27 Ocak 2018 Cumartesi | By: Squaw

Arkadaşlık Bazen Ummadığın Bir Esintiyi de Beraberinde Getirir; Romeo no Aoi Sora


KÜNYE:

Diğer Adları:  Romeo and the Black Brothers, Sekai Meisaku Gekijou; Romeo's Blue Skies, Romio no Aoi Sora
Tip: TV
Bölüm Sayısı: 33
Yıl: 1995
Türü: Macera, Dram, Tarihi, Romantik, Günlük Yaşam
Firma/Stüdyo: Nippon Animation
Yönetmen: Kusuba Kouzou
Senaryo: Shimada Michuru
Müzik: Iwasaki Taku, Kasahara Hiroko, Kawamura Maria, Wakakusa Kei



Romeo no Aoi Sora, aldığı övgüleri ve puanları gördükçe neden bu kadar çok seviliyor diye düşündüğüm anime yapımlarından birisiydi. Ardında beni büyük bir dramın beklediğini düşündüğüm bir isimdi aslında. Dram saklamıyor mu? Elbette büyük bir dram saklıyor, zaten konunun ana teması özünde bir dram değil mi? Fakir ailelerin çocuklarının alınıp da sözleşme karşılığı çalıştırılmak için çeşitli hilelere başvurularak Milan'a götürülüp de başka ailelere satılması. Kulağa fazlasıyla dramatik geliyor ki zaten acı bir gerçek. Bu seri,  ''Black Brothers'' isimli romanın uyarlaması aslında, eski dönemlerde baca temizliğinde çalıştırılan fakir çocukların hikayesi bir nevi. Bu noktada, dramatik bir konu sizi beklese de aslında çok zevkli olaylarla ve eğlenceli sahnelerle harmanlanmış bir hikaye olduğunu da belirtmem lazım. Yazarı, dramı öyle bir şekilde bize lanse etmiş ki izlerken sizi gelip neyin nerde vuracağı konusunda hiçbir şey fark etmiyorsunuz, hatta sizi çoktan gelip vurmuş bir hüzünle karşı karşıya kalıyorsunuz. Seri sırf dram olarak algılanmasın, aksine çocuksuluğa ait ne kadar güzellik varsa onları da bize sunmuş. İlk aşklar yanında unutulmayacak olan ilk dostluklar, ne kadar zor şartlarda çalıştırılsa da oyun oynamanın ve sevdiğin arkadaşlarla birlikte vakit geçirmenin mutluluğu, karşına çıkan her insanın iyi olabileceğine inanma düşüncesi... Çocuksuluğun ne kadar eksisi ve artısı varsa bize vermekten kaçınılmamış. Seriyi de en güzel kılan şey bu olmuş bir nevi.


