne kadar çok barikat kurabilir ki? Sae'nin bu noktada ara bozucu bir kız olmadığını da dile getiresim var, sadece gelişen olaylar sonucu fark edilemeyen yakınlaşmalar olur. Bu noktada da grubumuzun günleri daha eğlenceli ve aktif geçmeye başlar; grupça gidilen kamplar, okul kantinindeki sohbetler, kutlama yemekleri, sahile gidilen hafta sonları, grup için oluşturdukları Orange Society isimli günlükleri (canı isteyen grup üyesi gidip deftere hislerini paylaşıyor ve isteyen açıp okuyabiliyor. Bu arada defter kantinde desk gibi bir yerde duruyor. Bizim okullarda olsa çoktan yürütülürdü. :P ) Hepsinin yaşandığı anda da beni benden alan araba sahnesi.


 Çok parlak bir özelliği olmayan bir sahneydi belki ama Keita'nın, Sae'nin işitme duyusunu yitirdiği için katılamadığı sesli sohbetler için gruba önerdiği şarkıyı işaret diliyle de söylemeleri. Dizide belki de en güzel sahnelerden biriydi, bir de şu sahne;





Orange Days izleyince içimde bir işaret dili öğrenme hevesi geçmedi değil. Elbette geçici bir heves gibi görünebilir ama aslında her hangi bir zamanda her gün karşımıza çıkabilecek kişilerden biri Sae. Hepimizin sahip olduğu zorlukların yanında o bizden bir fazlasına sahip olmuş. Zaman zaman bu zorluk onu yıldırsa da yanında duran dostları sayesinde bu zorlukları aşmayı başarıyor Sae. Onlara ve ailesine haksızlık yaptığını düşünerek olgunlaşıyor bir nevi. Onun başına gelen bu talihsizliği kabullenerek yaşamaya başlıyor aslında. Onun yanında da edindiği dostlukların değerini anlıyor. Dizi aslında Sae odaklı değil, diğer grup elemanlarını da sık sık karşımıza getirmiş senaristi. Hepsinin hayatlarından kesitler sunmuş, Sae yanında onların da içsel yolculuklarını bize yansıtmış ve bu güzellikler yanında birkaç yan karakteri de işlemekten kaçınmamış. 11 bölüm ve 45 dakikadan oluşan J-dramalar için bu tür bir işleniş de haliyle dopdolu geçiyor. Belki de Japon dramalarında en sevdiğim özellik. Hal böyle olunca konu da fazla dallanıp budaklanmadan ve seyirciye sıkılma fırsatı vermeden sonlanıyor. Oyunculuklar için çok çok iyi diyemem ama izlemiş olduğum J-dramaları hesaba katarsak gayet güzel performanslar sergilemiş oyuncuları. Bazı yerlerde falso veren oyuncuları olduğunu kabul etmek lazım ama o kadar kusur kadı kızında da olur. :P 





Müziklerine gelirsek, diziye yakışan tercihler olmuş. Çok fazla çeşidi olmayan bir OST'a sahip ama kararında olduğunu söyleyebilirim. Zaten bölüm sayısı ve bölümlerin süresine de bakınca müzik çeşitliliği kafi geliyor ki dizinin ana şarkıları dışında gelen klasik müziklerin de fazlaca doyurucu olması dizinin en büyük artılarından birisi. Ben gibi klasik müzik severlere bir ziyafet niteliğinde ki zaten anne ve ana karakter kızımızın klasik müzikle haşır neşir olması bu diziyi izleme nedenlerinizden biri olabilir. İzlemeyi düşünmeyenler için güzel bir neden yaratmış oldum galiba. :D





Arkadaşlığa dair birçok anime veya drama izlediğimi söylemem lazım. Aralarında aşırı etkileyenleri de oldu elbette, Orange Days de bu etkileyenler listesinde yerini koruyacak olanlardan kesin. Dizinin dramatikliği çok yıpratıcı olmadığı için araya serpiştirilmiş olan tadında dramlarla bütünleşen dostluk bağları dizinin en güzel taraflarından biri. Bunun yanında, o dramları unutturmak istercesine yerleştirilmiş olan eğlenceli sahneler de diğer en büyük artısı. Dizi bize birçok şeyi sunmuş, sadece sunmakla kalmamış aslında, öyle güzel anlar bırakmış ki izlerken nasıl geçip gittiğini anlamadığınız anlar oluyor. Hatta ben gibi o sahneleri kaydedip arada açıp izleyenelerdenseniz eğer bu dramada da bunu yapacağınıza emin olduğum sahneler yok değil. Öte yandan mutlu sonlar insanıyım ben. Dramatik sonları sevmiyorum ya da sevmediğim eşleştirmeler yapılan noktaları. Bu dizi benim istediğim tatla noktalanmış bu da sanırım sevmeme etken olan nedenlerinden birisi. Çiftleri sevsem de sanırım en özendiğim finali yaşan da Shouehi oldu. Keşke ben de onun gibi özgür ruhumu her halde gün yüzüne çıkarabilmiş olsam. :3 

Shouehi özgürlüğünün tadını çıkarmaya gidiyor elbette ama bir yarısını da dönüp geri almak için o noktaya sabiylemeyi ihmal etmiyor. Shouhei ve Akane yapımın en tatlı öğelerinden biriydi benim için. ♥






Her isme biçilmiş finali sevdim ama en çok da dostlukların bağını koparmadığı o finali sevdim ve hepsinin tekrar o turuncu adının büyüsünde kaybolmasını sevdim galiba. Neyi sevdiğimi tam olarak hala anlamış değilim ama ben bu dramayı cidden sevmişim, iyi ki de izlemişim. Ha bir de,şu Shoehi'nin bir stalkerı vardı. O kıza sonunda noldu merak ettim. Yapımcılar onu sonradan göstermiyorlardı ki kızı baya takdir ettim doğrusu. Bu Asya'daki stalkerların azmi beni korkutuyor cidden. Neyse, tüm isimleri anmanın keyfi bile başka oldu. Bu drama sonrası animelerime ve mangalarıma devam ediyorum da bunun gibi bir güzellik çıkarsa oturup izlemesi de bize düşer elbette. ;) 



0 yorum:

Yorum Gönder