26 Şubat 2018 Pazartesi | By: Squaw

Bazen bir Külkedisi olmak istersin. Lakin gerçek, sandığın gibi masallardaki kadar eğlenceli olmayabilir, Prens'in hayatı da... ~ %100 Perfect Girl ~



KÜNYE
Orjinal Adı: 100%의 그녀
Tür: Manhwa
Cilt Sayısı: 11
Bölüm: 83
Yıl: 2006 - 2009
Tür: Dram, Romantik, Shoujo, Psikolojik
Yazar/Çizer: Wann


Jay Jin liseden sonra üniversitede sanat okuyup tüm hayatı boyunca da sanata yönelmek isteyen bir liseli fakat sanat okumanın, daha doğrusu sanatla uğraşmanın pahalı bir hayat getirisi olduğu da su götürmez bir gerçek. (Sanırım bu tüm dünya için geçerli olan bir kural. :P). Kore'de annesi ve abisiyle yaşayan Jay'in aile durumu çok da iyi değildir, sıradan bir aileye sahip Jay için hayat daha yeni başlıyordur. J(arte)  Max ise iş bağlantıları için Kore'de bulunan bir yabancıdır. İkilinin adlarında bulunan J harfleri dışında hiçbir bağlantıları ya da hiçbir ortak noktaları yoktur. Birbirinden bağımsız olan ikilimiz şans eseri bir otelin lobisinde karşılaşırlar ve bu onlar için hayatlarının dönüm noktasına atılmış olan ilk adımdır, hatta son adımdır diyelim biz. Aslında tanışma demek ne kadar doğrudur bilinmez ama bu karşılaşma ikilinin hayatında önemli sarsıntılar yaratacak ve ikili için girecekleri uzun bir yolculuğun başlangıcı olacaktır.



J. Max aslında iş adamından daha ötede bir konumdadır, o avrupada bir ülke olan Roinne'nin (bu da manhwa için oluşturulmuş bir ülke sanırım) modern dünyadaki prensidir ve konumu gereği ne nişanlısını ne de aşık olabileceği birini seçme özgürlüğü vardır. Yine de, o tüm bu dayatmalara kulak asmaz ve kendi kararlarını verebileceğini ispatlama yoluna girer. Jay'in peşine düşer ve sonuna kadar da gitmeye kararlıdır. Her şey bir Külkedisi masalına dönmüştür, aslında dönmemiştir. Madalyonun bir de görünmeyen yüzü vardır çünkü J. Max'in ülkesi ve yaşadığı yer Kore değildir, ya da Korece konuşan insanlarla dolu yabancı bir ülke değildir, hatta ülkenin başında olan kişinin istediği her şeyi yapma özgürlüğü de yoktur. Dahası hayatı devamlı rakip kişiler tarafından tehdit altında olan biri, sorun yaşadığı ülkelerle tehlikeli oyunlar oynayabilecek bir krallıklığın lideridir. Yani J. Jay düşlediğinden daha farklı bir peri masalanın içine adım adım ilerlemektedir. Peri masalı esintisi yavaş yavaş kendini gösterse de Jay için her şey daha da zorlaşmaya başlar çünkü dilini bile bilmediği bir ülkede istediği özgürlüğü olmadan ne yapabilir, özgürlüğü olsa bile nasıl bir hayat onu bekliyor olabilir kimse tahmin edemez.



Biliyorum az buçuk spoiler tadında olacak ama asıl hikayemizin de bu noktadan sonra başladığını düşünürsek ben buna pek de spoiler gözüyle bakamıyorum sanki. Çiftimiz nişanlanır, zira J. Max, J. Jay'in kendisi için %100 diyebileceği en iyi seçim olduğunu düşünür. Aslında öyledir de ama sevgi her şeyi çözemeyebilir ve aşkın gücüyle her yükü kaldırabileceğini düşünenler yanılabilir de. Bulundukları konumun getirilerini unutup bir peri masalına inandıkları için kendilerini çok geçmeden bir çıkmazda ve tehlikeli olayların içinde bulurlar. Hayat sadece %100 uyumlu birini bulmak değildir, madalyonun öteki yüzünü de düşünmek gerekir.  Olay sadece farklı dil zorluğu da olamaz, bunlar aşılabilecek zorluklar ama ya aynı dili konuşabilsen dahi başa çıkamayacağın zorluklar? J. & J. her şeyin farkındadır ama vazgeçmeye de niyetleri yoktur. Girdikleri yolda kaybolma noktasındadırlar belki ama onlar savaşmayı göze alabilecek kadar aşıktırlar. Kaybolsalar da aşkın onlara rehberlik edebileceğine olan inançları ile yola koyulurlar. Belki de yaptıkları en büyük hata bu olur ama o yola çoktan girmişlerdir ve  adım adım kaybolmaya başlamışlardır. Kaybettikleri sadece aşk olmaz, koca bir ülkenin prensiyle nişanlı olmak kolay değildir elbette, onun olumsuz getirilerini de düşünmek gerekir ama Jay bunları göze alabileceğini düşünerek Jarte'ye çoktan kapılmıştır bile, kapılmaktan ziyade o artık resmi olarak Roinne'nin Prensesi olma yolundaki ilk adımı atmıştır.  Çoktan hikayemizin kahramanı olmuş, o da en az Jarte kadar  Roinne halkı,  tüm basın ve daha niceleri tarafından tanınmaya başlamıştır.  Tanınmak güzel şeydir aslında, tehlikeli yanları olmasa.