Romeo, fakir insanların olduğu minik bir köyde çiftçi olan ailesiyle birlikte zorlu bir hayata sahip olsalar da oldukça mutlu yaşayan bir çocuktur. İklimin getirisi olarak ürünlerinin verimsizliğinden dolayı daha da kötü bir kış geçirmektedirler. Aslında tarlaları oldukça büyük olsa da iklimin kötü etkileri diğer köylüler gibi onları da vurmaktadır. Romeo babasına yardım etse de aile işinden önce her saban erkenden kalkıp kiliseye gidip ordaki görevini tamamlamakta ve pederden cep harçlığı alarak babasının yanına gitmektedir. Bu dönemlerde, köye sık sık uğrayan 'God of Death' gelir. Onun işi zaten budur. Fakir köylere gidip anlaşma karşılığı çocukları toplamak ve onları Milan'a götürüp de çalıştırılmak için çeşitli ailelere satmaktır. Bizim hikayemiz daha çok baca temizliği için çalıştırılan çocuklara ait bir dramdır. Baca temizliğini meslek edinmiş kişiler, 2-3 yılda bir bu çocukların getirilip satıldığı barda toplanmakta ve işlerine yaracağını düşündükleri çocuklar için bu Death Angel'a belli bir miktar ödeyip istedikleri çocuğu alarak mesleklerini bu yolla icra etmektedirler. Çocukları tercih etmelerinin nedeni ise bu ülkelerdeki o dönem bacaların bir kısmında asıl temizlenecek yerin boyutları yüzünden çocuk vücudunun gerekliliğidir. Aslında çok tehlikeli bir iştir, zira bu iş için Milan'a getirilip de geri dönemeyen çocukların olduğu söylentileri de vardır. Baca dediğimiz şeyse aslında şöminelerin bacalarıdır. God of Death, Romeo'ların köyüne geldiği anda talihsizlikler yaşanmış Romeo'nun ailesi tamamen çaresiz kalmıştır. Yine de babası Romeo'yu isteseler de böyle bir şey için ne kadar para öderlerse ödesinler asla göndermemeye kararlıdır ama Romeo babasından gizli ailesi için bu anlaşmayı imzalar ve o da artık bu çocuklardan birisi olur, hikayemiz de bu noktada başlar. Yolculuğuna çıktığı anda hayatında büyük bir döneme etki edecek olan Alfredo ile de tanışıklığı böylece başlamış olur. Yolculuklarında uğradıkları her kasabada, çeşitli yerden gelen çocuklarla birleşerek grubu tamamlamış olurlar ve artık Milan'a olan yolculukları, yani 2 yıl boyunca sürecek acı ve güzel günleri de böylece başlamış olur. Romeo'nun hayatında unutulmayacak acı hatıralar bırakacak olan bir dönem olsa da aslında onun için hayatınının dönüm noktalarından birisi olacaktır çünkü Alfredo ve onun gibi karşısına çıkacak olan tüm insanlar Romeo için birer rehber gibi olur ve hayatını şekillendirecek fikirler almasına, yani ufkunun genişlemesine de yardımcı olacaktır. Romeo hayatı için kararlar alabilecek olgunlağa da bu kişiler ve Milan'daki yaşadığı günler sayesinde ulaşmış olur.



Romeo artık Milan'dadır. Onu alan aileyle, patronu yani evin babası hariç tüm fertlerle başlarda büyük sorunlar yaşamaya başlar ama asla yılmamaya karar vermiştir. Bu esnada evdeki Angela sayesinde Milan'daki Alfredo dışında ilk arkadaşını edinmiş olur. Başlarda yasaklı bir arkadaşlık olduğu için gizlice görüşmeye başlarlar. Okuma yazma bilmeyen Romeo bu eksikliğinin zorluğunu da yaşamaya başlamıştır, bu sayede hayatının en büyük ve bir o kadar da değerli olan ilk adımını da böylece atmış olur. Alfredo ile yolları ayrılmıştır, zira Alfredo'nun patronu insanlıktan nasibini hiç almamış biri olduğu için Alfredo'nun işi Romeo'dan daha zordur. Yaşadıkları ailelerin ve çalışma hayatlarının zorlukları yetmiyormuş gibi bir de, kendilerine bir isim almış olan ve Milanlı çocuklardan oluşan bir çeteyle de başları zamanla derde girer çünkü bu grup Romeo ve Alfredo gibi yabancıları şehirlerinde istememektedir. Tüm bu zorlukların ve Alfredo artı Angela gibi güzelliklere bir yenisi daha eklenir. Romeo'nun patronunun devamlı müşterisi olan Doktor dünyada görüp görebileceğimiz en iyi insanlardan biridir. Romeo'ya bu dünyada, yani Milano'da en insancıl davranan ilk kişidir belki de. Doktor, Romeo ve diğer arkadaşlarının, yani 'Black Brothers'daki tüm çocukların en büyük yardımcısı, bir nevi koruyucu babaları, bir nevi de en yakın sırdaşları, hatta onların en zor anlarındaki en büyük destekçilerinden biri olur. Kısacası bu ufaklıklar için yeri doldurulamaz bir dosttur. Romeo'nun geleceğini çizmesinde de örnek aldacağı kişilerden birisi olur. Belki de Romeo no Aoi Sora dünyasında en sevilecek kişi olup çıkar. :) Tüm bu karakterlerin giriş çıkışlarıyla Romeo'nun Milan günleri de başlamış, hatta yarılanmıştır artık. Sizi hüzün dolu ama bir o kadar da keyifli bir dünyaya çekip almıştır. 



Seriyi izlemeden önce 'oldschool' oluşuyla ilgi gördüğünü düşünmüştüm ama öyle değilmiş işte. Seri akıp gidiyor resmen. Bir başladığınız anı hatırlıyorsunuz, bir de finale ne kadar çabuk geldiğinizi. Ara ara  izleseniz bile bu hissi yaşayacağınızın garantisini verebilirim. Öyle güzel bir dünya oluşturulmuş ki o dram için bile bu güzelliğin olmazsa olmazlarından biri diye düşünüyorsunuz. Eskilerin animelerinde hep başka ülkelerin hayalleri varmış kesin. Çocukluğumun animelerinde hep Japonya dışı ülkeler görüyorduk, Japonya dışındaki bir dünyayı bize sunuyordu. Mekan çizimleri de bu noktada kendini göstermiş sanırım. Japonyaya dair her şey zaten güzel, sizi bilmem ama benim için öyle. Gidip görmek nasip olmadı elbette ama yine de efsunlu bir havası olduğuna inanmışımdır hep. Bir animeyi izlerken ise illa ki Japonyaya dair olsun gibi bir düşüncem olmadı hiç. Zira Romeo dünyası gibi bir atmosferi de koklamak gibisi yok. Serinin samimiyetine çok yakşıyor, onun o neşeli ve hüzünlü dünyasının böylesi güzel mekan çizimleriyle bütünleşmiş olması  belki de serideki en büyük rollerden birisi. Belki de seriyi izlerken, ''Hiç bitmesin.'' hissini bana veren şey buydu. Hangisiydi bilmiyorum ama ben bu Romeo dünyasını sevdim. İstediğim ne varsa da fazlasıyla aldım. Karakter doluluğuyla, konunun ilerleyişiyle, o çocuksuluğun getirisi olan tüm güzellikleriyle, ''İyi ki izlemişim.'' dediklerimden biri oldu Romeo no Aoi Sora. Tadı damağımda kalanlardan hatta. Keşke bugüne kadar bekletmeseydim, diye dediklerimden bir nevi. Hele de o finali...


Başlangıcıyla bende bıraktığı o hissi son anına kadar götürebilen nadir serilerim var. Romeo no Aoi Sora da bunlardan biriydi işte. İzlemeye başlayacağım dakikalardan itibaren kendimi bir anda o dünyada bulup  izleyişimi noktalasam bile hala o dünyada kaldıklarımdan birisi. İzleme listeme bir sürü güzellik eklediğim bir dönemdeyim aslında. Arka arkaya hep güzel serileri seçmişim. Hal böyle olunca da izledikçe izleyesim geliyor. Bazen durasım geliyor ama işte bu dünyalar yok mu? Karşı duramıyorum, hele de eskilerin tadını taşıyorsa ve mis gibi nostalji kokuyorsa nasıl durayım? Olsun varsın, Romeo gibi biriyle beni tanıştıracaksa gelsin. Ya da Alfredo, hatta 'Black Brothers'ın tüm üyeleri, bir noktadan sonra Romeo'nun patronu... Burda durmam lazım, yoksa daha bir sürü isim sayacağım. Kızdığım noktalar olmadı değil aslında. Hüzünlendirici anların olması belki de bu serinin gerçekçiliği. Elden bir şey gelmiyor maalesef ama izlerken de insanın içini burkmuyor değil. Seriyi noktaladım evet ama sanırım etkisini uzun süre  taşıyacağım kesin. Ha dramatik olarak değil, dedim ya seri tam anlamıyla ilk dostluklar, ilk aşklar, hayatın ilk zorlukları (belki onlarınki bizimkinden daha fazla), hayatımızı şekillendirecek olan insanların hayatımıza girişleri ve en önemlisi de hayata dair alınacak olan önemli kararlar. Bunların hepsini toplayın ve bir isme yükleyin. Alın size güzel bir seyirlik. Bence her anime severin şans vermesi gerekenlerden birisi. Ha serinin müziklerini de unutmayın derim. Zira şu hoş açılışı dinlemeden geçip gitmemek adına bunu da şuraya bırakıp köşeme çekileyim. ;)


0 yorum:

Yorum Gönder