Lise temalı shoujolardan sıkıldaysanız ve farklı bir şey arıyorsanız eğer 100% Perfect Girl sizin için biçilmiş kaftan. Hele de olayın, yarıdan sonra başka bir boyuta taşınmasıyla ciddi anlamda klişe kalıplardan sıyrılan bir isim olup çıkıveriyor bu manhwa. Sağ gösterip sol vuran bir isim aslında, güllük gülistanlık bir shoujodan çok ötede. Siz de bu tür sürprizleri olan mangaları/manhwaları severim diyorsanız eğer bu güzelliğe bir şans verin derim. Zira beklemediğim anda yüzüme indirdiği o tokadıyla okudukça okuma hevesi aşıladığı doğrudur. Bir peri masalı okuyacağımı düşünürken çeşitli entrikalar ve tehlikeli oyunların ortasında kalan kahramanlarımızın hikayesini okurken buldum kendimi. Peri masalından ziyade altın kafese konulan kuşun hikayesi demek daha doğru olur. Dahası da bu kafesteyken yaşadığı tehlikeli oyunlar, kaçma isteği, pskolojik sorunların getirisi ve sonrası... Daha fazla detaya giresim yok, zira daha da gidersem bu kez spoilerın dibi olacağı kesin. ;)


Can't Lose You okuyanlarımız bu yazarın işleyişi hakkında az çok tahminde bulunabiliyordur eminim ama bu kez daha farklı bir hikaye sunmuş. Sıradan bir shoujonun esintilerini okuyup köşeme çekileceğim dediğim anda beni bambaşka bir dünyaya sokuşuyla Can't Lose You'dan daha ayrı bir manhwa okuduğumu belirtmem lazım. Can't Lose You da gayet keyifli okumalıklardandı, hatta heyecanlıydı da. O da bir klişelerden sıyrılmıştı. Onda da farklı bir shoujo esintisi ile bizi selamlıyordu Wann. O da dramatikti, psikolojikti ve bu yönüyle baktığımızda yine aynı esintilerden bize ulaştırılmıştı ama bu kez daha farklı bir sunuşla yapmış sanki. Aşkı önce nefrete dönüştürmüş, nefreti sonra kıskançlığa, kıskançlığı da sonra endişeye ve sen son da tüm bunları tek bir noktada buluşturmuş; tehlikeli bir dünyanın ortasındaki çaresizliğe, kayboluşluğa. Jarte bazen küçük bir çocuk gibi sahip olduklarını kimseyle paylaşamayan aksi birine dönüşebiliyor, bazen tatlı olabiliyorken bazen de korkutabiliyor ama daha çok sevimli taraflarını göstermiş bize mangakası çünkü tüm bunların yanında koruma iç güdüsünü törpüleyemen bir aşık olup çıkıveriyor kendisi. Öte yandan J. Jay hepimizin hayatında özenebileceği bir lükse kavuşan bir peri masalı kahramanı kıvamında ama özgürlüğünü özlediğini fark edince de iş işten geçme raddesine gelmiş sanki. Eh araya da çeşitli karakterler girince hikaye vakit kaybetmeden hiç beklemediğimiz yöne girmekten de kendini alamıyor. Hal böyle olunca da, bu noktada, sizi o büyülü dünyanın yanında karanlık bir düşe de götürdüğünü söylemek boynumun borcu. Olay ikinci bir erkeğe aşık olma ya da ihanet değil. Hatta bu noktada, ''Bir shoujoda daha fazla ne olabilir ki?'' tarzdaki bir soruya verebileceği en güzel cevapla da sizi selamlıyor Wann. Jay ya da Max'in sonu önemli değil sanki bu manhwada, asıl önemli olan o noktaya kadar gelirkenki yaşadıkları. Biraz aksiyon, biraz merak, biraz da özlem sanki. Mangakamız hepsini bir hikayeye nasıl sığdırmış anlam veremiyorum, çok da düşünmedim aslında ama yer yer verdiği kopukluklar dışında tek bir isimde birçok duyguyu depoladığını söyleyebilirim, depolamaktan ziyade güzelce harmanlamış. Bu yönüyle de beni kendine hapsetmesi hiç de zor olmadı, hiç kaçasım da yoktu zaten. Biraz da gönüllü bir bağlanıştı benimkisi. ;)


Gelelim işin psikoloji kısmına. Bir shoujoda ne kadar olabilir, diye düşünenlerimiz vardır eminim. Zira az buz değil, baya üzerine düşündüğüm şeylerden birisidir. Psikolojik yapımlara çok şans vermiyorum çünkü beni zorluyor, hele de psikoloji adına kastırılan yapımlardan uzak durmayı tercih ederim genelde ama bir shoujo ya da romantizm ile birleşince izlettirmiyor/okutmuyor da değil sanki. Birkaç shoujo ve romantik yapımda severek takip ettiklerim oldu, psikolojiyi de kucaklayan bu shoujolardan gönlümde yer ayırdıklarım da. Bu nedenledir ki çok da uzak durma niyetinde değilim. 100% Perfect Girl'de de bu etiketi görünce pek tereddüt ettiğimi söyleyemem. Beklentilerim vardı ve bu beklentilerimi de layığıyla geri aldım çünkü mangaka karakterlerin içinde bulundukları durumların psikolojilerini gayet güzel işlemiş. Bir çiftin psikolojisini işlemek zor olsa gerek çünkü tek bir birey yerine ortak paydada buluşan iki kişinin aynı olaydan etkilenişlerini işlemek zorundadır. Hatta yeri geldiğinde aynı olayı bize farklı bakış açısıyla yansıtması da gerekir. Eh bu da biraz uğraşı ister ki bu noktada mangakanın iyi iş kotardığını düşünüyorum çünkü ne bir düşüş vardı ne de bir kopukluk. Yukarıda daha önce bahsettiğim kopukluk daha farklı şeylerdeydi, çiftin işlenişinde değil. Aksine ben bu kısımları daha bir sevdim sanki. Mesela Jarte'nin J. Jay geri geldikten sonra onunla arasına koyduğu köprü, J. Jay'in bir dönem Luigi Calpetti'ye Jarte'den daha fazla güvenmesi... Neyse, bu kadar spoiler yeter. ;) Mangakamız olayı sadece J. & J. ile sınırlamıyor elbette, zamanla tanışacağımız Glarence Ewon ve Luigi Calpetti gibi iki yakışıklıyı da devreye sokmaktan çekinmiyor.  İyi de yapıyor sanki.  :P 


Karakterleri  bize sunarken detaya inerek işlemekten de geri kalmıyor. Hiçbir karakter yüzeyselde kalmıyor, aksine neden kendilerini bu kadar gösterme hevesindeler sorusuna ayrı ayrı cevap veriyor. Bu da sevdiğim diğer bir özelliği idi aslında. Ha bir de, yaşadıkları ülkenin atmosferini yabana atmayalım derim ben. Tasarımların güzelliği size ciddi anlamda bir peri masalı ortasındaymışsınız hissi veriyor. Olayın Kore'de geçmiyor oluşu da sanırım manganın diğer artılarından birisi. Uzak Doğu esintilerinden uzakta geçmesi onu sanki daha da bir peri masalı kalıbına sokuyor, belki mangakanın okuyucuları için hazırladığı oyunun kandırmacası da burda başlıyor. Nedeni nedir, ya da nerde sizi yakalayacak tuzaklar kurmuş bilmiyorum ama beni yakaladığı tuzak belli; sağ  gösterip sol vuran noktası. Sanırım bugünlerde bir shoujodan beklediğim şey de buydu. (Gerçi ben bu manhwayı yaz başında okumuştum.) Yer yer J. Jay' e uyuz olsam da, yer yer Jarte'ye kızsam da, yer yer diğer karakterlerden bazılarını öldürme isteğiyle dolsam, yer yer Luigi'nin çekiciliğinde kaybolsam da ben bu manhwayı sevdim sanki. Nasıl sevilmesin ki? O karakter tasarımlarının güzelliği, shoujonun dibine vuruşu, heyecanın bir an olsun eksilmeyişi ve daha fazlasıyla bu mangaka nasıl sevilmesin? Sizi bilmem ama sanırım ben Wann'ın takipçilerinden biri oldum bile. Tüm yapımlarını bilmiyorum, henüz iki çalışmasını okumuş bulunuyorum ama diğer işlerinden de gözüme kestirdiklerim oldu. En kısa zamanda onları da okumak dileğiyle. :)



0 yorum:

Yorum Gönder